30. MECLİS

Bu konuşma sabah üzeri Ribât’ta yapıldı.

Konuşma tarihi: Hicrî 16 Cemâziyelâhir 545, Milâdî 1150.

Allah Teâlâ’nın nimetlerini görüp varlığını itiraf edene saadet­ler olsun. Her varlığı O’na bağlayana saadetler olsun. Nefsini bir yana atarak sebepleri, gücünü, kuvvetini Hak Teâlâ’ya verene saa­detler olsun.

Aklı başında olan odur ki, yaptığı işin hesabını Yaratan’ına sor­masın, O’ndan mükâfat istemesin. Her hâlini buna uyduran akıllı insandır.

Sen yaptığın ibadetin mânasını bilmeden ibadet edersin, zâhidlik yolunu anlamadan tutarsın. Dünyaya sarılırsın, fakat ne olduğu­nu bilmezsin. Bu hâl kalbine perde üstüne perdedir. Felâket üstüne felâkettir. Bu hâle gelen, hayırla şerri ayırt edemez. Sen de hayrını şerrini ayırt edemezsin; lehinde ve aleyhinde olanı çıkaramazsın; düşmanla dostunu fark etmen kabil olmaz. Bu başına gelenler, ceha­letinden oluyor. Büyük önderlere hizmet etmediğinden çıkıyor.

Her şeyin bir önderi vardır. Bilginin önderi, yapılacak işlerin ön­deri ayrı ayrıdır. Onların her biri, kendi çapında Hakk’a delâlet eder­ler. Her kimi terbiye edecek olsalar önce sözle yola getirirler, sonra yaptıkları işle çağırırlar. Hakk’a vasıl olman, onların vasıtası ile olur. Hakk’a vasıl olan, bilgi ve zühd yolu ile olur. Bu zühd yolu, hem kalp, hem de kalıpla olur.

Kendini ilk defa zâhidlik yoluna verenler, dünyayı ellerinden çı­karırlar. Bir zâhid vardır, zâhidlik hâlini varlığına yerleştirdikten sonra dünyayı kalbine koymaz. Bunlar büyük kişilerdir. Kalpleri ile zâhid oldukları için zühd onlarda hâl olur. İçleri, dışları ona bürünür.

Tabiî hâllerinin ateşi söndü. Boş gururları kırıldı. Nefisleri itmi­nan derecesini buldu; şerri gitti.

* * *

Ey evlat! Bu zühd öyle şeydir ki, elle yapılmaz. Elini attığında tutabileceğin gibi de değildir. O birkaç adımdır. İlk adım, dünyaya olduğu gibi bakmaktır. Bu görüşte, peygamberlerin ve geçmişte ye­tişen velî kulların tutumu esas olmalıdır. Onların ibadetten yana boş zamanı olmamıştır.

Dünya görüşünün, onların görüşüne uyması şarttır; onlara uy­mak böyle olur. Sözde, işte, gizlide, aşikârede. Hasılı surette ve mâ­nada onlara uymalısın. Onlar gibi oruç tutmalısın. Onlar gibi namaz kılmalısın. Dünyadan alacağını onlar gibi almalısın. Bir şeyi sever­sen onlar gibi sevmelisin ve bıraktığını onlar gibi bırakmalısın. Onlara, anlatıldığı gibi uyarsan, Allah Teâlâ sana bir nur ihsan eder.

Nefsinin ayıplarını onunla görürsün. Başkalarına da o nurla bakar­sın. Hem senin, hem de başkalarının ayıbını onunla görürsün.

