49. MECLİS

Bu konuşma Cuma günü medresede yapıldı.

Konuşma tarihi: Hicrî 11 Şaban 545, Milâdî 1150.

Abdullah b. Mübarek (r.a)’dan naklederken şöyle bir hikâyesi­ni anlatırlar:

“Günlerden bir gündü, bir dilenci geldi. Az yiyecek istedi. Ya­nında on yumurta vardı. Hizmetçiye emir verdi, hepsinin dilenciye verilmesini bildirdi. Hizmetçi dokuzunu dilenciye verdi, birini sak­ladı.

Akşam olmuştu; biri geldi, kapıya vurdu. Oracıkta bulunan yu­murta selesini istedi. Hizmetçi vermek istemedi. Abdullah b. Mübarek geldi, seleyi hemen uzattı. O yabancı kişi seleyi iade ettiği zaman için­de doksan yumurta vardı.

Bunun üzerine Abdullah b. Mübarek hizmetçiyi sorguya çekti. Önce gelen dilenciye dokuz yumurta verdiğini, bir tanesini akşam iftarına sakladığını öğrenince:

“Sen bize on yumurta zarar ettirdin” dedi.

İşte büyük insanların Hak ile muamelesi böyledir. Verdikleri bi­re karşı on alırlar. O büyükler Kur’ân’da ve Peygamber (s.a.v) Efen­dimiz’in sünnetinde ne varsa inanır, tasdik eder ve gereğini yapar­lar. Onlar Kur’ân’ın hükmü içindedir. Hiç bir hareketleri ve durma­ları, vermeleri ve almaları ona aykırı olmaz. Bütün işleri Aziz ve Celil olan Hak’la olur. O’nunla yaptıkları muamelede kâr ederler. O’nun hoşnut olduğu işleri yapmak için hiçbir fırsatı kaçırmazlar. O işlerin hangi kapısını açık bulsalar oradan girerler. O’nun zâtın­dan gayri cümle kapıları kapalı görür, kaçarlar. Cümle eşyayı O’na uydurmak isterler; O’nun herhangi bir şeye uymasını beklemezler. O’nun sevdiğini sever, sevmediğini sevmezler. Bu sebeple bazı bü­yükler şöyle der: “Allah Teâlâ’yı halka uyar sanma; cümle halkı O’nun yolu­na iletmeye bak.”

Hakk’a karşı geleni yık. O’nun yolunda zorluk göstereni ez. Al­lah yolunun hakikî yolcuları Hak tarafındadır. Hak için nefislerine ve başkalarına yardım ederler. Bu hususta hiç bir kınayıcı onları yo­lundan alamaz. Ve dinin emirlerini yerine getirmek için hiç kimseden korkmazlar.

* * *

Ey evlat! Hâlen içinde bulunduğun hevesi bırak. Sözde ve işte büyük yolculara uy. Yalancı dava ile onların ermiş olduğu makama varacağını sanma. Onlar belaya sabrettikleri gibi sen de sabret; on­ların hâline böylece erebilirsin.

Tecrübe kabilinden gelen bela olmasaydı insanların çoğu âbid ve zâhid olurdu. Lâkin onlara bela gelir, sabredemezler. Bu hâl on­lara Yaratıcı’dan perde getirir. Bazı acı hâllere sabırla karşı dura­mayana bir şey verilmez. Sabrı ve razı olmayı bırakırsan Hakk’a kul olmaktan çıkarsın. Sebebi ise sabırsızlığın ve razı olmayışın. Hak Teâlâ bazı kitaplarında şöyle buyurdu: “O kimse ki, hükmüme razı değildir, tecrübe yollu gönderdi­ğim belaya sabretmiyor, kendisine benden başka ilâh arasın.”

Onunla kanaat sahibi olun ve başkasını bırakın. Mukadder olan ister lehimizde olsun, ister aleyhimizde, gelir. Ne ise olur. İmana er­mek için teslim olmanın hakikatine varın. İkan -tam iman- yolu­nu bulmak için imanın hakikatine ermeye çalışınız. Bu hâllere erin­ce daha önce görmediğiniz şeyleri görürsünüz. Hak Teâlâ, her şeyi size olduğu gibi gösterir. Haber olarak duyduğunuzu açıktan seyre dalarsınız. İkan, sizi Hakk’a götürür ve cümle eşyayı O’ndan göste­rir. Kalp, Hak kapısına varınca keramet elleri uzanır, başına iyilik­ler yağdırılır. O iyiliği bulan kerim ve her şeyden üstün olur. Halk arasında iyilik bakımından üstün tanınır. Hiç bir manevî hâl ondan esirgenmez. Kalp, Hak ıslâh etmiş ise kerimdir. İnsanın iç âlemi kir­lerden uzak olursa, hoş olur. İnsan bu hâllere erebilir. Çünkü insa­na iyiliği, iyilik yapanların en iyisi yapmaktadır.

* * *

Ey cemaat! Size iyilik yapmak düşer. Hakk’a tâatı her şeye ter­cih ediniz. O’na isyana atılmayınız. İyilik ve nimetin kadrini biliniz; hangi iyilik ki kötüye harcanır, o az zamanda biter, tükenir. İbadeti elden bırakmadan çalışmaya koyulunuz. Hak yakınlığını ancak bu yolda bulabilirsiniz. Hakk’a tâata devam ederseniz, her kaygınız O’na olur. Kastınız orada toplanır. Her hâli O’nunla olan, başkasına gidemez ve başkası ile olamaz. Hem ibadet eder, hem de rızkınızı helâlden kazanmak için çalışırsanız, yemeğiniz O’nun fazilet tabağı ile gelir. Rızkınızı aklınızın keşfedemediği yoldan bulursunuz.

