MEHMET SOYSALDI:'SAPKINLIĞIN KAYNAĞI

SÜNNETİ İHMALDİR'       

 

 

 GÜLİSTAN DERGİSİ

 

“Ehl-i Sünnet” Bir Yaşam Tarzıdır

 

Gülistan: Muhterem hocam, son yıllarda bazı çevreler Sünnet-i Resulüllahı bir kenara iterek Kur’an’ın esas alınması gerektiğini söylüyorlar. Bu kapsamda Ehl-i Sünnet Nedir? Açıklarmısınız.

 

Prof.Dr.Mehmet SOYSALDI *: Ehl-i Sünnet, Hz.Peygamber’in sünnetine uyan ve Hz.Peygamber’i hayatta örnek edinen ve onun sünnetine göre hayatına yön veren demektir. Bu ifadeyi biraz açmak için, önce Sünnet nedir? bunun üzerinde durmamız gerekmektedir.

 

Sünnet: Arapça bir kelime olup; “yol, birinin devamlı gittiği yol, âdet, gidişat, hayat tarzı” gibi anlamlara gelmektedir. Terim anlamı olarak da “sünnet”, Peygamberimiz (sav)’in söz, fiil ve takrirlerini ifade eder.Takrir, Peygamber’in yapılışını görüp de tasvip ettiği, yasaklamadığı davranışları belirtir.

 

Kısaca söylemek gerekirse sünnet: “Hz.Peygamber (sav)’in hayat tarzı” demektir. Hayat tarzı, kişinin hayat anlayışının dışa vurmuş şeklidir. Şu halde Peygamber (sav)’in sünnetinin temelinde, O’nun hayat anlayışı vardır.

 

İnsanlar, tarih boyunca, “Ben kimim, nereden geldim, niçin geldim, nereye gidiyorum?” gibi sorulara cevap aramışlar ve bu sorulara verdikleri cevaplara göre hayata anlam vermişler, hayat gayelerini buna göre tespit etmişlerdir.

İşte Cenab-ı Hakk, gönderdiği peygamberler vasıtasıyla bu soruların doğru cevabını insanlara bildirmiş ve ona göre hayat sürmelerini istemiştir. Sünnet, bir hayat tarzı ise -ki öyledir- bu hayat tarzını gerçek manasıyla idrak etmek, onun arkasındaki hayat anlayışını bilmeye bağlıdır. Bu hayat anlayışını kavrayabilen kişi, şuurlu bir şekilde Hz.Peygamber’in (sav) sünnetini yaşayabilir.

 

İşte sünnetin temelindeki bu hayat anlayışı, bizim itikad, yani iman dediğimiz şeydir. Bu noktada sünnetin inanç ve zihniyet boyutu söz konusudur. Yani Peygamber (sav)’in hayat gayesi ne ise hayata verdiği anlam nasılsa, O, nasıl bir imana sahipse, Müslüman da öyle bir imana sahip olmaya gayret etmelidir. O’nun değer yargılarını aynen benimsemelidir.

 

Hz.Peygamber (sav) Her Şeyiyle Rehberdir

Müslüman her şeyden önce Hz.Peygamber (sav)’in iman dünyasını, gönül dünyasını, fikir dünyasını kavramaya ve O’nu örnek almaya çalışmalıdır.

 

Müslüman, Peygamber (sav)’in tevhid anlayışını, nefis ve arzular dahil her türlü maddî ve manevî puta gönlünde yer vermeyişini, Allah varken başka hiçbir otoriteyi kabul etmeyişini, kulluk şuurunu, Allah sevgisini ve korkusunu, kader ve tevekkül anlayışını, kâinatın her yerinde Allah’ın tecellilerini ibretle seyredişini, sebeb-müsebbib anlayışını, ulûhiyyet anlayışını, değer yargılarını iyi tespit edip, sünneti yaşarken, bunları işin temeline koymak ve içine sindirmek zorundadır.

İslam toplumunun fikrî ve amelî oluşumunu sağlayan, Allah’ın Kitabı ve Hz.Peygamber’in sünnetidir. Bunun için Allah Teâlâ, Kur’an ile birlikte Peygambere tabi olup bağlanmanın ve ona itaat etmenin gerekli olduğunu belirtmiştir.

 

“Kendi içinizden, size ayetlerimizi okuyan, sizi temizleyen, size Kitabı (Kur’an) ve hikmeti (sünnet) öğreten ve size daha bilmediğiniz nice şeyleri de öğreten bir Peygamber gönderdik.” (Bakara, 2/151.) Bu ayette ifade edilen kötülükten arındırmak (tezkiye), haram ve helâli Kur’an’dan öğrenmek ile hikmet ise “sünnet” olarak tefsir edilmiştir.

 

Kur’an, farzı-vâcibi tayin etme, helâli-haramı belirleme açısından Allah’ın hükmü ile Resûlünün hükmünü, iki temel esas kabul etmiştir. “Aralarında hüküm vermesi için Allah ve Resûlüne davet edildiklerinde, “İşittik ve itaat ettik” demek, sadece müminlerin söyleyeceği sözdür. İşte asıl bunlar kurtuluşa erenlerdir.” (Nûr, 24/51.)

