50. MECLİS

Bu konuşma Cuma sabahı medresede yapıldı.

Konuşma tarihi: Hicrî 18 Şaban 545, Milâdî 1150.

Kötü hâllerini ıslâh et, iyi olmaya bak. Özünden ve sözünden dedikoduyu at. Bunu Peygamberimiz emreder ve şöyle der: “Gücünüzün yettiği kadar, sıkıntı veren dünya işlerini bırakınız.”

Ey dünyayı bilmez! Dünyanın içini bilseydin onun kötü şeylerini almaya bakmazdın. Onun bütünü bir derttir; gelse insanı yorar, gel­meyecek olsa üzer. Hakk’a karşı irfan sahibi olsaydın, her şeye O’nun emri ile bakardın. Lâkin O’na karşı cahilsin. Ne Rasûl (s.a.v) Efendi­miz’i, ne de diğer nebileri iyi tanıyorsun. Hele O’nun velî kullarını hiç bildiğin yok.

Yazık sana, senden önce gelenlere dünya neler etti, çoğunu bil­mektesin; ama hiç birinden öğüt aldığın yok. Dünyanın içinden çıkıl­maz sıkıntılı işlerinden kurtulmaya bak. Allah’tan bunu iste. Dünya­nın verdiği kisveyi çıkar ve hemen kaç. Nefse ait libası da çıkar. Hakk’ın kapısına yürü. En güç iş, nefsin elinden kurtulmaktır; on­dan kurtulunca, siva -Hakk’ın zâtından gayri- da kendiliğinden silinir. Bu hâl, sivayı nefsin özü olarak anlarsan olur. Böyle ise nefsi bırakınca Rabb’ini oracıkta bulursun. Orada, hemen nefsini O’na tes­lim et. O’na teslim olunca selâmeti bulursun.

* * *

Bütün işlerini Hak uğruna yap, hidayeti bulursun. Şükür yolu­nu tut, nimetin artar.

Halkı ve bütün varlığını O’na bırak. Hakk’a, sana yapılan işlerde itirazcı olma.

Allah yolcuları, Aziz ve Celil olana karşı herhangi bir talepte bu­lunmazlar. O’nun arzusuna karşı herhangi bir arzu izhar etmezler. Onlar dünyadan nasip almak için hırsa kapılmazlar. Başkalarının kısmetine de bakmazlar. O yolculara katılmayı dilersen dünya ve âhirette onlarla olmayı arzularsan, sözde ve işte onlarla ol. Onların arzusuna ve dileğine uy.

Her şeyi aksine yapar oldun, işleri ters ettin. Hakk’a muhalefet ve O’na karşı çekişme sana âdet oldu. Gece ve gündüz hâlin böyle… Sana emir veriyor ve “Şu işi yap!” diyor. Fakat yapmıyorsun. Bir acayip hâl aldın. Sanki O kul ve sen efendi! Bu ne hâldir! Böyle bir cesareti nereden alıyorsun? Hakk’ın hilmi olmasaydı sana acımadan vururdum, hiç acımazdım. Arzu et­tiğin her şeyin aksini benden bulurdun.

Kurtuluş istiyorsan O’nun önünde eğil; içini ve dışını huzura boğ. Kötü hâllerin bende saklı; bir ruhsat hâli sayıyorum; yoksa hâ­lin fena olur. Emri yap, yasaktan kaç, kadere uy. Hakk’ın huzurunda olduğunu bil, hiç konuşma, içini de sakla, dışını da… Bunları yaparsan dünya ve âhiretin iyiliğini bulursun.

Halka avuç açma; onlar âciz ve ihtiyaç içinde kıvranan kimse­lerdir. Kendileri için bir şey yapmaya güçlü olmadıkları gibi başka­ları içinde yapamazlar.

Her şeye Hak’la sabret. O’ndan bir şey istediğinde acelece olma­sını dileme. O bir şeyi geç verince, cimrilikle ithama kalkma. Ve töhmet etme. O sizi sizden daha iyi düşünür. Sen kendini O’nun dü­şündüğü kadar düşünmezsin. Bazı büyükler, Hak Teâlâ’nın kuvve­tini, kudretini kendi özlerinde sezip anladıktan sonra: “Bana ne iş kaldı?” derler.

Yâni: “Bütün tasarruf O’nun; beni benden iyi düşünüyor. Bana ne güç kalıyor, ne kuvvet.” demek isterler.