Her şeyin değerini O verir, ama zâhid olursan. Bu ki sabit oldu, kalbine yakınlık nurları dolar; böylece iman sahibi, ikan sahibi, arif ve âlim olursun. Her şeyin asıl suretini ve manevî yolu görürsün. Dünyaya baktığın zaman görüşün, geçmiş büyüklerin görüşüne uyar. Onlar dünyadan kalplerini çekmişlerdi. Sebebi, dünyanın ihtiyar, porsumuş görünüşü ve çirkin bir hâlde oluşu. Bu, o Allah yolcula­rının görüşüdür. Onlara uyarsan, görüşün onlarınkine benzer. On­lar gibi olmayan mülk sahipleri, dünyayı yeni gelin gibi görürler. Hâlbuki bu hâl, Allah yolcularının katında olmaz, dünya onlara zelil ve hakir gelir. Onun üstünü başını yırtar, saçlarını yolarlar. Yüzünün etlerini diderler. Dünya onlara kısmet vermek istemez. Fakat onlar, inadına hisselerine düşenleri alırlar. Dünyalık alırken öbür âlemi unutmazlar; zaten bütün hâlleri öbür âleme dönüktür.

* * *

Ey evlat! Dünya için yapacağın zühdü iyi yapmaya güçlü isen yap. Gönlünden kopan arzu ve istekle yap. Halka karşı da aynı duy­guları besle. Onlardan alacağın herhangi bir şeyi Allah’ın emri ile al. Onlardan korkma, bir şey umma. Nefsini de zühd gözü ile gör, sözlerini ona göre tart. Bu yola koyulursan, ilham ve rüya âlemin­de sana, yaratılmışlardan kaçma duygusu aşılanır. Dikkatli ol. İlâhî duygularda kalbin sakin olması lazımdır. Elde edilmesi gereken en üstün şey, kalbin sakin olmasıdır. Kalbe sükûn hâli yerleşmesi için, nefsin sabırlı ve şahsî şeylerin yok olması lazımdır. Bu olunca kalp, Hak yakınlığı ile dirilir.

Bu yolda ölüm ve sonra dirilmek var. Allah dilerse seni diriltir. Kullara iyilik için gönderir. Sen de kullara döner, yararlı işlerini gö­rürsün ve onları Hak Teâlâ’nın kapısına götürürsün. Artık dünya sana zarar vermediği için ondan kısmetini çekinmeden alırsın.

Sana kuvvet gelir. Halkın kalp karanlığını giderirsin; düştükleri dalâlet çukurundan çıkarırsın. Onlar arasında ilâhî emrin mümessi­li olursun. Bazen bu vazife arzuya bırakılır. Sen de böyle bir vazife istemezsen, Hak yakınlığı sana yeter. Bilcümle, esma ve sıfat âlemle­rini bırakır, zatî tecellinin yeterliği ile yetinmeye bakarsın.

Yaratıcıyı bulduktan sonra yaratılmışları neylersin ki? Her şey­den önce eşyayı Yaratan’a bakarsın. Zaten cümle yaratılmışlardan önce O vardı; kâinatta her ne ki var, O yarattı.

Yağmur gibi günahınız yağıyor; buna karşılık her anınız tevbe ile geçmeli.

Yazık sana, sadece göğsünü kabartıp gezmeyi biliyorsun. Şehe­vî arzunla çok hoşsun. Bakılıp ibret alınacak bir hâldesin. Kabirde yatıp kalanlara bak. İman dilinle onlara hâlini sor; perişan hâlini onlar sana bildirirler.

* * *

Ey evlat! Hakk’ın irade sahibi olduğunu iddia etmektesin. Bir taraftan böyle yaparken, öbür yandan velî kullara varlık vermekte­sin. Allah istediğini yapar. Ayrıca velî kullar da istediğini yapar di­yorsun. Bu hâlin şirk olur. Seni davet ediyorum, yola gel! Tecrübe etmeme lüzum yok; bu hâlini anlıyorum.

Allah tarafından size âmir olarak gönderildim, içi dışına uyma­yanların sözünü keseceğim. Onların sözlerini, işlerini yüzlerine vu­racağım. Âdeta bir zaptiye gibi başınızda bekleyeceğim, ey münafık­lar! Ben vazifeyi bilhassa yaşlılar için yaptırmaktayım, işi yapmam için önce onlardan başlıyorum.

Ey yeryüzündekiler, işlerinizin hamuruna tuz katmadan yoğurunuz; sonra bana geliniz ve tuz alıp katınız. Ey tuz ektirmek sevda­sında olan, bana yaklaş.