 

Nitekim, Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’de, mü’minlere Hz.Peygamber (sav)’i örnek gösteriyor ve şöyle buyuruyor:

“Allah’ı ve ahiret gününü arzulayan ve Allah’ı çokça zikreden siz mü’minler için Allah’ın Resulünde pek güzel bir örnek vardır.” (Ahzab, 33/21.)

 

Şunu iyi bilelim ki Hz.Muhammed (sav), sadece kuru bir örnek değil, her emri yerine getirilmesi lazım gelen ve her hareketi benimsenip, hayata yansıtılması gereken bir rehberdir.

Yüce Allah buyuruyor ki: “Resul size neyi verdi ise, onu alın! Neden men etti ise ondan da sakının.” (Haşr, 59/7.)

Zaten O’nun sözleri ve hareketleri kendi heva ve hevesinin eseri değildir. Yüce Mevlâ’nın vahyi ve ilhamının mahsulüdür. (Necm, 53/3-4.)

 

Ayrıca Kur’an’da Hz.Peygamber’e itaati emreden ve ona itaat etmenin Allah’a itaat etmek demek olduğunu açıklayan çok sayıda ayet vardır. (Bkz., Al-i İmran, 3/31; Nisa, 4/59; Nisâ, 4/65; Nisa, 4/80; Ahzab, 33/36.)

Nitekim Hz. Peygamber (sav) de, “Size emrettiklerimi yerine getirin, yasaklarımı da gücünüz yettiğince terk edin.” buyurmuştur. (Müslim, 412, İbn Mâce, Mukaddime, 1.)

 

‘Bize Kur’an Yeter’ Demek Yanlıştır

İşte burada zikrettiğimiz bütün bu ayet ve hadislerden de anlaşıldığı gibi, Sünnete bağlılık, dinî bir zorunluluktur. Kur’an bize yeterlidir düşüncesiyle sünneti ihmal etmek, tarih boyunca bütün bid’at fırkalarının ortak özelliği olarak karşımıza çıkmaktadır.

       

Hz.Peygamber (sav) bu durumun ileride ortaya çıkacağını çok önceden haber vererek, dinî hiçbir kaygısı olmayan bu insanlardan bizi şöyle diyerek sakındırmıştır: “Tok karınlı, koltuğuna yaslanıp size: ‘Kur’an yeterlidir; Kur’an neyi helâl kılmışsa onu helâl bilin, neyi haram kılmışsa onu haram bilin’ diyen adamların çıkması yakındır. Haberiniz olsun, dikkatli olun: Bana Kur’an ile birlikte (hüküm bakımından) onun bir benzeri (sünnet) de verilmiştir.” (Ebû Dâvûd, Sünne, 6, Ahmed b. Hanbel, IV, 131)

 

İmrân b. Husayn (ra), bize Kur’an yeterlidir, sünnete gerek yoktur, diyen bir adama şöyle seslenir: “Ahmak herif! Sen Kur’an’da öğlen namazının dört rekât olduğunu, kıraatinin gizli okunacağının hükmünü bulabilir misin? Kur’an bize çok şeyleri müphem bırakmış, sünnet onları açıklamıştır.”

 

Abdullah b. Mesud (ra): “Allah’ın, yaradılış şeklini değiştirenlere lânet ettiğini” haber verirken bir kadın ‘Bunlar Kur’an da var mı?’ diye sorar. Abdullah b. Mesud şöyle der: ‘Var tabii, sen şu ayeti okumuyor musun: ‘Resûlullah size neyi emrederse onu alın, neyi yasaklarsa ondan kaçınınız.’’ (Haşr, 59/7; Abdullah b. Zeyd, Sünnetü’r-Resûl Şakîkatu’l-Kur’an, s.54.)

 

Hz.Peygamber, kendi sünnetine uyulmasını emrettiği gibi, ashabına da uyulmasını emir buyurmuştur. Hatta sahabilerini kendilerine uyulduğu takdirde, insanları doğru yola götüren gökteki yıldızlara benzetmektedir: “İçinizde benden sonra yaşayanlar birçok ayrılıklara şahit olacaktır. Size sünnetimi, hidâyete erdirilmiş, doğru yolu bulmuş halifelerimin sünnetini (yolunu) tavsiye ederim. Ona sımsıkı sarılın, sonradan çıkacak şeylerden de sakının. Çünkü dinde sonradan uydurulan şeyler, bid’attır. Her bid’at da sapıklıktır.” (Ebû Dâvûd, Sünne, 5.)

 

‘Ehl-i Sünnet’in Kaynağı

 

Gülistan: Hocam, Ehl-i Sünnet tabiri ilk defa ne zaman ortaya çıkmış ve kim tarafından kullanılmıştır?

