ESHÂB-I KİRÂMIN ÜSTÜNLÜKLERİ

 

Nişâncızâde denmekle anılan Muhammed bin Ahmed efendinin birçok kitaplardan toplıyarak hazırladığı (Mir'ât-ı kâinât) adındaki türkçe tarih kitabı, Eshâb-ı kirâmın büyüklüğünü, kıymetlerini kısa ve açık anlatmaktadır. Biz de, bu kitaptan, olduğu gibi aşağıya alıyoruz. Nişâncızâde, hicretin 962 yılında tevellüd, 1031 [m. 1622] yılında vefât etmiştir. Kitabını ondördüncü Osmanlı pâdişâhı olan birinci sultan Ahmed hân zamanında tamamlamıştır.

 

Sahâbî kime denir: Âlimlerin çoğuna göre, kadın veya erkek, çocuk veya büyük bir müslüman, Resûlullah efendimizi çok az da olsa, bir kere görürse, kör olan, bir kere konuşursa ve îman ile vefât ederse, buna sahâbî denir. Kâfir iken görüp de, Resûlullahın vefâtından sonra îmana gelen veya müslüman iken görüp, sonra mürted olan, sahâbî değildir. Sahâbî olduktan sonra mürted olup, Resûlullahın vefâtından sonra, tekrar îmana gelen, sahâbî olur. Resûlullah Cin sınıfına da Peygamber olduğu için, Cin de, sahâbî olur. Birkaç sahâbîye (Eshâb-ı kirâm) veya (Sahâbe) denir.

 

Eshâb-ı kirâmın üstünlüğü: (Mevâhib-i ledünniyye) kitabında deniliyor ki, Peygamberlerden ve meleklerin üstünlerinden sonra, bütün yaradılmışların en üstünü, Eshâb-ı kirâmdır. Eshâb-ı kirâmın her biri, bu ümmetin hepsinden daha üstündürler. Muhammed aleyhisselâmın Peygamber olduğuna inanan herkese, yâni her müslümana, hangi ırktan, hangi memleketten olursa olsun, Muhammed aleyhisselâmın ümmeti denir. Biz müslümanlar, Muhammed aleyhisselâmın ümmetiyiz. Her nekadar, bir hadis-i şerifte, (Ümmetim yağmur gibi hayrlıdır. Önce gelenler mi, sonra gelenler mi daha hayrlıdır bilinemez) buyuruldu ise de, sevabın çok olması, daha üstün olmayı göstermez. Çünkü, Resûlullahı görmek gibi üstünlük olamaz. Eshâb-ı kirâm, Şâmı feth ettikleri zaman, hıristiyanlar bunları görünce, güzel hâllerine şaştılar ve bunlar Îsâ aleyhisselâmın eshâbı olan Havârîlerden daha üstündürler dediler ve bunu söylerken yemin ettiler. Düşmanın da şâhit olduğu bir üstünlüğe kim ne diyebilir?

 

İmrân sûresinin yüzonuncu âyet-i kerimesinin meâl-i şerifi, (Siz ümmetlerin hayrlısısınız) ve Tevbe sûresinin yüzüncü âyet-i kerimesinin meâl-i şerifi, (Önce müslüman olanlardan, Muhâcirlerin ve Ensârın önce gelenlerinden ve bunların yolunda gidenlerden Allahü teâlâ râzıdır ve bunlar da, Allahü teâlâdan râzıdırlar. Allahü teâlâ bunlar için, Cennetler hazırladı. Bu Cennetlerin altından nehrler akmaktadır. Bunlar Cennetlerde sonsuz olarak kalacaklardır)dir. Bir hadis-i şerifte, (Eshâbımı söğmeyiniz! Eshâbımdan sonra gelenlerden bir kimse, dağ kadar altın sadaka verse, Eshâbımdan birinin bir avuç arpa vererek kazandığı sevaba veya yarısına kavuşamaz) buyuruldu. Münâvînin ve Beyhekînin bildirdikleri hadis-i şerifte, (Eshâbım gökteki yıldızlar gibidir. Herhangi birisine uyarsanız, hidâyete kavuşursunuz!) buyuruldu. Bir hadis-i şerifte, (Eshâbıma düşmanlık etmekten sakınınız! Allahdan korkunuz. Onları seven, beni sevdiği için sever. Onlara düşmanlık eden, bana düşmanlık etmiş olur. Onları inciten, beni incitmiş olur. Beni inciten de, elbette Allahü teâlâyı incitir) buyuruldu. Bir hadis-i şerifte, (İnsanların en iyisi, benim zamanımda bulunan müslümanlardır. Onlardan sonra en iyisi, onları görenlerdir. Onlardan sonra da en iyisi, onları görenleri görenlerdir. Onlardan sonra gelenlerde iyi olmıyanlar da vardır) buyuruldu. Başka bir hadis-i şerifte, (Ümmetimin en iyisi, benim bulunduğum zamanda olanlardır. Onlardan sonra en iyisi, onlardan sonra gelenlerdir. Onlardan sonra da en iyisi, daha sonra gelenlerdir) buyuruldu. Münâvînin ve Tirmüzînin bildirdikleri hadis-i şerifte, (Beni gören ve beni görenleri gören bir müslümanı Cehennem ateşi yakmaz) buyuruldu. Bu âyet-i kerimeler ve hadis-i şerifler, Eshâb-ı kirâmın üstünlüğünü açıkça göstermektedirler.