Maddî kaygı peşinde koşanlara nefis hicap olur. Vasıtalar ara­dan kalkınca nefis ıslâh olur. Dolayısıyla perdeler zâil olur. Bu hâli Bayezid-i Bistamî çok güzel anlatır: “Rabb’imi rüyamda gördüm, ‘Ey Yaratıcı Hûda, Sana yol ne­reden gider?’ dedim. Şu cevabı aldım: ‘Nefsini bırak gel.’ Yılanın kılıfından sıyrıldığı gibi nefsimi bir yana ittim. Her ha­kikati olduğu gibi gördüm. Anladım ki, nefsin ötesi Hak… Hakk’ın emri ise nefse ait isteğin aksi.”

Dünya ve içindekiler, Hakk’ın zâtından gayri cümle şeyler, nefse uymuşlardır. Dünya nefsindir ve nefsin sevgilisidir. Âhiret de onun sevgilisidir. Çünkü Hak Teâlâ, onu şöyle bildirdi: “Âhirette gözlerin istekle bakacağı, nefislerin haz duyacağı şeyler vardır.” (ez-Zuhruf, 43/71)

Hakiki varlığı bulanlar başkadır. Onlar, gündüz olunca halka iyilik için dolaşır, gece olunca da Hak Teâlâ’ya ibadet ederler, iç âleme döner, Hak’la olurlar. Böyle etmek bir gelenektir. Bunun gibi padişahlar da gece olunca vezirlerini ve sevdiği kimseleri yanlarına alırlar; gündüzleri rasgele saray halkı ile uğraşır dururlar, halkın ihtiyacını görmeye koyulurlar.

Allah’ın rahmeti sizlere olsun, sözlerimi kalbinizle dinleyiniz. Sözlerimi zihninize alınız; söylediklerimle amel ediniz. Sözlerimi Hak’tan alırım, konuşmamı O’nunla yaparım. Öğüt yollarını haki­kate uygun olarak seçerim. Hakikî yolları size vasfetmekteyim. Se­bebi, o yola koyulmanız. Bana, “İyi ettin ve güzel söyledin” demeniz yetmez.

Bu sözler benim için kâfi değil. Ancak bu sözleri kalbinizle der­seniz olur. Sözlerimle amel ederseniz sevinirim. İhlâs sahibi olursa­nız zevk duyarım. Sözlerimin tesirini sizde görürsem, en iyisini yap­mış olursunuz.

Ne zamana kadar nefsine, dünyana ve âhiretine tapacaksın? Ne samana kadar bunlara ibadet edecek, kullara ve fâni eşyaya namaz kılacaksın. Halk nefsine perde oldu. Nefsin kalbini örttü. Kalbinin derûnî varlığını kapladı.

Halkı tanı, dış âleme daldıkça varlığını göremezsin. Halkı bir yana attığın an, nefsini görebilirsin. Ve nefsin Hakk’a karşı olan düşmanlığını anlarsın. Nefsinle daima harp et. Hak Teâlâ’nın emri­ne boyun eğinceye dek onu bırakma; sonra yine ondan ayrılma, aza­bilir. Nefsi, Hak’tan korkar, O’na inanır bulmayınca başıboş salma. Nefis Hakk’ın emrine uymalı, yasaklarından kaçmalı. Bilhassa kade­re uymalı. İşte bu hâllerden sonra kalbin perdesi kalkar, sır âlemi­nin gözleri açılır. Gerek kalp, gerekse sır âlemi, önce göremediklerini bundan sonra görmeye başlarlar. Yaratıcılarını anlar, daima O’na koşarlar. Sır âlemini ve kalbi Hak’tan gayri şeyler eğlendiremez.

İrfan sahibini hiç bir şey eyleyemez. O, her hâlinde eşyanın ya­ratıcısı ile olur. Uyku ona tesir edemez. Onu Hak’tan alıkoyan ol­maz. Sevilmiş insan için kendine has varlık yoktur. Sevilmiş olan, kader yaylasında gezer, ilim deryasında yüzer. Deryanın dalgası onu bir aşağı bir yukarı kaldırır, indirir. Ulvî denizin dalgaları irfan sa­hibini bir defa boşluğa iter, sonra en ücra köşeye… Kendinden geçmiş bir hâldedir, aklına sahip olamaz. Kulağı maddî ve kötü şeyleri duymaz, dili konuşmaz, gözleri de görmez. Her işinde Hakk’ı görür, başkasını görmez ve bilmez. İrfan sahibi Hak önünde teslim olan bir ölüdür. Dirilmesi mukadder ise Hak ona can verir. Ezel bilgisi, can verilmesi gereken kimseyi bilir.

İrfan sahipleri, hüküm perdeleri ardında yaşar, haklarında bir hüküm verilince gereği için açığa çıkarlar. Perdelerin açılması em­redilince hemen halka koşar, hâllerini hikâye ederler. Bu sebeple hal­kı Hakk’a çağırmış olurlar. Onların hâli böyledir, ama daha söylen­meyen kısmı da vardır.

* * *

Ey cemaat! Hâliniz nedir? Heves uğruna ömrü tükettiniz. Za­manınızı değersiz işlere harcadınız. Hak Teâlâ’nın kudsî tecellileri arasına dalınız ve sabırlı olunuz. Bu dediğimi yaparsanız dünya ve âhiretin iyiliğini bulursunuz.

İslâm dininin özüne varmak dilersen bütün varlığını ona teslim et. Hak Teâlâ’ya yakın olmayı istiyorsan O’nun kudret eli önü­ne seril. “Niçin, neden ve nasıl?” gibi sözleri sakın deme.

