39. MECLİS

Bu konuşma Cuma sabahı Ribât’ta yapıldı.

Konuşma tarihi: Hicrî 12 Recep 545, Milâdî 1150.

Dünya ve âhirette mülk istersen cümle varlığını Allah yoluna harca. O kez, emîr ve reis olursun. Bu hâlin, kendi özünde her za­man, başkaları için de zamanla olur.

Sana nasihat ediyorum; nasihatimi iyi dinle: Beni tasdik eder­sen, doğruluğunu ilân ederim. Yalan ve iftiralar atacak olursan, ya­lancı olduğunu tasdik ederim, bir daha kurtulman kolay olmaz. Her zaman yaptığının karşılığını bulursun.

Benden hasta hâline şifa al; aldığın ilâcı kullan. Şuna katî ola­rak inan: O ilâçla afiyet hâlini bulabilirsin.

Geçmiş insanlar, bir iyi kul bulmak için şarkı garbı dolaşırlardı. Bu dolaşma, gönüllerini açtırmak içindi. Bir tane bulacak olsalar­dı hemen manevî hastalıklarına şifa ister, alırlardı. Hâlbuki bugün sizin öyle bir şey aradığınız yok. Aramak değil, kapınıza dahi gelse, kovar oldunuz. Çok sevmeniz icap ederken bilgi sahiplerine ve fıkıh âlimlerine öfke duyarsınız. Şeriat bilgini olanlar velî kullardır; edep ve terbiyeyi onlar öğretir.

Şüphesiz, elinizde hiçbir ilâç durmuyor; benim bilgim, tıbbî tec­rübem sana ne fayda sağlar? Sana her gün bir temel kurarım, he­men yıkarsın. İlâç vasıflarını sayarım, ne çare ki, kullanmayı bir tür­lü istemezsin. Sana: “Şu lokmada zehir gizlidir” derim, ama yemeye çalışırsın. “Şunu ye, onda şifa vardır” derim, ondan kaçarsın.

Daima bana muhalefet etmektesin. Aksine şifalı şeyleri iter, ze­hirli şeye el atarsın. Yakında mâna yapında hâlin açığa çıkacak, iman hâlin de kendini gösterecek.

Sana nasihat ediyorum: Beni paslı kılıcınla bertaraf etmeye yeltenme. Senin ayrılıp gitmeni istemiyorum. Bir kimse Allah’la olur­sa onu kimse ürkütemez. Ne cin tayfası, ne de yırtıcı hayvanlar. Hiç biri o büyük zâtı korkutamaz. Hiçbir yaratık o kişiye dokunamaz.

İlim sahiplerini sıkıştırmayınız. Siz ne ilim sahiplerini, ne Pey­gamber’i, ne de Allah Teâlâ’yı tam mânası ile bilmektesiniz. Siz bunların cahilisiniz. İyi insanları bulunuz. Onlar, Hak Teâlâ’nın bü­tün fiillerine razı olurlar. Onlara yakın ol. Ve hâllerini öğren. Çün­kü bütün selâmet kazaya rıza göstermektedir. Emellerin kısılması da önemlidir. Dünya işlerine pek gönül kaptırmamak iyi olur. Nefsiniz­de bir hastalık sezince, hemen emellerinizi kısaltınız ve ölümü hatır­layınız.

Peygamber (s.a.v) Efendimiz, bir kudsî hadîsi şöyle anlatır: “Kullara farz kıldığım ibadet yapıldıktan sonra, kullarım bana ne ile en çok yaklaşır, bilir misiniz? Evet, kulum daima bana yaklaşır. Bu yaklaşma, farzla başlar, nafile ile de gelişir. Bana yak­laşınca, onu severim. Her kuvvetini ben veririm. Benimle işitir, be­nimle tutar ve benimle görür.”

Son kısmın şöyle bir tefsiri vardır: “Beni işitir, beni tutar, beni görür.”

O kulun bütün işleri Hak için ve Hak ile olur. Kul, yaptığı ibadetlerle gücünü ve kuvvetini harcar. Nefsini görmez ve bilmez. Öy­le zaman olur ki, zerre miktar kuvveti kalmaz. Ve kendisini halka karşı kuvvet sahibi bilir. Nefsini bir yana atar, kendisini Yaratan’ın tâatına harcar. Şüphesiz bu ibadet, kendisini Hakk’a yakın kılar. Ve Allah sevgisini getirir, iman sahibi uysallıkla kendisini sevdirir. Gü­nah ve hata ile kendisini buğza uğratır. Ve Hak yakınlığından kovu­lur. Ülfet ibadetle olur. Vahşeti masiyet doğurur. İnsan, kötülüğe da­lınca iyi işleri yapmaktan kaçar. Çünkü iyi işler güzellik doğurur. Kötülüğü arzulayan, hayrı neylesin? Bir kimse ki, İslâm dinine ken­dini vermez, o helak olan kimselerle yıkılır gider.