 

Eshâb-ı kirâmın hepsini üstün bilmemiz, sevmemiz lâzımdır. Akâid kitaplarında, söz birliği ile deniliyor ki: (Eshâb-ı kirâmın herbirini büyük ve üstün bilmek, hepsine iyi gözle bakmak, herbirinin âdil ve sâlih olduğuna inanmak lâzımdır. Hiçbirine dil uzatmamak, lânet etmemek, düşmanlık etmemek ve bir kısmını sevmek için başka Sahâbîlere düşman olmaktan sakınmak lâzımdır. Bir kısmına düşmanlık ederek, söğerek, kötüliyerek, başka kısmın sevilmiş olacağını sanmaktan kaçınmalıdır. Böyle olduğu kesin vesikalarla, kuvvetli senetlerle isbât edilmiştir).

 

Sahâbeden birini, ondan daha yüksek bir sahâbîden, dünyadaki işlerinden dolayı daha çok sevmek, fakat ötekinin daha üstün olduğuna inanmak günah değildir. Meselâ bir kimse, Hz. Alinin evladından olsa, yâni seyyid olsa, bunun için Hz. Aliyi Hz. Ebû Bekrden daha çok sevse, fakat âhıret için, Hz. Ebû Bekri Hz. Aliden üstün tutsa, günah olmaz. Çünkü, dünya muhabbeti, insanın elinde değildir.

 

Ehl-i sünnetin temel kitaplarından biri olan (Şerh-i Akâid) kitabında, Sa'deddîn-i Teftâzânî buyuruyor ki, (Eshâb-ı kirâm arasındaki ayrılıkların, muhârebelerin iyi sebeplerle, güzel niyetlerle yapıldığına inanmamız lâzımdır. Eshâb-ı kirâmdan birini söğmek, kötülemek câiz değildir. Hz. Âişe gibi nass ile üstünlüğü bilinen bir sahâbîyi kötülemek küfürdür. Nass ile bildirilmemiş bir sahâbîyi kötülemek ise, bid'attır ve büyük günahtır). (Mevâhib-i ledünniyye) kitabında yazılı bir hadis-i şerifte, (Eshâbım anıldığı zaman, dilinizi tutunuz! Onların şânlarına lâyık olmıyan birşey söylemeyiniz!) buyuruldu. Bir hadis-i şerifte, (Eshâbımdan birini söğeni dövünüz) ve Taberânî ile Münâvînin bildirdikleri hadis-i şerifte, (Peygamberleri söğen öldürülür ve Eshâbımı söğen dövülür) buyuruldu. Celâleddîn-i Süyûtî hazretlerinin (Câmi'ussagîr) kitabındaki hadis-i şerifte, (Eshâbımın kusurları, yanlış hareketleri olacaktır. Allahü teâlâ, onları bana bağışlıyacak, kusurlarını affedecektir) buyuruldu. (Hülâsa-tül-fetâvâ) kitabında diyor ki, (Hz. Ebû Bekri ve Hz. Ömeri söğmek küfürdür. Fakat Hz. Aliyi onlardan üstün sanmak, küfür değildir. Bid'attir ve dalâlettir). İmâm-ı a'zam Ebû Hanîfe hazretlerine, (Ehl-i sünnet ve cemaat) mezhebi nedir diye soruldukta, (Hz. Ebû Bekr ile Hz. Ömerin en üstün olduklarına inanmak ve Resûlullahın iki dâmâdını sevmek ve abdest alırken ayaklardaki iki mest üzerine mesh etmek ve iyi, kötü her müslümanın arkasında namaz kılmaktır) cevabını verdi. (Âdâb-ül-menâzil) kitabında, bir sahâbîyi bir kere söğmek küfür değildir, dalâlettir. Bir veya iki veya üç kere söğen, döverek tâzîr olunur. Üçten fazla söğen, katlolunur denilmektedir.

 

Ehl-i sünnet âlimleri, Eshâb-ı kirâmın üstünlük sırasını üçe ayırmıştır.

 

1 -  Muhâcirler: Mekke şehri alınmadan önce, Mekkeden veya başka yerlerden, vatanlarını, memleketlerini terk ederek, Medîne şehrine hicret edenlerdir. Bunlar, Resûlullahın yanına îman ile gelmiş veya gelince îman etmişlerdir. Amr ibni Âs hazretleri bunlardandır.

 

2 -  Ensâr: Medîne şehrinde veya bu şehre yakın yerlerde ve Evs ve Hazrec adındaki iki arab kabîlesinde bulunan müslümanlara (Ensâr) denir. Çünkü Resûlullah efendimize her türlü yardımda ve fedakârlıkta bulunacaklarına söz vermişler ve sözlerinde durmuşlardır.