Ey münafıklar, hamurunuza tuz katılmamış; onunla ekmek ol­maz. Ona bilgi unu katmalısınız, ihlâs tuzunu da ektikten sonra yo­ğurmaksınız, o zaman ekmeklik olur.

Ey münafık, sen ikiyüzlü olarak yoğruldun. Yakında bu hâlin ateş olacak. Kalbini o hâlden kurtar. Kalbini zorla temizlemeye bak. Onu temize çıkarırsan, diğer duyguların da onunla birlikte temizle­nir. Kalp, diğer duyguların uyması gereken bir şahtır. O doğru olur­sa ona uyanlar da doğru olur. Kalbin iyi olması, diğer duyguların ol­gun olmasına sebeb olur. Kemâle eren bir iman sahibi ise, ehline, komşularına ve ülkesinde bulunan halka örnek olur. Herkes ona uyar. Sağlam seciyeli iman sahibi yükselir. Kul, iman kuvveti arttık­ça yükselir ve Hak yakınlığını bulur.

* * *

Ey cemaat! Allah Teâlâ ile hoş olunuz. O’nun verdiği emri yap­madığınız takdirde, kendinizi koruyunuz. Her hükmünü yerine ge­tiriniz. O’nun verdiği hükümler, yapılacak işlere dayanır. Zahirde belirli işleri yapmak varken kaderinizin önce vermiş olduğu hükümle meşgul olmaktan korkunuz.

Şu anda elimizde ilâhî ahkâm mevcuttur. Onun hakkını ödeyi­niz. Onunla iş tutarsanız elinizden tutar; kimin için iş yaptınızsa onun kapısına vardırır. O kapıda bilmediğinizi o dem öğrenirsiniz. O kapının sahibi bilgi yoluyla sizinle olur. Halk da onun vermiş olduğu hüküm sayesinde sizinle kalır. Sen: “Şu veya bu…” deme.

Önce iş tut. Sonra onu ara. Başka türlüsü yoktur, önce ayakla­rın yer tutmalı; sonra başka işlere bakarsın. Tahsil çağındaki yavru­lar nasıl bilgi edinirler, hiç görmedin mi?

Şimdiye kadar boşa yol aldın; geriye dön. İlim tahsil et. Sonra amel sahibi ol. Daha sonra da ihlâs yolunu bul. Peygamber (s.a.v) Efendimiz şöyle buyurdu: “Başladığın işe dair bilgini derinleştir, bitir. Başka işlere sonra…”

İman sahibi, kendine gerekeni öğrenir; sonra kulları bırakır, Yaratan’ın hizmetine koşar. Halkın iyi olmayan taraflarını anlar, sevmez. Mevlâ’nın yüce yönünü bilir, sever. Her işinde ona talip olur. Halkı da O’nun yoluna vardırmak ister. Halkın zayıf tarafı o zâtı üzer ve kaçırır. İman sahibi, kullara ilk zaman sevgi duyar.

Aradan zaman geçer, ilâhî bilgiye yakınlık bulur; kullar gözün­den düşer. İnsanları çok iyi anlar. Bilir ki, onların vasıtası ile gelse de ellerinde hiç bir kuvvet yoktur.

Ne yapıyorlarsa Allah tarafından oluyor. O hâlde kullara yas­lanmanın ne faydası var; onlara yakın olmaktansa uzak durmak da­ha hayırlıdır.

Ve kaçar…

Her şeyin özünü seçer, öze döner. Teferruatı bırakır. Teferruatın çok olduğunu, aslın bir olduğunu anlar, ona yapışır.

Fikir aynasını karşısına alıp bakar. Bir kapıda beklemenin kapı kapı gezip dilenmekten daha hayırlı olduğunu görür. Bunu iyi bildi­ği için kulları bırakır. Hakk’ın kapısında durur.

İman sahibi, ikan ve ihlâs yollarını tutarsa, aklın özüne sahib olur. Bu akıl sayesinde fâni kulları bırakır. Onların birer zavallı ol­duklarını anlar; onlara yüz vermez.

 Yukarı Çık

 

 

Fethu'r Rabbani

 

free web stats