Hak yakınlığı böylece bulunabilir. Herhangi bir işi dilemek doğ­ru olmaz. Çünkü Hak Teâlâ iyi kulları için şöyle buyurur: “Allah’ın dilemesi olmadıkça siz dileyemezsiniz” (el-İnsân, 76/30)

Madem şu âlemde istediğini yapamıyorsun, o hâlde neden boş talepte bulunuyorsun? Bırak, olan kendiliğinden olsun. Hak Teâl⒭nın fiil tecellisi için niza -çekişme- yolunu tutma. Şerefin, şöhre­tin gider. Ama malın ve evlatın bile elinden gitse üzülme. Hak Teâlâ’nın kader yüzüne bakarak tebessüm et. Hak Teâlâ’ya yakınlık di­liyorsan, gönül safası arzuluyorsan bunları yap. Kalp âleminin o ca­nibe ermesi, bu yolda iyi yürüdükçe hasıl olur. Üzüntüde hayat yok­tur. Dünyada iken iyi hâl sahibi olmak dileyen dediklerimi yapmalı.

Kederli hâlini gizle. İnsanlara daima güler yüzünü göster. İn­sanlarla daima iyi geçinmeyi öğren. Peygamber (s.a.v) Efendimiz, iman sahibini şöyle anlatır: “Mü’minin sevinci yüzünde olsa da, hüznü kalbinde yaşar.”

Kederli hâlini kullara şikâyet edip kendine acındırmayı arzu et­me. Hakk’ı kullara kesmeye kalkarsan O’nun gözünden düşersin. Ayrıca derdin de azalmaz.

Yaptığın işlerin hiç biri seni kibre düşürmesin. Kibir ve kendini beğenme hâli, cümle işini fesada uğratır; yapanı helak eder. Yaptığı işlerde Hak Teâlâ’nın başarı verdiğine inanan kimsede kibir kalmaz ve o kişi kendini beğenmez. Yaptığı işlerin hiç birini özüne mal et­mez.

Bütün gayeni O’na yönelt. O rahmetini sana iletir. Ve yüce var­lığa vusul yollarını açar.

Hâlini sen kıymetlendir. Yalan hâlinle O’na varmak dileme. Ge­rek işinde, gerekse sözünde yalana sapmaktasın. Bu hâlinle gayen O olamaz. Kulların övgüsünü bekleyen ve onların kötülemesinden çekinen Hakk’ı gaye edinemez. Hak Teâlâ’nın yolu doğruluktan iba­rettir. Allah yoluna girenlerde yalan bulunmaz. Onların bütün hâli doğruluktur. Doğruluk, ama içinde hiç kimseye gösteriş olmayan doğruluk!

Büyükler var ya… İşte onlar söze önem vermez; işe bakarlar ve işleri daima sözlerinden çok olur. Onlar Hak tarafından halka gön­derilen vekillerdir. Hak Teâlâ’nın kullara halifeleridir. Herkese on­lar sahip olur. Kullar darda kalınca onlara koşarlar. Allah Teâlâ onları seçmiş ve kullar arasından özetleyip çıkarmıştır.

Ey içi bozuk adam, onlara karışmak senin nasipin değildir. Bo­zuk hâlinle onlara karışmayı dileme. Bu öyle bir hâldir ki, ne izbe­lere çekilmekle, ne ele dedikodu ile elde edilir.

Allah’ım, bizi doğrulardan eyle. “Dünyada bize iyilik ver; âhirette iyilik ver ve bizi ateş azabından koru.” (el-Bakara, 2/202)

İsimle büyük insanlara karışılmaz; onlar gibi süslenmek ve on­lar gibi söz etmek yetmez. Hâlin böylesi ile yetinme. Sözde onlara uyup işte onlara muhalif olmak yakışmaz.

Sende safiyet yok; kederler dolusun. Halk her yanını sarmış. Hak her hâlinde senden elini çekmiş. İçinde sadece dünya sevgisi yaşar, öbür âlem yok. Her işin bâtıl. Hakikî hâl senden çok uzak. İçin kara, dışın iyi, ama neye yarar? Söze gelince herkesi geçersin, iş olunca kaçarsın. Bazı işler de yaparsın, ama ihlâsın yok. Kur’ân-ı Mübin’in emirlerine uymayan, Peygamber (s.a.v) Efendimiz’in sünnetine uy­mayan her iş boştur, makbul olmaz. Bugünkü yalan hâlinle, belki kendini kullara beğendirirsin; fakat Hakk’ı nasıl kandıracaksın? O kalpleri bilir. Böbürlenme; sikkeci görür. Aziz ve Celil olan Allah suretinden çok kalbine bakar. O elbisenin ötesinde olanı görmek diler, halkın arasında olduğun zamana değil, yalnız kaldığın zamana bakar.

* * *

Ayıptır, halkın göreceği yerleri süsleyip, onların görmediği tara­fı karartmak yakışmaz, yapma. Kurtulmayı diliyorsan yaptığın cüm­le hatayı bırak. Onlara bir daha yanaşma. Tevbeni iyi yap, ihlâs sa­hibi ol. Halkı Hakk’ın işlerine ortak gördüğün için tevbekâr ol. Her işini Allah için yap. Onun rızası dışında hiç bir iş görme.

Bütün hâlini hata içinde görmekteyim. Dünya etrafını sardı. Ne­fis benliğini kapladı. Boş işlerden kendini alamaz oldun. Dünyaya ka­pıldın, pis arzular seni yıktı. Bir tutam yeşillik için hiddete kapılır oldun. Elinden çıkan bir lokma seni öfkeye düşürür oldu. Nefis seni alt etti. Ona uyar oldun. O darılınca darılır, sevinince sevinir oldun. Sen onun kulu oldun. Yakanı ona kaptırdın. Sen bu hâlinle Allah’ın iyi kullarına yanaşamazsın. Sen neredesin, onlar nerede?