 

3 -  Diğer Eshâb-ı kirâm: Mekke şehri alındığı zaman ve daha sonra, Mekkede veya başka yerlerde îmana gelenlerdir. Bunlara Muhâcir ve Ensâr denmez. Yalnız sahâbî denir. İbni Esîr İzzeddîn Ali Cezrînin (Câmi') kitabında, Muhâcirler Ensârdan, Muhâcirlerin önce gelenleri, Ensârın önce îmana gelenlerinden ve Ensârın önce gelenleri, Muhâcirlerin sonra gelenlerinden daha üstün olduğu ve fakat, sonra îmana gelen nice sahâbînin, önce îmana gelenlerden üstün olduğu yazılıdır. Meselâ, Hz. Ömer ve Bilâl-i Habeşî, kendilerinden önce îmana gelen nice Sahâbîden daha üstündürler. İmâm-ı Süyûtînin (Tarih-ul-Hulefâ) kitabında diyor ki: Ehl-i sünnet âlimleri, söz birliği ile bildirmiştir ki, Eshâb-ı kirâmın en üstünleri, Resûlullahın dört halîfesidir. Bunlardan sonra en üstünleri, Aşere-i mübeşşereden, yâni Cennet ile müjdelenmiş olan on kişiden geri kalan altısı ile Hz. Hasen ve Hz. Hüseyndir. Bunlardan sonra en üstünleri bu oniki kişiden başka, Bedr gazâsında bulunan üçyüzonüç (313) Sahâbîdir. Bunlardan sonra üstün olan, Uhud gazâsında bulunan yediyüz (700) kahramandır. Bunlardan sonra üstün olan hicretin altıncı senesinde, ağaç altında Resûlullaha, (Ölmek var, dönmek yok) diye söz veren bindörtyüz (1400) kişidir. Bu sözleşmeye (Bî'at-ı Rıdvân) denir.

 

(Bahr-ül-Ulûm) adındaki tefsîrde bildirilen hadis-i şeriflerde, (Ümmetimin en merhametlisi Ebû Bekrdir. Dinde en kuvvetli olan Ömerdir. Hayâsı en çok olan, Osmandır. Şeriatte her suâli cevaplandıran Alidir. Helâl ve haram olanları en iyi bilen Mu'âzdır. Kur'an-ı kerimi en güzel okuyan Ebiyy bin Kâ'bdır. Münâfıkları tanıyan, Huzeyfetibni Yemândır. Îsâ aleyhisselâmın zühdünü görmek isteyen Ebû Zerin zühdüne baksın! Cennet, Selmân-ı Fârisîye âşıktır. Hâlid bin Velîd, Allahın kılıcıdır. Hamza, Allahü teâlânın arslanıdır. Hasen ve Hüseyn Cennet gençlerinin en üstünüdür. Câfer bin Ebî Tâlib, Cennette meleklerle berâber uçar. Cennet kapısını ilk açacak olan Bilâldir. Benim Kevser havuzumdan ilk içecek olan Süheyb-i Rûmîdir. Kıyâmet günü melekler ilk önce Ebüdderdâ ile müsâfeha eder. Her Peygamberin bir arkadaşı vardır. Benim arkadaşım Sa'd bin Mu'âzdır. Her Peygamberin Eshâbından seçtikleri vardır. Benim seçtiklerim, Talha ve Zübeyrdir. Her Peygamberin mahrem işlerini gören yardımcısı vardır. Benim yardımcım, Enes bin Mâliktir. Her ümmette hâkim vardır. Benim ümmetimde hikmeti çok söyliyen Ebû Hüreyredir. Hassân bin Sâbitin sözleri Allah tarafından te'sîrlidir. Ebû Talhanın harp meydanındaki sesi, bir fırka askerden daha kuvvetlidir) buyurdu. (Bahr-ül-ulûm) kitabını yazan Alâüddîn Ali Semerkandî sekizyüzaltmış (860) senesinde, Anadoluda Lârende şehrinde vefât etmiştir.

 

İmâm-ı Süyûtî hazretleri (Tarih-ul-Hulefâ) kitabında diyor ki: Hadis-i şeriflerde, (Ümmetimin en merhametlisi Ebû Bekrdir. Allahü teâlânın emirlerini yapmakta en şiddetlisi Ömerdir. Hayâsı en çok olanı Osmandır. Şeriatteki zorlukları en çok çözen Alidir. Ümmetimin en emîni Ebû Ubeyde bin Cerrâhdır. Ümmetimin en zâhidi Ebû Zerdir. İbâdeti en çok olan Ebüdderdâdır. Ümmetimin en halîmi ve cömerdi Muaviye bin Ebî Süfyândır) buyuruldu.

