ALLAH RASÛLÜNÜN SAHABİLERİNİN FAZİLETİ

 

 İmran b. Husayn'dan (rivayet edildiğine göre) Rasûlullah (s.a.) (şöyle) buyurmuştur: "Ümmetimin en hayırlısı kendilerine gönderildiğim asır (da olanlar) dır. Sonra onlardan sonrakiler, sonra da onlar­dan sonrakilerdir."

(İmran dedi ki): Hz. Peygamber; "sonra onlardan sonrakiler" sözünü "üçüncü bir defa daha tekrarladı mı yoksa tekrarlamadı mı (iyice hatır­lamıyorum), Allah daha iyi bilir.

(Hz. Peygamber sözlerine şöyle devam etti): "Sonra kendilerinden şahitlik istenmediği halde şahitlik yapan bir kavim zuhur edecek. Söz verecekler, sözlerini yerine getirmeyecekler. Hıyanet edecekler, kendilerine güvenilmeyecek. (Allah korkusundan yoksunlukları ve oburlukla­rı sebebiyle) aralarında şişmanlık yaygınlaşacaktır."[1]

 

   Açıklama

 

Bilindiği gibi, Hz. Peygamberin, peygamber olarak  gönderildiği asırda yaşayanlar sahabilerdi. Mevzumuzu teşkil eden bu hadis-i şerifte, ümmet-i Muhammedin en hayırlısının sözü geçen devirde yaşayan sahabiler olduğu ifade edilmektedir.

 

Ümmeti Muhammed, içerisinde hayırlılıkta ikinci dereceyi sahabeden sonra gelen müslümanların üçüncü dereceyi de onları takibeden müslümanlann aldığı ifade edilmektedir. Hatırlanacağı üzere sahabeden sonra gelen kimselere tabiim; taibûndan sonra gelen kimselere etbau't-tabiîn denilir. Terim olarak bir sahabi ile mü'min olarak görüşen konuşan ve on­dan ilim alan kimselere "tabiûn", tabiim ile görüşüp onlardan hadis riva­yet edenlere de "etbau't-tabiîn" denir.

 

Metinde geçen birinci: "sonra onları (yani sahabileri) takibedenler" cümlesiyle tabiiler, ikinci "Sonra onları (yani tabileri) takibedenler" cüm­lesiyle de etbau't-tabiîn kaydedilmektedir.

 

Ravi. Hz. Peygamberin, bu cümleyi iki defa tekrarlayarak sahabiden sonra gelen tabiim ve etbau’t-tabiîn nesillerini Övdüğünden emin olmakla beraber bu kelimeyi üçüncü defa tekrarlayarak etbâu tebe i't-tabiîn deni­len ve etbâu'(-tabiinden sonra gelen nesli de övdüğünden emin değildir. Ancak İbn Kayyim'in Sünen-i Ebi Davud üzerine yazdığı "Tehzîb" isimli eserinde açıkladığına göre şu hadis-i şerifte bu dördüncü nesil de Hz. Peygamberin diliyle övülmektedir. "İnsanlar üzerine zaman gele­cek, kendilerine bir ordu gönderilecek de; "Bakın aranızda Peygam­ber (s.a.)'in ashabından bir kimse bulabilecek misiniz?" denilecek. Böyle bir zat bulunacak ve kendilerine onların sayesinde fetih müyes­ser olacak. Sonra ikinci bir ordu gönderilecek yine:

 

Acaba bunların arasında Peygamber (s.a.)'in sahabilerini gören­ler var mı? diyecekler ve onun sebebiyle kendilerine fetih müyesser olacak. Sonra üçüncü bir ordu gönderilecek ve: "Bakın aralarında peygamberin ashabını görenleri gören var mı?" denilecek. Sonra dör­düncü ordu gönderilecek ve yine; "Bakın içlerinde Peygamber (s.a.)’ın ashabını göreni gören birini gören var mı?" denilecek. Böyle birisi de bulunacak ve onun sayesinde kendilerine fetih müyesser olacak.”[2]

 

Yine Müslim'in Ebu Said el-Hudri'den rivayet etliği başka bir hadisi şerif [3] te de bu dördüncü nesil övülmüştür.

 

Muhammed Zekeriyya İbn Yahya el-Kândehlevî'nin İzâletü'l-hafâ'dan naklettiğine göre;

 

Birinci neslin (yani sahabenin) devri, hicretle başlar. Peygamber (s.a.)'ın vefatı ile sona erer.

 

İkinci neslin devri, Hz. Ebu Bekir'in hilafeti ile başlar, Hz. Ömer'in şehid edilmesiyle sona erer.

 

Üçüncü neslin devri ise. Hz. Osman'ın hilafeti zamanıdır. Fethu'1-Vedûd isimli eserde verilen bilgiye göre ise sahabe dönemi Hz. Peygambe­rin bi'setiyle başlar. Dünyada sahabilerden hiç bir kimse kalmayıncaya kadar yani hicretin yüzonuncu senesine kadar devam eder. Tabiûn döne­mi ise sahabe döneminin sona ermesiyle başlar yetmiş sene devam eder.