Hakk’a kulluk, onlara nasip olmuştur. Bu nasipi onlar kazandı­lar. İlâhî işlere razı olurlar. Âfet ve tecrübe yollu belalar indiği za­man onlar dağlar gibi olur, yerlerinden kıpırdamazlar. Hangi âfet gelirse gelsin, onlar uyarlık ve sabır gözü ile bakarlar. Dış varlıkla­rını daima gelmekte olan maddî sıkıntılara attılar. Kalpleri ile de Hakk’a uçup gittiler. Onlar, içinde maddî varlık beslenmeyen otağa benzer. Onlar, içinde uçup gidecek kuşu olmayan kafes gibidir. Ruh­ları Hak katındadır. Ve bu âlemde oldukları müddet, O’na ibadet için dış varlıklarını yine O’nun önüne sererler.

Ey Yaratan’dan kaçanlar ve O’ndan yüz çevirenler. Bana yakla­şınız. Sizi ona ileteyim ve aranızdaki anlaşmazlığı halledeyim. İyiye götüreyim, sizin için O’ndan af isteyeyim. Sizin için O’ndan bir eman kağıdı alayım. O’nun önünde diz çökeyim ve elden çıkarmış olduğu­nuz hakkın iadesini talep edeyim.

* * *

Allah’ım, bizi Sana çevir. Kapında sebatı nasip eyle! Bize, Sen­de, Seninle ve Senin için olmayı nasip eyle. Sana hizmette razı ol­mayı bize bahşeyle. Vermemiz ve almamız Senin için olsun. Zâtın’dan gayri her şeyden içimizi temizle. Yasak ettiğin işleri bize göster­me, yapılması gerekli şeyi de bize kaybettirme. Dışımız, Sana isyan­da olmasın, içimiz Sana şirk koşmakta kalmasın. Nefsimizi öz varlı­ğına al, her şeyimiz Sen olasın. Gayri şeyleri atıp Seninle zengin ola­lım. Seni unutturan şeylerden bizi ayık eyle; daima Sana tâat ede­lim ve Sana yalvaralım. Kalbimize ve iç âlemimize yakınlığını tat­tır. Günah işlerle aramız, yerle semâ arası kadar uzak olsun. İbadet ve tâata yakınlığımızı ise göz karası ile beyazı gibi yakın eyle. Sev­mediğimiz şey olunca Yusuf Peygamber’le Zeliha gibi olalım. O gü­nahla aramızı, o iki insanın gibi ayır.

* * *

Kötülüğe karşı kendinizi daimî oruca alıştırınız. Akla uymayan kötü işlerden kurtulmak için öz varlığınızı daimî namaza yâni eksik­siz ve kesintisiz huzura alıştırınız. Ve bu uğurda sabrı hiç bir zaman elden bırakmayınız. Nefsinizi böylece eziniz, tabiî arzularınızı ıslâh ediniz, boş arzularınızı kırmız. Bir kula, nefsi boş arzudan almak ve tabiî isteklerini söndürmek nasip olunca, Mevlâ’sını o dem bulur.

Zahmet çekmeden O’nun rahmetine erer. Kalp olur, sır olur. Darlık ondan uzak olur. Afiyet daim olur. Hastalık yanaşamaz.

Akıllı olunuz, yararlı işler görünüz ve ihlâs sahibi olunuz.

* * *

Ey evlat! İlmi önce halktan öğren, sonra Hâlık’tan. Peygam­ber (s.a.v) Efendimiz şöyle buyurur: “Bir kimse bildiği ile amel ederse, bilmediğini de Allah verir.”

İlâhî hüküm kâfidir. Bilgi ilk başta kullardan alınır, sonra Yaratıcı’dan. Buna “Ledünnî-Allah vergisi ilim” denir.

Bu bilgi kalbi ilgilendirir. Bu bir sırdır ki, ancak varlığın özü ondan faydalanır.

Burası hikmet âlemidir. Hocasız hiç bir ilim elde edilemez. Tah­sile başla, ötesini Hakk’a ısmarla. İlmi talep etmek herkes için farz­dır. Allah’ın emridir. Peygamberimiz’in ilim hakkında buyurduğu şu hadîs-i şerif ilmin değerini daha güzel anlatır: “İlim, Çin’de dahi olsa, arayınız.”

* * *

Ey evlat! Nefisle cihad için yardımcı bul. Bu yardımı sana kim yapacaksa onunla arkadaş ol. Nefsinden yana olup seni yenecek ki­şi ile arkadaş olma. Sonra perişan olursun.

Kalbini imanla dolduran, olgunlaşır; dünyaya önem vermeden âhirete bakar. Vasfı anlatıldığı gibi olanların sohbetleri âhirete tah­sis edilmiştir, dünyaya vakit ayırmazlar.

Bir ihtiyar var ki, nefse kapılmış, şahsî ve kötü arzularına hiz­met eder, dünya arkadaşıdır. Bir ihtiyar var ki, kalp sahibidir, fe­ragat sahibi olmuştur, onun sevdiği âlem âhiret olur. İç âlemi zengin olur. Keza bir başka ihtiyar ise, bizzat Mevlâ’sı ile sohbete de­vam eder. Asıl önemli olan bunlara katılabilmektedir. Ey kendini onlara benzetmeye özenen kimse, yazık, bu hâlinle onlarla olamaz­sın. Nefsinle ve kötü arzularınla oldukça, dünyaya taptıkça onlara katılman kabil değildir. Bari onlara zahmet verme. O halis kullan uygunsuz hâlinle üzme. Henüz sen, bu yolun çocuğu sayılırsın. Ken­dini temizle, sonra onlara karışırsın. O büyük insanlara karışmak kolay olmaz, bulması da hayli güçtür. Onlar bu âlemde yetişen en­der şeylerdir. Azdan da azdır.