 

Resûlullahın vâlîleri: (Diyâr-ı Bekr)li kâdı Hüseynin dokuzyüzkırk (940) senesinde yazdığı (Hamis) kitabında diyor ki, (Bâzan), Acem şâhı Husrev tarafından Yemen vâlîsi yapılmıştı. Îmana geldi. Resûl aleyhisselâm onu vâlî olarak yerinde bıraktı. İlk İslâm vâlîsi Bâzandır. Resûl aleyhisselâm, Hâlid bin Sa'îdi, San'a şehrine, Ziyâd bin Esedi Hadremût şehrine, Ebû Mûsel Eş'arîyi Aden şehrine, Ebû Süfyân bin Harbi Necrân vilâyetine, Muaviyenin büyük kardeşi Yezîdi Teymâ şehrine, Attâb bin Esyedi Mekke şehrine, Amr bin Âsı Ammân şehrine vâlî yapmıştır. Kâdı Hüseyn bin Muhammed, hicretin dokuzyüzaltmış (960) yılında Mekkede vefât etmiştir.

 

Resûlullahın kâtibleri: Hz. Ebû Bekr, Ömer, Osman, Ali, Talha, Zübeyr, Sa'd bin Ebî Vakkâs, Muhammed bin Seleme, Erkam bin Ebî Erkam, Abdüllah bin Erkam, Mugîre bin Şu'be, Ebiyy bin Kâ'b, Zeyd bin Sâbit, Ebû Süfyân bin Harp ve oğlu Muaviye ve büyük kardeşi Yezîd bin Ebissüfyân, Hâlid bin Velîd, Amr ibni Âs, Huzeyfe bin Yemândır. Bunlardan başka da kâtibleri vardı. Hepsi kırküç kişidir. İçlerinden en çok kâtiblik yapan, Zeyd bin Ebissâbit ile Muaviye bin Ebissüfyân idi.

Yabancı memleketlere gönderdiği elçileri ondört kişidir. Bunlardan biri Amr bin Âs hazretleridir. Bunu Ammâna elçi olarak göndermiştir. Sonra Ammâna vâlî yapmıştır.

 

(İstî'âb) adındaki kitapta, ikibinyediyüzyetmiş erkek ve üçyüzseksenbir aded kadın Sahâbînin hâl tercümesi yazılıdır. (İstî'âb fî marifetil Eshâb) kitabını yazan hâfız Yûsüf bin Abdüllah Kurtubî 463 [m. 1071] de vefât etmiştir. (Mevâhib-i ledünniyye) kitabında diyor ki, Resûlullahın vefâtına kadar îmana gelenler sayısız ve hesapsızdır. Mekke fethinde onbin, Tebük gazâsında yetmişbin, vedâ' haccında doksanbin ve Resûlullah vefât ettiği zaman yeryüzünde yüzyirmidörtbinden ziyâde Sahâbî mevcut idi.

Resûlullahın akrabâsından birkaç kişiden başka, Eshâb-ı kirâmın hepsi yaşça, Resûlullahdan küçük idiler.

 

(Fevâyıh-ı Miskiyye) kitabında, imam-ı Vâkıdîden alarak diyor ki, Sahâbe-i kiramdan en son vefât edenler şunlardır:

 

Abdüllah bin Ebî Evfâ hicretin seksenaltısında Kûfe şehrinde vefât etti.

Abdüllah bin Yesr, seksensekiz yılında Şâmda vefât etti.

Sehl bin Sa'd hicretin doksanbirinde yüz yaşında Medînede vefât etti.

Enes bin Mâlik, doksanüç yılında Basrada vefât etti.

Ebuttufeyl Âmir bin Vâsile, hicretin yüzüncü senesinde Mekkede vefât etti. Sahâbe-i kiramın en son vefât edeni budur.

 

Resûl aleyhisselâm, vefâtından sonra kimin halîfe olacağını hiçbir zaman, hiçbir kimseye açıkça bildirmedi. Vefâtından sekiz gün önce, Hz. Ebû Bekri kendi yerine imam tâyîn buyurarak, halîfe olacağına işaret eyledi. Resûlullah hasta olmadan çok evvel bir kere mescide çıkmayıp, namazı kılsınlar diye emir buyurdu. Hz. Ebû Bekr bulunmadığı için, Hz. Ömer imam oldu. Resûl aleyhisselâm, Hz. Ömerin sesini işitince, (Hayır, hayır, Allahü teâlâ ve müslümanlar Ebû Bekrden râzıdırlar, Ebû Bekr namazı kıldırsın!) buyurdu. Bir kere de, Hz. Aliye karşı buyurdu ki: (Eshâbım arasında senin en üstün olmanı Allahü teâlâdan üç kere istedim. Allahü teâlâ, Ebû Bekrin en üstün olmasından râzı oldu). Resûlullah, kendisinden sonra Hz. Ebû Bekrin halîfe olacağını, birçok zaman işaret buyurmuştu. Meselâ, Medîneye hicret buyurup, Mescid-i şerif yapılırken, mübârek eliyle temele bir taş koyup, Hz. Ebû Bekre; taşını benim taşımın yanına koy, buyurdu. Sonra Hz. Ömere; taşını Ebû Bekrin taşının yanına koy buyurdu. Sonra Hz. Osmana; taşını Ömerin taşının yanına koy buyurdu. Hz. Osman taşını Ömerin taşının yanına koyunca, (Benden sonra, bunlar halîfelerimdir) buyurdu. İmâm-ı Ahmedin Müsnedinde ve Münâvînin (Künûz-üddekâık) kitabında bildirilen hadis-i şerifte, (Benden sonra, şu ikisine tâbi olunuz: Ebû Bekr ve Ömere) buyuruldu. Bir kere bir kadın gelip bir şey istedi. Sonra gel buyurdu. Gelip sizi bulamazsam ne yapayım, deyince, (Beni bulamazsan Ebû Bekre git! Benden sonra halîfem odur) buyurdu. Vefât edeceklerine yakın, (Bana kâğıd kalem getiriniz! Ebû Bekre birşeyler yazacağım) buyurdu ve sonra, (Allahü teâlâ ve müslümanlar Ebû Bekrden râzıdırlar) dedi. Allâme İbnül Hemmâm (Müsâyere) adındaki kitabında diyor ki: Allahü teâlâ, Hz. Ebû Bekrin halîfe olacağını Resûlüne bildirmişti. Fakat, ümmetine söylemesini emretmemişti.