 

Tebeuttabiîn devri ise hicretin 220. senesine kadar sürer. Bu dönemden sonra bidatlar çoğalır. Ulemanın bidatçılarla başları derde girer. Mevzuumuzu teşkil eden hadis-i şerifte zuhur edeceği haber verilen menli züm­reler bu dönemden sonra yavaş yavaş artma gösterir. İmam Nevevi'nin açıklamasına göre metinde geçen "sirhen" kelimesi "şişmanlık" anlamına gelmektedir. Cumhuru ulema bu görüştedir. Binaenaleyh tebe-ü tabiin ya da etbeü tebei tabiin döneminden sonra halk arasında şişman insanlar ço­ğalmaya başlayacaktır. Bazılarına göre burada bu kelimeyle şeref ve fazi­let taslayan, şeref ve fazilet yoksunu kimseler, kasdedilmektedir. İnsanla­rın aşırı mal toplama gayretleri anlamına geldiğini söyleyenler de vardır.

 

Her ne kadar metinde geçen: ".... Kendilerinden sahicilik istenmedi­ği halde şahitlik yapacaklar..." mealindeki cümle ile: "şahidlerin en hayırlısı kendisinden şahitlik istenmeden gelip şahitlik edendir."[4] mealindeki hadis arasında zahiren bir çelişki varmış gibi görünmüyorsa da aslında böyle bir çelişki yoktur.

 

Çünkü mevzuumuzu teşkil eden hadis-i şerifte yerilen şahid dava sahi­bi onun şahitliğini bildiği ve bilerek şahitliğe çağırmadığı halde davetsiz olarak şahitlik yapmak üzere mahkemeye gelen kimsedir. Diğer hadis-i şerifte övülen şahit ise, dava sahibi bir şahide muhtaç iken ve bu hususta şahitlik yapacak bir kişinin bulunduğunu bilmezken kendiliğinden gelip hakkın ortaya çıkması için şahitlik yapan kimsedir.

 

Yine mevzumuzu teşkil eden ve etbâu't-tabiin ya da etbeu tebeittabiin devrinden sonraki nesiller arasında bidatlerin ve bidatçilerin artacağını ifade eden hadisle "ümmetim bir yağmura benzer, başı mı sonu mu hayırlı bilinmez."[5] hadisi arasında da bir çelişki söz konusu değildir. Çünkü sahabenin ve onu takibeden üç neslin daha faziletli olmasından maksat, bu nesiller içerisinde hayırlı insanların sayıca daha fazla olması­dır. Yani ümmetin sonunu teşkil eden nesillerde de sayıca çok iyi insan vardır. Ancak; ilk nesiller kadar değildir. Yahut da son nesiller içerisinde fert fert öyle insanlar vardır ki neredeyse onlar çok az da olsalar iyilikte ilk nesillere yaklaşırlar. Cumhur-u ulemanın görüşü de bu ikinci tevil doğrultusundadır.

 

Bu mevzuda İbn Kuteybe de, şöyle diyor: "Ümmetim yağmura ben­zer, başı mı hayırlıdır, yoksa sonu mu bilinmez" hadisini, onların de­recesinin ashabına yakın olduğunu ifade etmek için söylemiştir. Nitekim "Bu elbisenin önü mü daha güzel, arkası mı?" denilir. Önü daha güzeldir, ancak sen bununla (güzellik bakımından) elbisenin önü ile arkasını birbi­rine yaklaştırmayı kasdetmiş olursun. Keza "Bu kadının yüzü mü güzel yoksa boynu mu?" demen de buna benzer. Yüzü daha güzeldir, fakat sen güzellikte yüz ile boynu birbirine yaklaştırmak istiyorsun.

 

Rasûlullah'ın, Tihame hakkında: "O (Tihame) bal tulumuna benzer, başı mı daha iyidir, yoksa sonu mu bilinmez" buyurması da bunun gi­bidir.

Bal, tulumda; sütün kapta kesilip bozulduğu gibi bozulmaz ki, başı so­nundan iyi olsun. Başı da sonu da hemen hemen birdir. Başının sonundan bir üstünlüğü yoktur."[6]


  Kaynak: Sünen-i Ebu Davud Tercüme ve Şerhi


[1] Buharı, şehadât 9: fedâil I; rikak 7: eyman 10. 27; Müslim. fedail 210. 214; Tirmizi, fiten 45; şehadet 4; menakıb 56; İbn Mace, ahkâm 27; Ahmed b. Hanbel, I, 378. 417, 434,438, 444; II. 228. 410. 479: IV. 267. 276. 277 426. 436, 440; V, 350, 357.

Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 15/425-426. 

[2] Bak. Müslim, fedailu's-sahabe 209; Ahmed b. Hanbel, III, 7.

[3] Müslim, fedail 208.

[4] Bak. Suyuti. el-Camiu's-Sağîr, II, 9.

[5] Tirmizi, edeb 9l.

[6] İbn Kuteybe, Hadis Müdafaası, (Çeviren; M. H. Kirbaşoğlu) I57-158.

Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 15/426-428.

 

 

 

click tracking