Size düşen, Hakk’a uyar olmaktır. O size yarayanı sizden daha iyi bilir. O, içinde iyilik bulunanı size bildirmez, ama kendisi bilir. Hak Teâlâ bu hâli anlatmak için şöyle buyurur: “Olur ki, bir şey sizin için hayırlı iken, siz onu hoş görmezsiniz. Yine olur ki, bir şey sizin için kötü iken, siz onu seversiniz. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (el-Bakara, 2/216)

* * *

Bir kimse Hak yola girmek isterse önce nefsini terbiye etmeli. Nefis, kötü edeplidir ve her zaman kötüyü emreder. Hakk’a karşı hu­zurun nasıl, O’na nasıl yol almaktasın? Nefsini terbiye et ve hâlini düşün. Nefis Hakk’a boyun eğinceye kadar çabala. Hakk’a uyarsa yanına al, Hak kapısına götür. Sakın nefse uyma; ancak çeşitli yol­lardan ıslâh ettikten sonra… Ve Hakk’ın vereceği mükâfat ve cezaya inandıktan sonra…

Nefis, Hakk’ı görmez… Sağırdır ve aklı bir şeye ermez. Ayrıca Yaratan’ın kudretini de bilmez ve O’na düşman olur. Devamlı çalış­ma ile onun gözlerini açmak kabil olur. Devamlı mücadele, nefsin kulağına Hakk’ı duyurur ve diline de söyletir. Mücahede iledir ki ne­fis, akla erer ve cehli yok olur; Yaratan’ına karşı düşmanlığı kaybo­lur.

Nefsinle cenk için azme, sebata ve mertliğe ihtiyaç vardır. Müca­hede, anbean günbegün ve senebesene sürekli olmalıdır. Bir zaman mücahede edip sonra serbest olmak neye yarar? Bir gün akşamlı sa­bahlı mücadele edip bir an başı boş bırakmak, her şeyi yıkar, ele bir şey geçirmez. Hem bu çalışma, bir disiplin de sayılmaz.

Nefse açlık kamçısını vur, kötü isteklerinden alıkoy. Hakkı olanı da ver. Onun sırtına bin, kılıcından ve bıçağından korkma. Onun kılıcı kuru ottur, çelikten değildir. Nefisten korkma, o kuru gürültü ile lâf atar. Yalan söyler, doğruluk etmez. Ahdi vardır, vefası bulunmaz. Onda sadakatle sevgi eseri olmaz. Nefsin bütün hâli akar gider. Dev­leti, saltanatı olmaz.

Nefsin şahı iblistir. Doğru olan hiç bir iman sahibine iblisin dişi batmaz. Ne muhalefet edebilir ne de düşmanlık… İblisin hâli böyle olunca emrinde gezen nefis, nasıl iman sahiplerine dokunabilir?

İblisi kendi kuvvetiyle cennete girdi ve Âdem Peygamber’i oradan çıkardı sanma. Aziz ve Celil olan Hak, ona kuvvet verdi ve bu çıkar­ma işine sebep kıldı. Esasta onun geçerli kuvveti yoktur, hepsi Hakk’ındır.

Ey akıldan az nasip alan, Aziz ve Celil olan Hakk’ın kapısından kaçma. Sana verdiği tecrübe yollu bela, O’na karşı gönlüne soğukluk düşürmesin. Sana yarayanı O daha iyi bilir. O’nun sana gönderdiği belâ bir hikmet ve kaideye bağlıdır.

Belâ gelince olduğun yerde kal. Ve hatalarını ara; bulunca, tevbeyi, istiğfarı artır. Sabır iste, tevbeyi tutmak için sebat dile. O’nun kudret eli önünde dur, rahmet eteklerine yapış; o dar hâlin gitmesi­ni dile ve o hâlde bulunan iyiyi ara.

Kurtulup ararsan, Allah’ın hükmünü bilen zâtı bul. Onun bilgi­si sana bilediğini öğretir, terbiye eder ve Hakk’a giden yolu tanıtır.

Hak yola gitmekte olana bir önder ve delil gerek. Hak yolcusu, akrep ve âfetlerle dolu, susuzluğu çok, yırtıcı hayvanları bol bir sah­radadır. Önder o yolcuyu alır; suyu, ağaçları ve meyvesi bol olan yere götürür. Yalnız başına yola çıkan hemen herkesin, yırtıcı hayvan, yı­lan ve akrep nevinden haşarata rastlaması mümkündür. Ve bir çok âfetler insanı sarabilir.

* * *

Ey dünya yolunda giden, sakın kervandan ayrılma; delili ve iyi arkadaşlarını bırakma. Aksi hâlde malını ve mülkünü verdiğin gibi canı da elden çıkarırsın. Ve sen ey âhiret yoluna revan olan, önderi bırakma; gideceğin yere kadar onun peşini takip et. Ona karşı iyi davran. Onun sözünden çıkma. Onun görüşünü benimse. O sana her şeyi belletir. Ve Hak Teâlâ’nın yakınlığına vardırır. Sonra kendisi aradan çıkar, seni vekil eder. Bunlara sebep temiz olman, doğru ol­man ve işlere sükûtla bağlanmış olmandır. Ve arz edilen sebepler yü­zünden sen de yolculara emir olur, cümle kervan ehline sultan kılı­nırsın.