Bir nefis düşünün, dünyayı bırakacak, ama bu bırakış arzu ile olacak, zorla değil. Sonra kötü hâlini bırakıp kalbe uyacak. Bunu yapacak çok azdır. Böylesini kolayca bulmak mümkün olmaz. O hâ­le gelen nefis çok uzaklardadır.

Nefsin hak işlere boyun eğmesi kolay olmaz. Olgun olması için dünyayı görmeyecek, âhireti benliğinden silecek. Hak Teâlâ’dan baş­ka hiçbir varlık bilmeyecek. Bunlar olursa, nefis ıslâh olur.

Kul Hakk’a yakın olduğunu duydukça korkusu artar. Bu mâna­ya bir misal olarak derler ki: “İnsanların en tehlikeli durumda olanı padişahın veziridir.”

Çünkü padişahın öfkesine ilk o hedef olur.

İman sahibi, ancak ihlâs yolu ile Hakk’a vasıl olabilir. O vuslat sonunda tehlikeli bir duruma düşer. Bir an bile korkudan vareste olamaz. Tâ, bu âlem bitip öbür âlem başlayıncaya ve Yaratan’a ka­vuşuncaya kadar… İrfan yolu ile Hak Teâlâ’yı anlayanın korkusu artar, şiddetlenir. Peygamber (s.a.v) Efendimiz bu hâli benliğinde sezmiş, ümmetine anlatmak için de şöyle buyurmuştur. “Allah’a karşı en büyük irfan duygusunu taşırım, bununla beraber en çok da korkarım.”

Hak Teâlâ sevdiği kulların safiyetini arttırmak için onları ufak yollu imtihan eder. Bu sebeple o kullar ebedî bir çekinme ayağı üs­tünde dururlar. En çok korktukları şey, hâllerinin kötülüğe çevril­mesi ve iyi olmayan hâlin gelmesidir. Bir emniyet duygusu gelince üzülürler, çünkü hemen nefisleri ile çekişme yoluna koyulurlar. Nef­si, yaptığı işlerin her zerresinden hesaba çekerler. Hak o kulları öz varlığına yerleştirdiği an uçarlar. Verdiği zenginlik kadar ihtiyaç beyan ederler. Korkuları, dışta ne kadar yok görünürse görünsün, yine de korkarlar. Hattâ, daha çok korkuya alışıktırlar. Şayet onla­ra bir sükûn hâli gelecek olsa, yerlerinde ne kadar sağlam kalacak­ları belli olursa olsun, yine de korku onlarda esastır. Hak onlara ne kadar verse, yine de “Yeter!” demez, durmadan almak isterler.

Her gülüşleri bir ağlamanın eseridir. Herkes onları ferah görür, ama onlar ferahı buldukça içinde üzüntüyü ararlar. Hak’tan gayri her şeyin değişmekte olduğunu bildikleri için korkar ve sonlarını düşünürler. Son demlerinin imansız geçmesi korkusu, onlara en bü­yük korkuyu verir. Bu olmayacak iş değildir. Bunu onlar da bilir. Hak Teâlâ dilediğini yapar, yaptığı işten O’nu kimse sorguya çeke­mez, ama kendileri daima mesuliyet altındadır.

Ey gafil, senin hâlin nicedir? Her an isyan bayrağı çeker, Hakk’a muhalefet edersin. Sonra da her hâlinin emniyette olduğunu söyler­sin. Bu ne iştir? Yakında ümitlerin boşa çıkacak, emin hâlini kor­ku sarmış bulacaksın. Bu genişlik hâlin de kalmayacak, darlık ola­cak. Sağlığına güvendiğin için de bir garip hastalığa tutulacaksın. İzzetin kaybolacak ve zillet gelecek. Tahtın çökecek, yüksekten ala­şağı edileceksin ve zenginliğin elden gidecek, fakir olacaksın.

Sana şunu anlatmak isterim: Bilmelisin ki, dünyada Allah’ın azabından emin olduğun kadar öbür âlemde korku bulacaksın. Bu âlemde ondan çekinip hata işlemediğin kadar orada emniyet hâli bu­lacaksın.

Lâkin sizler hiç bir şey değilsiniz. Dünyanın kötü denizinde yüz­mektesiniz. Gaflet uykusunun en alt köşesinde kalmaktasınız. Şüp­he yok ki, yaşamanız vasat bir insan yaşayışı değildir. Hayvanî bir yaşama hâline benzer. Yemek, içmek, kadın almak ve uyumaktan başka bir şey bildiğiniz yok. Hakiki kalp sahipleri yanında hâliniz aşikârdır.

Hırsla dünyaya sarılmanız, rızkınızı uygunsuz yollardan arama­nız, sizi Hak yoldan perdeledi, O’nun kapısını göremez etti.

Ey hırs yüzünden rüsva olan! Neden böylesin? Yeryüzünde yaşayanlar bir araya gelse sana kısmet olmayanı veremezler. Han­gi yiğit kısmetinde olmayanı sana takdir edebilir? Hırsı içinden at, kısmetinde olan şey için hırs atma binme. Kısmetinde varsa hırsın boş, yoksa yine boş. Aklı başında olan, elinden gideceği mukadder olan şeyi niçin zorla kapmayı düşünsün? Ve nasıl olursa olsun elin­den çıkacak şey için uzun boylu yorulman neye yarar ki?