 

M.Soysaldı: “Ehlu’s Sünnet” tabiri, dinde bid’atlerin ve Hariciyye, Mu’tezile, Mürcie ve Şîâ gibi çeşitli fırkaların ortaya çıkmasından sonra, sünnetin savunulması ve ümmetin bütünlüğünün korunması hareketi olarak ortaya çıkmıştır.

Ehlu’s Sünnet, bid’at fırkalarına karşı bir tepki, onların dindeki yerini belirleme, onların ortaya attığı meselelerin dinî cevaplarını tespit etme ve bid’atlara karşı İslam cemaâtının tavır alma hareketidir, diyebiliriz.

 

Sahâbîlerin fitne çıkmadan önceki haline uyan, fitneler çıktıktan, müslümanlar fırkalara ayrıldıktan sonra da, sahabîlerin çoğunluğunun tutumunu benimseyen topluluk, kendilerini diğer bid’at fırkalarından ayırmak için zaman zaman “ehl-i sünnet”, “ehlü’l hakk”, “ehlu’s sünne ve’l İstikâme”, “ehlu’l hadis”, “ehlu’l cemaâ”, “ehlu’l hadis ve’s süne” ve “ehlu’s sünne ve’l cema┠isimlerini kullanmışlardır.

 

Ehlu’s Sünnet terimini ilk kullanan, Muhammed b. Sîrîn’dir (ö.110/728). Bu terim, Hicrî II. asır başlarından itibaren “ehlu’l hakk ve’l istikâme”, “ehlu’s sünne ve’n nakl”, “ashabu’l hadis” şekillerinde kullanılmıştır.

Bu topluluk, hakikatte bir fırka değil, Hz.Peygamber (sav)’in ve ashabının yolunu takip eden ekseriyettir, çoğunluktur. Sonraki dönemlerde farklı isimler kullanılmışsa da bu isimler içerisinde diğerlerindeki ortak noktaları da toplaması açısından “ehlu’s sünne ve’l cema’ât” ismi yaygınlaşmış ve kabul edilmiştir.

 

İnanç Esaslarımız

 

Gülistan: Hocam, Ehl-i Sünnet’in temel inanç Esasları Nelerdir?

 

M.Soysaldı: Ehl-i Sünnet’in temel inanç esaslarını şöyle sıralayabiliriz:

- Ehl-i sünnete göre dinin temel iki kaynağı vardır: Birincisi Kur’an-ı Kerim, ikincisi ise, Hz.Peygamber’in sünnetidir.

- İman ve amel birbiriyle sıkı bir ilişki içerisindedir. Ancak ameller imana dahil değildir.

- Bütün inananlar kardeştirler. Ehl-i kıbleyi tekfir etmek kesinlikle caiz değildir.

- Ehl-i kıble olmasına rağmen, büyük günah işleyenler, imandan çıkmazlar fakat günahkârdırlar. Ancak işledikleri günahlardan tövbe etmeleri farzdır.

 

- Allah katında insanlar, ancak takvayla üstünlük sağlarlar.

- İman edilecek hususlar açısından iman artıp eksilmez. Ancak kalplerdeki iman nuru, Allah sevgisi, kulluk şuuru ve ibadet zevki, kulun haline, edebine ve niyetine göre artar ve eksilir. Sürekli işlenen günahlar kalbi öldürür, imanı zayıflatır ve ibadet neşesini yok eder.

 

- Bütün müminler Allah’ın dostudur. Ancak müminlerden muttaki olanlar, takvada üstün olanlar Allah’ın veli kullarıdır. Allah dostlarından ve veli kullardan sadır olan kerametler haktır. Fakat velilik için keramet şart ve lazım değildir.

- Ehl-i sünnet, sevdiğini Allah için sever, buğz ettiğine de Allah için buğz eder. Nefsi için kimseye düşman olmaz.

- Ehl-i sünnet, bütün âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz.Muhammed (sav) Efendimizi hayatında örnek edinir. Bunun için bir müslüman, hiçbir halde hiçbir kimseye zulüm yapamaz. Müslümanın temel ahlâkı, kusurları affetmek, insanları güzel öğüt ve ikna yoluyla hayra davet etmek, doğruyu yaşayarak göstermek ve herkese iyiliği emretmek ve kötülüklerden de sakındırmaktır.

 

- Ehl-i Sünnete göre, ahirette peygamberlerin ve Allahu Teala’nın izin verdiği salihlerin şefaati haktır. Allahu Teala ahirette müminlere cemalini gösterecektir.

- Eh-i Sünnete göre, Cennet ve cehennem ebedidir. Kalbinde zerre kadar iman ve Allah sevgisi ile ilâhî huzura gelenler, günahları yüzünden cehenneme girseler de, orada ebedî olarak kalmayacaklardır.

 

*Prof.Dr.Mehmet Soysaldı, Fırat Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi.

SÜLEYMAN KARAKAŞ

 

 Kaynak: Gülistan Dergisi

 


  MAKALELER

 

web analytics