Kafile delili, seni vekil tayin eder, bineğine seni bindirir, Peygam­ber’in kapısına varıncaya kadar ondan indirilmezsin. Ayan gözüyle Peygamber’e teslim edilirsin; Peygamber’e tam yakınlık nurunu taşı­yanlardan olursun. Daha sonra kalplere sultan olursun. Hâllerin tercümanı, mâna âleminin tefsircisi ve Hak’la kullar arasında bir elçi olursun. Bu hâller devam ederken Peygamber (s.a.v) Efendimiz’in nu­runda, terbiye edilen bir köle olursun. Bir defa kullara gelir, sonra Yaratan’a uçarsın. Bu yüce varlık arasında varlığını kaybeden bir fâni olursun.

Anlattığımız şeyler, dış temizliği ve boş temenni ile olmaz. Kalplere yerleşen nur var ya, işte onunla olur. O nurun yerleşmesi için kal­bi temiz etmek gerek. Onun temizliğini de amel gösterir. Amelin, yâni yapılan işin tasdikinden geçmeyen kalp temizliği boş ümitten başka bir şey değildir.

Canı ve başı ile Hak yoluna koyulmuş olanlar, kabileler halkı ara­sında paylaşılmaz bir kıymet olur. Onu çıkaran, milyon kabileden biri olabilir. Nefsin veya nefesin sonu gelince, cihan ancak bir zat yetişti­rebilir.

O büyük zâtlar, Hak kelâmını kalp yönünden işitirler, mâna âle­minde duyarlar. Ve onu, duygularını işe vermek sureti ile benlikleri­ne tasdik ettirirler.

Ey cahiller, tevbe yolu ile Allah’a dönünüz. Doğru zâtların geç­tiği caddeye iç âleminizden yöneliniz. Sözde ve işte o büyüklere tâbi olunuz. Yolunu sapıtan ve nereye gittiğini bilmeyen içi bozuklara bağlanmayınız. Âhireti bırakıp dünyaya talip olan kimselerin batak­lığına dalmayınız. Onlar Hak caddeyi bir yana bırakanlardır. Onlar­dan önce gelen iyilerin yoluna koyulmadılar. Solu takip edip gittiler, olmayınca geri döndüler. Bir türlü önce gidenlerin doğru yoluna ko­yulmadılar. Geçen büyük zâtların yolu, Hak Teâlâ’nın kurmuş oldu­ğu büyük caddedir. Asıl marifet onu bulup gitmektedir. Esas cadde­ye girdikten sonra o yolu bulmak da güç değildir.

* * *

Ey evlat! Şu dünyada içlerine girip hoşbeş ettiğin kimseleri ya­rın görmen kabil değildir. Onlarla aran açılacak. Bu hâli görmeden kötü arkadaşlarından ayrılmak istemezsin. O kötü kişiler, seni Hak’tan ayıranlardır. Hakk’ın yabancısı olan onlardır. Mutlaka halkla temas gerekli ise şüpheli işleri dahi yapmayan, zâhid, irfan sahibi ve bildiği ile amel edip Hakk’ı dileyenleri ara. Ve Hakk’ın arzu ettiği zâtları bul.

Seni kullardan kurtaran ve Hakk’a götüren kimselerle ol; Hak yakınlığını sağlayan kimseleri bul. Seni kim bataklıktan çıkarır, doğ­ru yola koyarsa onu dile. Gözlerini dünyadan çeviren ve âhirete aç­tıran zâtı sor. Dünyanın katlarını gözünden silip öbür âlemin köşkleri­ni göstereni iste. O kimse ki, seni perişan hâlinden çeker ve nurlu âle­min hoşluğuna götürür, işte sana o yarar. Saydığımız vasıtaları benli­ğinde taşıyan kimseleri ara ve arkadaş ol. Sözleri acı da gelse dayanmayı bil. Emrini ve yasağını kabullen; hayrın peşinini ve geleceğini hemen görürsün. Kahraman ol, sabırlı kişi kahramandır. Şecaatin, bir anlık sabırdan ibaret olduğu malûmdur.

Seleyi sepeti al, amel kapısında otur. Çünkü bugün yaptığın iş kadar yarın işleme tâbi tutulursun.

Sebeplerin hakkını öde. Tevekküle düş, işler nerede yapılıyorsa oraya koş ve orada kal. Elinde taşıdığın ve üzerinde tuttuğun şeyleri alıp karşılığını vermezlerse üzülme. Yerinden kıpırdama. Seni bir ba­yağı kimse işine çağırırsa kendini tevekkül denizine at. Sebeple, on­ları Yaratan’ı bir gör. Hocana karşı iyi edepli ol; sessiz hâlin, sözün­den çok olsun. Bu hâl, öğreneceğin şeyler için daha yararlı olur; sana bilmediğini öğreten zâtın kalbine daha yakın kılar.

İyi edep seni arzularına daha yakın kılar, kötü edep ise uzak kılar.

Sen bu hâlinle edebi nasıl bulabilirsin ki, hiç edep sahipleriyle bir olduğun yok. Hocanı memnun etmiyorsun. Neyi öğrenebilirsin ki. Onun için kalbinde iyi duygu beslemiyorsun.

 Yukarı Çık

 

 

Fethu'r Rabbani

 

free web stats