Çalış ve cehd eyle. Yalnız amele de güvenme. Yaptığın işlerde Hakk’ın kudretini gör. Ameli bırakan sadece ümitle yaşar. Amele gü­venen kendini beğenir ve gurura kapılır.

* * *

Cemaat vardır, dünya ile âhiret arasında döner. Cemaat vardır, cennetle cehennem arasında kalır. Cemaat vardır, yaratılanla Yara­tıcı arasında kendisini kaybeder.

Zâhidlik hâlinde isen dünya ile âhiret, korku sahibi isen cennet­le cehennem, irfan sahibi isen yaratılanla Yaratıcı arasındasın. Bir defa Hakk’a döner, sonra kullara bakarsın.

Allah yolcularına, öbür âlemin işleri bildirilir. Onlar her şeyi si­ne gözleri ile görürler. Onlar yalnız haberle yetinmezler.

Allah yolcuları, bütün günlerini Hakk’a kavuşmayı düşünmekle geçirirler. Onlar ölüm korkusu geçirmezler, çünkü ölümle ebedî sev­gililerine kavuşacaklarına inanmışlardır.

Sonunda ayrılman mukadder olan şeyi şimdiden bırak. Nasıl ol­sa sonunda veda edeceğin kimselerle şimdiden vedâlaş. Yanlarından ne zaman olsa göçmen gereken şeyleri şimdiden terk eyle; isterse bunlar ehlin veya halk olsun. Sen kabre atılınca onların sana ne ya­rarı dokunabilir ki? Hakk’ı unutup uygunsuz arzu ile sarıldığın şeyle­ri bir yana at, tevbe et.

Ey cemaat! Verâ sahibi olunuz; yani kendinizi kötülükten beri alınız. Bu verâ hâli, dinin kisvesidir. Dininizi bezemek için benden kisve isteyiniz.

Bana uyunuz; çünkü ben Peygamber (s.a.v) Efendimiz’in çizdiği yoldayım. Ben daima ona uymaktayım. Onun yediği gibi yerim, iç­tiği gibi içer ve evlendiği gibi evlenirim. Diğer hâllerde yine ona uya­rım. Her neye ki işaret etmiş, onu durmadan yaparım. Böylece Al­lah’ın murad ettiği şeye nail olurum.

Ben Allah’a hamd ederim; senin övmen ve kötülemen benim için bir mâna ifade etmez; vermen, ve alman bana bir iş görmez. Hay­rın da şerrin de senin olsun, gelmene veya gelmemene bakmam; çün­kü sen cahilsin. Cahile kimse aldırış etmez. Sen kendi kuruntunla ibadet eder, iyilik bulduğunu sanırsın; ama yarın yüzüne vururlar. Çünkü cehaletle kulluk eyledin. Cahillik hâlinde yapılan kulluk, fe­sattır. Peygamber (s.a.v) Efendimiz şöyle buyurur: “Bir kimse, cehaletle iş tutarsa, yıktığı yaptığından çok olur.”

Sen Kitap ve Sünnet’e uymadıktan sonra felah yolunu bulman kabil değildir.

Bazı büyükler şöyle der: “Büyük bir önderi olmayan, şeytana uyar.”

Kitap ve Sünnet’le amel eden büyük zâtlara uy. Onlara uymasan bile haklarında iyi düşün. Onları gördüğün yerde saygı göster. On­larla iyi geçin, felah bulursun.

Kitab’a uymayan, Sünnet’i tanımayan, irfan sahiplerinin verdiği vazifeleri benimsemeyen, ebedî felah bulamaz. “Kendi görüşü ile yetinen şaşar.” Bu yüce kelâmı işitmedin mi?

Senden daha bilgili kimseleri dinleyerek özünü terbiye et. Nef­sin ıslâhını tamamla, sonra başkalarına başla. Peygamber (s.a.v) Efendimiz şöyle buyurur: “Nefsini ıslâha başla; o bitince diğerlerini!” Yine buyurur: “Yakın kimseleri ihtiyaçtan inlerken yabancılara sadaka ver­mek yakışmaz.”

 Yukarı Çık

 

 

Fethu'r Rabbani

 

free web stats