"NESH TEORİSİ"-1


 

Milli Gazete - 6 Ekim 2007

"Allah fikri" ve "İslam düşüncesi", aralarında nesep birliği bulunan iki kavram. Bir Müslüman için zaruriyyat/kat'iyyat'tan olan hususlar hakkında sübjektivite/izafilik ifade eden bu tarz anlatım biçimlerinin kullanılması ancak tamamı beşer inisiyatifiyle belirlenmiş sistemlerin şekillendirdiği ya da etkilediği zihin yapısı için söz konusu olabilir.

"Nesh teorisi" ifadesi de dilimize büyük ölçüde İstişrak kaynağından beslenenler tarafından yerleştirilmiştir. Aslında Kur'an'da veya Sünnet'te yahut bu iki kaynak arasında nesh cereyan etmediği görüşünün bizatihi kendisi bir "teori" iken, onu savunanlar büyük bir ustalıkla "nesh teorisi" ifadesini zihinlere yerleştirerek neshin bir "vakıa" değil, sadece bir "teori" olduğunu düşünmemizi sağlamışlardır. (Çağdaş Kelam metinlerinde sıklıkla kullanılması "racon gereği" olan "Kesb teorisi" ifadesi için de aynı durum söz konusudur.)

Maksadım burada bu teknik meseleyi işlemek değil. Nesh meselesinin Din tasavvurumuzla ilgisi üzerine dikkatinizi çekmek için yaptım bu girizgâhı.

Mantuku "ayetler arasında" nesh cereyan edebileceğini gösteren ve umum ifadelerinin tahsisini gerektiren bir delil olmadığı için Kur'an ayetlerini de şümulüne alması gereken 2/el-Bakara, 106. ve 16/en-Nahl 101. ayetlerini Kur'an'ın, daha önce indirilmiş kitapları ya da o kitaplara insanlar tarafından sokuşturulmuş şeyleri nesh ettiği şeklinde yorumlamak ve mushafın iki kapağı arasındaki ayetler arasında nesh vuku bulmadığını savunmak Modern çağın modası. Ancak Mu'tezile mezhebine mensup Ebû Müslim el-Isfehânî Kur'an ayetleri arasında nesh ilişkisi cereyan etmediğini söyleyene, yani 4/10. asra kadar Kur'an ayetleri arasında nesh ilişkisi cereyan ettiğini inkâr eden kimse bulunduğunu bilmiyoruz.

Öyle durumlar vardır ki, Efendimiz (s.a.v)'den "nass" özelliğinde açık ve kesin bir nakil bulunmadığı halde Sahabe arasında ittifak konusu olmuştur. Hayızlı kadının namaz kılıp oruç tutamayacağı, temizlendiğinde tutamadığı oruçları kaza edeceği, ancak namazları kaza etmeyeceği, keza hayzın Hacc için de benzeri bir engel teşkil ettiği ve bunlara benzer pek çok konu böyledir. Tabii nesh meselesi de..

Efendimiz (s.a.v) ile "O'nu en iyi anlayan nesil" olduğu müsellemattan bulunan Sahabe arasındaki ilişkinin "varoluşsal" bir ilişkisi olduğunu en iyi görebildiğimiz alanlardan bahsediyoruz. Sahabe sadece Efendimiz (s.a.v)'den gördüğünü-duyduğunu, yani O'nun "söylediklerini" aktaran nesil olarak değil, aynı zamanda "söylemediklerini" de aktaran, "aramızda olsaydı nasıl davranırdı" veya "muradı neydi" sorularını en doğru biçimde cevaplandıracak yegâne nesil olma vasfıyla da temayüz eder. Efendimiz (s.a.v) ile Sahabe arasındaki ilişkinin zemini doğru konmayınca, ortaya çıkan Din tasavvurunun da malul olacağı açıktır ve bütün bu meseleler bunun en açık delilidir.

Ehl-i Sünnet'in nesh hakkındaki kabullerinin Sahabe'den intikal ettiğinde şüphe yoktur. İlginçtir, Efendimiz (s.a.v)'den, "Şu ayet şunu nesh etmiştir" gibi noktasal bir ihbar nakledilmemiştir. Böyle olduğu halde Sahabe'nin, nasih-mensuh bilgisine sahip olma meselesine ne kadar büyük bir önem atfettiğini gösteren birçok nakil mevcuttur.