Yaratılmışı kalbine sokma, orası Yaratıcı’nın yeri olmalı. Kul­ların yaptığı iyiliği Hak’tan bil. Kullar kendiliğinden iyilik veya kö­tülük yapamazlar. Onlar verme ve alma işinde yalnız Hakk’ın em­rine tâbidir. Arzuları ile yapamazlar. Seni övüyorlarsa O’nun em­riyle, seni kötülüyorlarsa yine O’nun kuvvetiyle… Verdiği iyi şey Al­lah’ın malıdır. Onlardan gelecek bir ihanet yine O’nun izni ile olu­yor. O dilemese kim sana yakın olabilir ki? Seni şerefle karşılayan olursa Hak’tan bil. Sana yüz vermeyen olursa, hataların için oluyor, yine Hak yaptırıyor.

İyilik ve kötülüğü Hak tarafından bil, hayrı ve şerri O’nun elin­de say. Onlar zahirde kulların elinden geçer, hakikatte onları yap­tıran Hak Teâlâ’dır.

Bu hâlleri benliğine sindirmek şerefi ile işin hakikatine erebilirsin. Kulları Hak tarafına davet edersin. Hak’la halk arasında bir sefir olursun. Yolunu yitiren kulların elinden tutar, Yaratan’a götü­rürsün. Sen kendi varlığını Yaratan’a teslim eden bir kulsun artık. Cana bütün fâni eşya yokluk içinde görünür. Hâlin güzelleşir, her şeyin aslını öğrenirsin. İsyankâr olanların cümlesini bir delilik için­de bilirsin. Bu bilgi ile onların durumuna çareler arar, şifa bulur­sun. Bu arada onlardan göreceğin ezayı sabırla karşılarsın. Bilgisiz hâllerine gücenmezsin. Çünkü cahiller bilgisizdir. Akılları ermez. Bilgisi ve aklı olan Allah’a kulluk eder. Akıllı olanlar, ibadet ve tâat yolunu tutanlardır. Cahiller ise, isyankâr ve delilerdir. İsyankâr, Yaratan’ın kuvvetini ve kudretini bilmez. O yüzden isyan eder, şey­tana uyar ve onun uygunsuz hâllerine tâbi olur. Hakk’a kafa tutar. Ona bilgi lâzımdır. Bilgisi olsaydı Hak Teâlâ’ya isyan etmezdi.

Bir insan nefsinin kötülüğünü bilse ve onun daima kötü şeyler emredeceğine inansa, ona uymasına imkân olur mu? Elbette olmaz.

Sana iblis ve onun yardımcılarına uymamayı tavsiye ettim. On­lardan hayli çekindirdim. Ama bir türlü ayrılmadın ve onların bü­tün dediklerini kabul ettin. Şeytanın yardımcısı çoktur. Nefis, şey­tana yardım eder, dünya onunladır. Uygunsuz şeyler ve kötü arka­daşlar şeytanın baş yardımcılarıdır. Bunların hepsinden çekin. Hep birden sana düşmandırlar. Seni yalnız Allah Teâlâ sever, senin iyi­liğini yalnız O ister. O, seni senin için diler, başkaları ise şahsî çı­karları için.

Nefsini yitirip Hak yolcuları ile birlikte halvete çekilirsen o hal­vetin Hak’la ünsiyet olur, o yalnız kalan benliğine Hak ülfeti dolar. Nefsin ve onun yardımcısı olan diğer duyguların peşinde gidecek olursan sana halvet âlemi açılmaz, dolayısıyla Hak’la ünsiyet peyda edemezsin. Yine de o halvet ve Hak’la ülfet âlemi senden uzak ola­maz. Nefsini dünyaya, kalbini öbür âleme yerleştirirsen, iç âleminin derinliğine de Hak sevgisini yerleştirirsen her şeyin Allah için olur, ülfet hâlini bulursun. İç temizliği, kalp, Hakk’ın zâtından gayri ya­bancı şeylerden temizlenince başlar. Onu bulmak için maddî olan her şeye arka çevireceksin.

Temizliğe, hoşluk âlemine ermek ve erenleri bulmak için ne za­man benliğini hatalardan salim kılacaksın? Hakk’ı tasdik edenleri bulmak ve sen de onlardan biri olmak için ne zaman Hakk’ı doğru­layacaksın. Hak kapısında bekçi olanları görmek ve kapıya ermek için ne zaman ihlâs yoluna gireceksin?

* * *

Düşün, işin hakikatine ermedikçe Hak erlerini bulamazsın, erin­ce bulursun. Çalış, Hakk’ın kapısına varmaya bak. O kapıya varınca oranın sadık hizmetçilerini ve azat kabul etmeyen kölelerini bulur­sun. Hakk’ın baş kapıcısı, rahmeti bolca herkese dağıtmaktan çekin­mez. Sen bir göz işareti kadar bile o kapıcıya yakın olamadın, içe­ride bulunanları nasıl görürsün? Kapıyı buluncaya kadar konuşma; kapıyı geçtikten sonra hizmetçileri içeride seyredersin. Allah Teâlâ’nın kuvvet ve kudretini sezinceye kadar sesini kes. O kudreti gö­rünce doğru olursun, ama daha önce doğruluğu bulsan nasıl olur­du? Doğruluğu önceden bul. Çünkü seni o kudrete iletecek tek şey doğruluktur. Seni o ayıktırır; yalancılık ve yanlışlık ise aksine batı­rır, her iyiden uzak kılar. Doğru olmak insanı ayık kılar, yanlış yo­lu tutmak gaflet uykusu verir.