 

Hz. Ebû Bekr, Resûlullahdan iki sene ve birkaç ay sonra dünyaya geldi. Babası, Ebû Kuhâfe Osmandır. Yedinci babası olan Mürre, Resûlullahın da yedinci babasıdır. İsmi önceden Abdülkâ'be idi. Resûl aleyhisselâm Abdüllah olarak değiştirdi. Ebû Bekr, Bekrin babası demektir. Bekr isminde oğlu yoktur. Fakat, Arabistândaki âdete göre, oğlu olmak için, bir erkek babası diye soyadı konulurdu. Bunun için, kendisine Ebû Bekr demiş idi. Cehennemden âzâd olduğu, çeşidli hadis-i şeriflerde bildirildiği için, (Atîk), yâni (âzâd olmuş adam) da denir. Resûlullahın mîracını işitir işitmez, inanarak kâfirleri şaşkına çevirdiği için, Allahü teâlâ (Sıddîk) ismini vererek şereflendirdi. Beyaz yüzlü, zayıf, nûrlu bir zat idi. Îmana gelmeden evvel Kureyş kâfirlerinin ileri gelenlerinden, büyüklerinden, sayılı olanlarından ve sözü tutulanlarından idi. Îmana gelmeden önce de, çok afîf, ağırbaşlı, doğrulukla meşhûr idi. Hiç şarap içmemiş, şiir söylememişti. Mekkenin sayılı tüccârlarından olup, pek zengin idi. Çok hayr yapar, iyiliği severdi. Îmana gelmeden evvel, Resûlullah ile gençlik arkadaşı idi. Çok sevişirlerdi. Ticâret için gittiği yerlerde, âhır zaman Peygamberinin geleceğini, kendisinin ona sahâbî olacağını, kâhinlerinden ve din âlimlerinden çok işitmişti. Resûlullah çağırınca, seve seve hemen îmana geldi. Annesi Ümmülhayr da, ilk îmana gelenlerdendir. Fakat babası Osman, ancak Mekkenin fethinde, çok yaşlı iken îmana geldi. Eshâb-ı kirâm arasında, babası, anası ve çocuklarının ve torunlarının hepsi îmana gelen, Ebû Bekrden başka kimse yoktu.

 

Mekkede iken ve hicret ederken ve Medînede her gazâda ve harp olmıyan zamanlarda Resûlullahın yanından ayrılmadı. Bir iki defa izin ile ayrılmıştır. Resûlullahın sâdık dostu ve sır arkadaşı ve her işinde müsteşârı idi. (Allahü teâlâ, beni dört vezîr ile kuvvetlendirdi. İkisi melektir. İsmleri Cebrâîl ve Mikâildir. İkisi de insandır. İsmleri Ebû Bekr ve Ömerdir) hadis-i şerifi, şerefinin yüksek olduğunu göstermektedir. Eshâb-ı kirâm, Resûlullahın yanında, halka olarak otururlardı. Resûl aleyhisselâm, sağ yanına Ebû Bekri, sol yanına Ömeri oturturdu. Ebû Bekrin üstüne ve yok iken onun yerine, kimseyi oturtmazdı. Yeri boş kalırdı. Güzel huyları, cesareti, cömerdliği, ilmi, zekâsı ve hele takvâsı Sahâbenin hepsinden fazla idi. Hz. Ali, (İçimizde en cesûr Ebû Bekrdir) buyurdu. Resûlullah vefât edince, Arabistândaki köylülerin çoğu dinden çıktı, mürted oldular. Hz. Ebû Bekr, halîfe olunca, mürtedlerle harp etmeyi emir buyurdu. Eshâb-ı kirâm, bütün Arabistâna karşı nasıl harp edebiliriz dediler. Kılıncını çekip ilerledi. Eshâb-ı kirâm arkasından yürüdüler. Velleyl sûresinin onyedinci âyet-i kerimesi ile senâ buyuruldu. Resûl aleyhisselâmın (Ebû Bekrin malı gibi hiçbir kimsenin malı bana faydalı olmadı) buyurduğu, imam-ı Ahmedin Müsnedinde ve Münâvîde yazılıdır. Ticâretten bütün kazancını Resûlullah için dağıttı.