 

"NESH TEORİSİ"-2


 

Milli Gazete - 8 Ekim 2007

Bir önceki yazıda Efendimiz (s.a.v)'den sarih bir ifade olmadığı halde Sahabe'nin nesh konusunda ortak bir tavır içinde olduğunu söylemiş ve ilgili nakilleri bugüne bırakmıştım.

Hz. Ali (r.a), halka kıssa nakleden birisine rastladığında, "Nasih ve mensuhu biliyor musun?" diye sormuş, adam "Hayır" deyince, "O zaman hem kendin helak oldun, hem de halkı helak ettin" cevabını vermiştir.[1]

Aynı anekdot İbn Abbâs (r.a)'dan da nakledilmiştir.[2]

Yine İbn Abbâs (r.a), "Kime hikmet (r.a) verilmişse ona çok hayır verilmiştir" mealindeki 2/el-Bakara, 269. ayetinin tefsiri sadedinde, ayette geçen "hikmet"in, nasih-mensuhuyla, muhkem-müteşabihiyle… Kur'an bilgisi olduğunu söylemiştir.[3]

Huzeyfe (r.a) şöyle demiştir: "İnsanlara ancak şu üç kişiden biri fetva verir: Yönetici, nasih-mensuhu bilen veya ahmak olan."[4]

Hz. Ömer (r.a), "Ali yargı işini en iyi bilenimiz, Übeyy de Kur'an'ı en iyi okuyanımızdır. Şu kadar ki biz, Übeyy'in birçok görüşünü terk ediyor, almıyoruz. Zira o, "Resulullah (s.a.v)'den duyduğum hiçbir şeyi bırakmam" diyor. Oysa Allah Teala, "Biz bir ayeti nesh eder veya unutturursak…"[5] buyurmuştur."[6] (Yani Kur'an ayetleri içinde nasih olanlar vardır, mensuh olanlar vardır. Dolayısıyla Resulullah (s.a.v)'in tebliğ ettiği ayetler içinde metni ya da hükmü yahut hem metni hem de hükmü nesh edilmiş olanlar vardır.)

Örnekleri daha fazlar artırmak mümkün ve bu, Tabiun nesline ve daha aşağıya doğru inildikçe artarak devam etmektedir.

Acaba Sahabe nesh hakkındaki bu yaklaşımı kendiliğinden mi "keşf" ya da "teorize" edip ortaya atmıştır? Eğer böyleyse Sahabe arasında bu meselede aykırı bir görüş bulamayışımızı nasıl izah edebiliriz?

Yukarıdaki nakiller, Ehl-i Sünnet'in temel Usul ilkelerinin ve bunun izdüşümünde "Din telakkisi"nin, vakıanın tesirinde (tarihsel olarak) ya da masa başı mesaisiyle (teorik olarak) ortaya çıkmadığını açık bir şekilde yansıtmaktadır. Bahse konu kabuller, Efendimiz s.a.v) ile Sahabe arasındaki ontolojik ilişkinin tevarüsünden başka bir anlama gelmemektedir.

Aksi halde Sahabe'den başlayarak bütün Ümmet'i, herhangi bir delile dayanmadan pek çok Kur'an ayetini ve Sünnet'i hükümden düşürmekle, devre dışı bırakmakla… itham etmek gerekecektir ki, bunun "heva ile hükmetmek"ten hiçbir farkı yoktur!!

Eğer bu Ümmeti böyle bir cürümle itham ve zan altına sokmak makul ise, Din adına bize intikal etmiş olan hiçbir şeyden –Kur'an dahil– emin olamayız!! Kur'an da Sünnet de çoktan dünyayı terk etmiş demektir!!

Böyle bir şey tasavvur olunamayacağına göre söylenmesi gereken şudur: "Nesh teorisi" diye bir şey yoktur; "nesh vakıası" diye bir şey vardır. Sahabe'den bize kadar intikal etmiş menkulatın Efendimiz (s.a.v) ile irtibatı dolayısıyla Ehl-i Sünnet, Sahabe'ye farklı bir epistemolojik tanımıştır.

  Ebubekir SİFİL

 

 

[1] Abdürrezzâk, el-Musannef, III, 220.

[2] et-Taberânî, el-Mu'cemu'l-Kebîr, X, 259.

[3] et-Taberî, Câmi'u'l-Beyân, mezkûr ayetin tefsiri.

[4] ed-Dârimî, "Mukaddime", 21; Abdürrezzâk, XI, 231.

[5] 2/el-Bakara, 106.

[6] el-Buhârî, "Tefsîr", 10; Ahmed b. Hanbel, V, 113.

 Kaynak:www.ebubekirsifil.com


  MAKALELER

 

web analytics