Doğrularla ol. Onlar Hak’la nasıl oluyorlarsa seni de öyle alıştı­rırlar. Sözünde ve işinde doğruluğu elden bırakma. Bütün hâlinde sabrı atar olma. Asıl doğruluk, tevhid ehli olmak, ihlâs sahibi olmak ve tevekkülü bilmekle olur. Tevekkülün tam mânası ise, bütün se­bepleri bir yana atmaktır, yaratıcı ve besleyici olarak fâni varlıkları kökten silmektir. Tevekkül sahibi olmak diliyorsan gücünü ve kuv­vetini unut. Sır âlemine kendi kuvvetini değil, Hakk’m kuvvetini yerleştir. Hak Teâlâ’ya vâsıl olmayı dilersen fâni şeylere batanları bı­rak. Onlarla aranı aç. Kendi fâni varlığını da bırak öbürlerini de…

Sonradan yaratılmışları kalbinden atabilirsen, onların Yaratan’ına varırsın. Kendi varlığını bildikçe, fânilere bağlandıkça felah bu­lamazsın. Hak yakınlığı… Bunun zahmetine binde bir kişi dayanamaz. Yaşayan insanlar ve tükenen nefesler sayısınca sözümü ancak bir kişi anlayabilir. Bir kişi dediğimi yaparsa öbürleri kendi aldanışına ve bataklığına dalar. Ayık olmayanlar arasında yetişenler Hak huzu­ru ile mest olurken öbürleri kendi heveslerine dalar, gider.

Dünya iman sahibinin zindanıdır. İman sahibi zindan hâlini unutursa, buranın geçici rahatını bulur. İman sahibi zindan hayatı yaşar. İrfan sahibi ise şükür yolunu tutar. İrfan sahipleri zindan hayatını aşmıştır. Hak Teâlâ onlara aşk ve şevk şarabını içirmiştir. Ariflerin ülfet şarabı onları sarhoş etmiştir. O kadar şarabı içince can kalmaz. Bu sebeple irfan sahipleri canlarını, zindanları ve zin­danda olanları unuttular. Yalnız Hak’la kaim oldular. Onların cen­neti de, cehennemi de burada verildi.

Şayet şaşar, olan işler için niza yolunu tutarlarsa yerleri cehen­nem olur. Hak ayıklık verince hükme boyun eğer, cennete girerler. Onlar için gaflet ateş, ayıklık ise cennet sayılır.

* * *

Kıyametin olması ve hesaba durulması, umumî mâna taşır. Özlenmiş olanlara kıyamet çoktan kopmuş ve huzura durulmuştur. On­lar yalnız azar işitir, hataları yüzlerine ya vurulur, ya vurulmaz. Onlar dünyada iken nefislerine boru çalıp kıyameti kopardılar. Dö­vülmeden önce ağladılar. Bu ağlama onlara yaradı. Sopa zamanı bu ağlama, onları sopadan kurtarır; çünkü sopalık iş etmediler.

Bir gün Süfyân-ı Sevrî’yi (r.a) rüyada gördüler: “Hak’la muamelen nasıl oldu?” diye sordular.
Şöyle cevaplandırdı: “Beni huzura aldı ve ‘Benim Gafur ve Rahim olduğumu bil­miyor musun?” dedi. Bu kelâm beni çok ağlattı; korkumdan ağla­dım. Daha sonra, ‘Benden utanmadın mı, hatalar yaptın?’ dedi.

Kötü arzundan uzak ol. Boş arzularını bırak. Şeytanı yanından kov. Bu uygunsuz duygulara uymayasın. Bu dediklerimi yaptıktan sonra kötü arkadaşları da bırak. Onlara dostluk yüzü göstermezsen sana uymaya bakarlar.

Tevbeyi kalpten yap. Kalpten tevbe etmek bir saadettir. Tevbe etmek, bulunduğun uygunsuz hâli bırakmaktır. Tevbe edip kötülüğe devam eden yalancıdır. Kötü hâlini değiştirirsen iyi olursun. Hak Teâlâ şöyle buyurdu: “Bir topluluk nefislerini değiştirmedikçe, Allah onlarda bir değişiklik yapmaz.” (er-Ra’d, 13/1)

Dünyada hiç bir kula zulmetme. Yaptığın zulüm öbür âlemde seni hesaba çektirir. Dünyada adalet üzere ol. Bu adalet seni cenne­te doğruca götürür. Aksini yaparsan cennet yolundan saparsın. Za­lim kişiler, adaleti bıraktıkları için adalet sahiplerinin bulunduğu ye­re alınmazlar. Her şeyi yerinde yaparsan Hak Teâlâ’nın huzurunda yerin olur.

Bu zaman, âhir zaman oldu. Bütün işleri değiştirdiniz. Bir garip hâl aldınız. Korkarım perişan olacaksınız. Yaptığınız başınıza inecek ve acıklı bir duruma düşeceksiniz. Tebdil edilmesi gereken varsa, bir şey değiştirilmek isteniyorsa, helâl yollardan olsun.

Ey Allah’ın yarattığı kullar, sizin salâha ermenizi ve iyilik bul­manızı istiyorum. Sizin için cehennemin bütün kapıları kapalı dur­sun ve daha istiyorum ki, Allah’ın yaratmış olduğu hiç kimse ateşte yanmasın. Ve cennetin kapısı sonuna kadar açılsın, oraya girmekten geri kalan olmasın. Bu dileklerimi, Allah’ın, kullarına olan rahmet ve şefkatini bildiğim için yaparım. Diğer bir sebebi ise, sizin iyiliğinizi düşündüğüm için bu âlemde dururum. Söz değişikliği ve konuşmala­rın güzel olması için bu sözleri sarf etmem.

Sert sözlerimi dinlemekten kaçmayınız. Beni Allah yolunda ter­biye eden sertlik oldu. Sözlerim serttir. Kuru ekmek yerim. Benden ve benim gibi konuşanlardan kaçan, ebedî felah bulamaz. Karşımda dine karşı bir edepsizlik edersen iyi ettiğini diyemem ve seni hâline bırakamam. Bu hâli yaptıktan sonra yanımda olmuşsun veya kaç­mışsın, üzülmem. Ben Hak’la hizaya gelirim, bu iş için sizden emir beklemem. Her işimde emri O’ndan beklerim. Ben sizin sayınıza da­hil değilim, yaptığınız hesap beni ilgilendirmez.