 

Halîfe iken, ağır bir suâl çıkınca, cevabını Kur'an-ı kerimde, bundan sonra bildiği hadis-i şeriflerde arardı. Bulamayınca, Sahâbeye sorardı. Hadis-i şerif ile çözemezler ise, birlikte araştırırlar, söz birliği olursa, öylece yapardı. Söz birliği olmazsa, kendi ictihâd ederdi. Hz. Ömer halîfe iken, Kur'an-ı kerimde ve hadis-i şeriflerde bulamadığını, Ebû Bekrin ictihâdında bulursa, ona uyardı. Bulamazsa, kendi ictihâd ederdi.

 

Zekâsı şaşılacak kadar çoktu. Birgün Resûl aleyhisselâm, (Allahü teâlâ, bir kuluna, dünya ile âhiretten hangisini istersin dedi. O kul, Rabbimin yanında olan nîmetleri isterim dedi) buyurunca, Resûlullahın vefât edeceğini hemen anlayıp çok ağladı. Eshâb-ı kirâm, Hz. Ebû Bekrin bu çabuk anlayışına şaşıp kaldılar. Resûl aleyhisselâm, (Kur'an-ı kerimi en çok bilen, imam olur) buyurmuştu. Vefât edeceği zaman, Hz. Ebû Bekrin imam olmasını emredince, Eshâb-ı kirâm arasında, Kur'an-ı kerimi en çok anlıyanın kendisi olduğu haber verilmiş oldu. Hadis-i şerifleri ve Resûlullahın edeblerini en çok bilen o idi. Eshâb-ı kirâm, sıkıştıkları şeyleri ondan sorar, öğrenirlerdi. Kendisinden bizlere az sayıda hadis-i şerif ulaşmasının sebebi, Resûlullahdan sonra az yaşadığı ve bu kısa zamanı, mürtedlerle ve âsîlerle savaşta geçirdiği içindir. Rü'yâ tabîrinde, Eshâb-ı kirâmın en üstünü idi. Tâbiînin büyüklerinden olan ve rü'yâ tabîri ile meşhûr olan İbni Sîrîn, (Resûlullahdan sonra, rü'yâ tabîrinde en üstün olan Ebû Bekrdir) demiştir. Arab kabîlelerinin ve hele Kureyş kabîlesinde olanların soylarını saymakta en bilgili idi. İleriyi görüşü, buluşu, tedbîr alışı da, herkesten üstün idi. Resûl aleyhisselâm dünya işlerinin hepsini ona danışırdı. Bir hadis-i şerifte, (Cebrâîl bana dedi ki: Allahü teâlâ Ebû Bekr ile danışmayı sana emrediyor) buyuruldu. İmrân sûresi yüzellidokuzuncu âyetinde, (İşlerinde onlara danış!) emri, Hz. Ebû Bekr ve Hz. Ömer ile müşâvere etmek için geldi. Eshâb-ı kirâm arasında, Kur'an-ı kerimin hepsini ezberliyen birkaç kişiden biri, Hz. Ebû Bekrdir.

 

Hz. Ebû Bekrin, Peygamberlerden sonra insanların en üstünü olduğunu gösteren âyet-i kerimeler ve pek çok hadis-i şerif vardır. Bunlardan birkaçını bildirelim:

Tevbe sûresinin kırkbirinci âyetinin meâl-i âlîsi, (Mağaradaki iki kişinin ikincisi)dir. Bu âyet-i kerime, Hz. Ebû Bekri medh etmektedir. Velleyl sûresinin beşinci âyeti, Hz. Ebû Bekrin şânını bildirmekte olduğu, söz birliği ile haber verilmiştir. Yine bu sûrenin onyedinci âyeti, Hz. Ebû Bekr için nâzil oldu. Bekara sûresinin 274.  âyeti, Ebû Bekr hakkında nâzil olduğu da bildirilmektedir. Çünkü, sadaka vermenin çeşidli sevaplarına kavuşmak için, geceleri onbin altunu gizli olarak, onbin altunu da, gözönünde olarak ve gündüzleri de böyle onarbin altunu sadaka vermiştir.

 

Deylemînin bildirdiği ve Münâvîde yazılı olan hadis-i şerifte, (Ebû Bekr-i Sıddîk, insanların en iyisi ve en üstünüdür. Yalnız Peygamber değildir) buyuruldu. Yine Deylemînin bildirdiği ve Münâvîde yazılı hadis-i şerifte, (Ebû Bekrin ismi, gök ehli arasında atîktir. Yeryüzünde de atîktir) buyuruldu.

Ebû Nu'aymın bildirdiği ve Münâvîde yazılı hadis-i şerifte, (Ebû Bekr, Allahü teâlânın ateşten âzâd ettiği kimsedir) buyuruldu.

 

Bir hadis-i şerifte, (Peygamberlerden başka Ebû Bekrden daha üstün bir kimse üzerine güneş doğmadı) buyuruldu.

 

Bir hadis-i şerifte, (Hiçbir kimse, bana sohbeti ile ve malı ile Ebû Bekr kadar faydalı olmadı. Eğer Rabbimden başka dost edinseydim, Ebû Bekri dost edinirdim) buyuruldu.