Benim hâlim, zahirdeki dille değişmez. Sağ, sol, ön ve arkada olan da bana tesir etmez. Bana, kalpler tesir eder. Yalnız peygamber­lere ve geçmişte gelen büyüklere uyarım. Hiç bir hâlde onları bırak­mam. Tâ Hak yakınlığını buluncaya kadar…

Yanlış işleri bırakınız. Edebe uymayan uygunsuz hâlinizi bırakı­nız. Tevbe ediniz ve bu tevbe içinizde yer etsin.

Yaptığım binaları yanınızda kurarım. Sizin için evler yaparım, şeytanın yuvasını yıkmaya uğraşırım. Rahman’ın binasını yapmak isterim ve sizi Mevlâ’nıza götürmek dilerim.

Ben özle olurum, dış kabukla işim yoktur. Şu dış kalıp kabuktur, öz onun içindedir. Dış cepheniz beni pek ilgilendirmez, onun ge­lişmesine bakmam. Benim için önemli olan öz varlığınızdır. Dış ka­buğunuzu bir yana atar, özünüze bakarım. Peygamber kaynağına varmaya layık oluncaya kadar sizi bırakmam.

Ey evlat! Benimle dünya için konuşmayınız; benimle sohbetiniz âhiret için olsun. Benimle olan sohbetiniz tam olarak âhiret için olursa dünya size uyarak gelir ve cümle rahatınızı temin eder. Siz de dünyadan nasibinizi yeterlik eliyle alırsınız. Dünyadan zühd eli ile bacağınızı alırsanız, öbür âlemde işinizin hesapsız biteceğine söz ve­riyorum. Tavsiye ettiğim yollardan alınan bir dünyalık için hesap verilmez.

Âhireti dünyadan üstün tutunuz. İç âleminize dünyadan daha çok önem veriniz. Hak, daima bâtıldan üstün gelsin. Devamlı olan, fâni şeyden üstün görülmeli.

Bırakınız, sonra alırsınız. Bir şeyi alırken şahsî isteğinize uya­rak almayınız. Nefis tarafından verilen hiç bir şeyi alma.

Alacağınızı kalp ve sır eli ile alınız. Halkın elinden bir şey almayınız, Yaratan’dan görerek alınız.

Peygamber’e itaat üzere olunuz, emrini yerine getiriniz. Yasak­larını yapmayınız ve her sözünü kabul ediniz. Hak Teâlâ bu mâna­da şöyle buyurdu: “Peygamber’in size -yapılması için- getirdiği şeyleri alınız; yasak ettiğini de bırakınız.” (el-Haşr, 59/7)

Allah Teâlâ’nın emri yapılacağı zaman, kendinizi şiddetle ona veriniz. Herhangi bir yasak iş yapılacağı zaman, hasta gibi olunuz. Kaza ve kaderin hükmü icra edileceği anda yokluğa karışınız. Hep beraber halkla iyi geçinmeye bakınız. Hak Teâlâ’nın ezelî ilminin sizin için bir hüküm vermemiş olduğu şeyi istemeye yeltenmeyiniz. Gerek sizin, gerekse başkasının hakkında verdiği hükme sessizlikle boyun eğiniz. Olacak şeylerin önüne geçmek kabil olmadığı gibi ol­mayacak işi de yapmak mümkün değildir. Her şey evvelden yazılmıştır. Bu durumu Peygamber (s.a.v) Efendimiz şu hadîs-i şerifi ile anlatır: “Hak Teâlâ kalemi yarattı, yaz dedi. Ne yazayım, deyince kıyamete kadar kullara hükmümü yaz buyurdu.”

* * *

Ey kalplerini öldürüp nefislerini diriltenler, kalbiniz çoktan öl­dü. Onun başına gelecek bela, diğer uzuvlara olacak felâketten daha fena olur.

Kalbin en büyük ölümü, Allah’tan ve O’nu anmaktan gafil yaşamasıdır. Kalbini diriltmek isteyen, oraya Hakk’ın zikrini zerk eyle­sin. Bütün ülfetini Hak’la kılmaya baksın. Gözlerini yalnız O’nun saltanatına ve büyüklüğüne çevirsin. Halk üzerinde yaptığı tecelliyi ve tasarrufu gözetlesin.

* * *

Ey evlat! Önce kalbinle Hak Teâlâ’yı an. Sonra da dilinle. Yalnız şunu unutma. Bir defa dilden anarsan bin defa kalbinle an. Bil­hassa başına gelecek âfetlere karşı Hakk’ı an ve sabırlı ol. Hele dün­yalık olan bazı kötü şeylerin terki için Hakk’ı anmaktan gayri çare yoktur.

Âhiret sana kabulü için gelirse Hakk’ı an, kalbini ona meylettir­me. Hak’tan gayri gelecek cümle âfetler için Hak Teâlâ’yı anmaktan gayrı çare yoktur.

Nefsin dizginini elden bırakırsan seni kapmak ve seni her kötü­lüğe atmak ister. Şüphelileri bırak, bunu bırakmakla nefse dizgin vur. Dedikoduyu bırak.

Ölümü düşün, ölümü anmak kalbe cila verir; dünyayı kalbe koy­mamak için de yardımcı olur. Halkın teveccühü seni yolundan al­maz.

Ölümü düşünmek ve ona göre hazırlık yapmak, kalbinden per­deleri açar. O dem halkı âciz, zayıf, helak tehlikesi içinde görürsün, onlardan zarar ve yarar beklemeden Hakk’ın kudret eline yapışırsın.

 Yukarı Çık

 

 

Fethu'r Rabbani

 

free web stats