 

Bir hadis-i şerifte, (Ümmetimden en önce Cennete girecek olan, Ebû Bekrdir) buyuruldu.

Deylemînin bildirdiği ve Münâvîde yazılı bir hadis-i şerifte, (Ebû Bekri sevmek ve ona Şükretmek, ümmetimin hepsi üzerine vâcibdir) buyuruldu.

 

Hatîb-i Bağdâdînin bildirdiği ve Münâvîde yazılı hadis-i şerifte, (Kıyâmet günü, insanların hepsi hesap olunur. Yalnız Ebû Bekr olunmaz) buyuruldu.

 

Bir hadis-i şerifte, (İyi huylar üçyüzaltmış dânedir. Allahü teâlâ dilerse, bir kuluna bu huylardan birini verir. Bu huyundan dolayı, onu Cennete sokar) buyuruldukta, Hz. Ebû Bekr, (Yâ Resûlallah! O huylardan birisi bende var mıdır?) dedikte, (Evet, sende o huyların hepsi vardır) buyuruldu.

 

Birgün, (Ey mutmainne olan nefis!..) âyet-i kerimesi sonuna kadar okundu. Hz. Ebû Bekr, (Yâ Resûlallah! Bu ne güzel şeydir) dedikte, (Sen ölürken, melek, sana böyle söyliyecektir) buyurdu.

 

Hz. Ebû Bekr, bir kere Sahâbeden birine incindi. Resûl aleyhisselâm bunu işitince, Eshâb-ı kirâmı toplayıp, (Allahü teâlâ, beni size Peygamber gönderdi, inanmadınız. Yalnız Ebû Bekr inandı. Bana malı ile, canı ile yardım etti. Benim hâtırım için, bu arkadaşımı incitmeyiniz!) buyurdu. O günden sonra hiç kimse, Hz. Ebû Bekri incitecek bir şey söylemedi ve yapmadı.

 

Bir hadis-i şerifte, (Cebrâîl aleyhisselâma, Hz. Ömerin üstünlüklerini sordum. Cebrâîl bana, Ömerin üstünlüklerini, Nuh aleyhisselâmın peygamberlik zamanı kadar, (yâni 950 sene) anlatsam bitiremem. Bununla berâber, Ömerin bütün iyilikleri Ebû Bekrin iyiliklerinden birisi kadardır dedi) buyurdu.

 

En çok kimi seviyorsun, yâ Resûlallah denildikte, (Âişeyi) buyurdu. Erkeklerden kimi dediklerinde, (Âişenin babasını) buyurdu. Ondan sonra kimi denildikte, (Ömer bin Hattâbı) buyurdu.

 

Birgün, Hz. Ebû Bekr ile Hz. Ömeri göstererek, (Bu ikisi Peygamberlerden başka, Cennetteki insanların en üstünüdür) buyurdu.

 

Birgün, Resûlullahın sağ yanına Ebû Bekr, sol yanına Ömer geldiler. Mübârek elleri ile herbirinin elinden tutup, mescid-i şerife girdi ve (Kıyâmet günü, üçümüz böyle geliriz) buyurdu.

 

Birgün Hz. Ebû Bekrle Hz. Ömeri görünce, (Bu ikisi benim gözüm ve kulağım yerindedir) buyurdu.

 

Birgün bu ikisine karşı, (Beni ikiniz ile kuvvetlendiren Allahü teâlâya hamd olsun!) buyurdu.

 

Bir hadis-i şerifte, ikisine karşı, (İkinizin uyuştuğunuz her şeyde, sizden ayrılmam) buyurdu.

 

Deylemînin bildirdiği ve Münâvîde yazılı hadis-i şerifte, (Her Peygamberin halîli vardır. Benim halîlim Ebû Bekrdir) buyurdu.

 

Bir hadis-i şerifte, (Her Peygamberin ümmeti arasından çok sevdiği kimseler vardır. Benim seçtiğim, Ebû Bekr ve Ömerdir) buyuruldu.

 

Bir hadis-i şerifte, (Ümmetimden, lâ ilâhe illallah kelimesini istediğim gibi, Ebû Bekr ile Ömeri sevmelerini de istiyorum) buyurdu.

 

İbni Adînin bildirdiği ve Münâvîde yazılı olan hadis-i şerifte, (Ebû Bekr ile Ömeri sevmek îmandır. Bunlara düşmanlık küfürdür) buyurdu. Bu hadis-i şeriften dolayı, âlimlerin hepsi, Hz. Ebû Bekr ile Hz. Ömere söğmek ve düşmanlık etmek küfür olduğunda söz birliğine varmışlardır ve Allahü teâlâ, şî'îlere lânet etsin demişlerdir.

 

Bir hadis-i şerifte, (Ebû Bekrin îmanı, bütün insanların îmanları toplamı ile tartılsa, Ebû Bekrin îmanı daha ağır gelir) buyuruldu.

 

Hz. Ali buyuruyor ki, (Hangi iyilikte birinciliği kazanmak istedimse, Ebû Bekri hepsinde kendimden ilerde buldum). Yine buyuruyor ki, (Resûlullahdan sonra insanların en hayrlısı Ebû Bekr ile Ömerdir. Bir müminin kalbinde, benim sevgim ile Ebû Bekre ve Ömere düşmanlık birarada bulunamaz). Hz. Ali her hutbesinde, (Yâ Rabbî! Hulefâ-i râşidîni ıslâh eylediğin gibi, bizi de ıslâh eyle!) derdi. Hulefâ-i râşidîn kimlerdir denildikte, gözleri yaşla dolup, (Onlar, benim çok sevdiğim, Ebû Bekr ile Ömerdir) buyurdu.

 

Hz. Ömer dâimâ (Ebû Bekr bizim seyyidimizdir) derdi. Yine o, (Keşke, Ebû Bekrin göğsünde bir kılı olsaydım) buyurdu. Yine o, (Cennette, her ân Ebû Bekri görmek isterim) derdi. Yine Hz. Ömer, (Hiçbir iyilikte, Ebû Bekre yetişemedim) buyurdu.

 

Hz. Ebû Bekrin, re'feti, merhameti pekçok olduğu için, ona (Evvâh) derlerdi.

 

Cebrâîl aleyhisselâmın Resûlullah ile konuştuğunu, yalnız Hz. Ebû Bekr işitirdi.

 

Büyük âlim Bedreddîn Mahmûd bin Ahmed Aynî (Zeynül-mecâlis) kitabında diyor ki, Hz. Ebû Bekr-i Sıddîk, (İnsana zarar dilinden gelir) ata sözüne göre, Allahü teâlânın râzı olmadığı birşeyi söylememek için, oniki sene mübârek ağzına taş koyardı. Şeriate veya edebe uygun birşey söyliyeceği zaman, taşı çıkarırdı. Yaz günlerinde oruç tutar, kış günlerinde tutmazdı. Allahü teâlâdan o kadar çok korkardı ki, bir kuş görüp, (Ey kuş ne mutlu sana ki meyveleri yirsin. Yapraklar arasında gölgelenirsin. Kıyâmette hesaba çekilmezsin. Keşke, Ebû Bekr de senin gibi olsa idi) demişti. Bir kere de, (Keşke bir yeşil ot olaydım. Hayvanlar beni yiyeydi. Böylece, kıyâmet günü yaratılıp hesaba çekilmeseydim) buyurdu.

 

Resûlullah vefât edince, Ensâr biraraya toplanıp, bizden bir emîr, Muhâcirlerden de bir emîr olsun dediler. Hz. Ebû Bekr, bunu işitince, Hz. Ömeri yanına alıp, oraya geldi ve (Halîfeler Kureyş kabîlesindendir) hadis-i şerifini okudu. Hz. Ömer de (Ey Ensâr! Resûlullahın Hz. Ebû Bekri imam yaptığını unuttunuz mu? Hanginiz Ebû Bekrden daha üstün olduğunu söyliyebilir?) dedi. Ensârın hepsi birden (Ebû Bekrden daha üstün olmayı söylemekten Allahü teâlâya sığınırız) dediler. Hepsi Ebû Bekri halîfe seçtiler. Hz. Ali ile Hz. Zübeyr orada yoktu. Ertesi gün bunlar da mescide gelip, Eshâb-ı kirâmın hepsi Hz. Ebû Bekri sözbirliği ile halîfe yaptı. Tesfîr kitaplarında diyor ki: Feth sûresinin, (Arâbdan size uymıyanlara söyle...) meâlindeki emri, Hz. Ebû Bekrin hilâfetinin hak ve doğru olduğunu göstermektedir. Çünkü, bu âyet-i kerime geldikten sonra, müslümanları kâfirlere karşı gazâ etmeye çağırmak, Hz. Ebû Bekrin mürtedler ile gazâya çağırmasından sonra olduğu muhakkaktır. Bu âyet-i kerimede meâlen (Ona itaat ederseniz, Allahü teâlâ size sevap verir) buyuruluyor. Hz. Ebû Bekrin hilâfeti haksız olsa idi, ona itaat edenlere sevap verilir denilmezdi.

 

Emîr Cemâleddîn Yûsüf Zâhirînin (Mevridil-letâfe) kitabında diyor ki, Allahü teâlâ, bütün insanlar arasında üç kimseye halîfe demiştir: Âdem aleyhisselâma, Dâvüd aleyhisselâma ve Hz. Ebû Bekre.

Hz. Ebû Bekr, Hz. Ömeri hâkim yaptı, Hz. Osmanı kâtib yaptı. Ebû Ubeyde de emniyyet âmiri idi. Resûlullahın gümüş yüzüğünü parmağına taktı. Halîfe olunca da, ticâretini bırakmadı. Eshâb-ı kirâm ticâret yapmasını uygun görmeyip, kendisine Beyt-ül-mâldan günde yarım koyun ve senede 2500 akçe gümüş ve yazlık ve kışlık birer kat elbise verildi.

 

 Kaynak: Hakikat Kitabevi

 

 

 

click tracking