RASÛLULLAH (S.A.)'IN SAHABİLERİNE

SÖVMENİN YASAK OLDUĞU

 

 

Ebu Said (r.a.)'den (rivayet edildiğine göre) Rasûlullah (s.a.): "Sahabilerime sövmeyiniz! Varlığı elinde olan zata yemin ederim ki eğer biriniz, sadaka olarak Uhud Dağı kadar altın dağıtsa bu on­lardan birinin bir müdd (lüka sadakasının sevab)ına erişmez ve (hatta bunun) yarısına da ulaşamaz" buyurmuştur.[1]

 

  Açıklama

Bu hadis-i şerif ashab-ı kiramın ümmeti Muhammed  içerisinde işgal ettiği üstün mevkiyi ve amellerinin  Allah katındaki değerinin ümmetin diğer fertlerinin amelleıiyle kıyas ka­bul etmeyecek kadar yüksek olduğunu ifade etmektedir.

 

Nitekim, bu hususu yüce Allah: "... Elbette içinizden (Mekke'nin) Feth(in)den önce (hak yolunda) harcayan ve savaşanlar ötekilerle) bir olmaz. Onların derecesi sonradan infak eden ve savaşanlardan daha büyüktür..."[2] mealindeki âyet-i kerimesinde de açıklanmıştır.

 

Hz. Peygamberin sahabelere sövmeyi yasaklayan bu sözlerindeki muhatabları, o anda orada hazır bulunan sahabilerle, onların şahsında orada hazır bulunmayan tüm sahabiler ve sahabilerin dışında kalan tüm müslümanlardır.

 

Hadis-i şerif sahabe-i kiramdan birine sövmenin haram olduğuna delâ­let etmektedir. Sahabe arasındaki ihtilaflar bir içtihat neticesidir. İsabet eden on, hata eden ise bir sevap almıştır. Meseleye bu açıdan bakmak ge­rekir. Sahabeye söven bir kimsenin kafir olacağını söyleyenler de vardır.

 

Nitekim Hanefi ulemasından İbn Abidin (r.a.) "Kitabü Tcnbihi'I-Vülat ve'1-Hukkâm" isimli özel bir risale hazırlayarak bu mevzudaki görüş­lerin tümünü nakletmiş ve aynı zamanda kendi görüşünü de belirtmiştir.[3]

 

Netice olarak onlara sövmenin fasıklık ve büyük günahlardan oldu­ğunda ittifak olduğu gibi, onlara sövmeyi helal sayarak sövmenin küfür olduğunda da ittifak vardır. Bu suçu işleyen kimseler siyaseten öldürülür­ler.[4]

İmam Nevevi'nin açıklamasına göre "Şafii uleması ve Cumhuru ule­mâ bu suçu işleyen kimsenin tazir cezasıyla cezalandırılması gerektiği gö­rüşündedirler.

 

Malikilerden bazılarına göre ise bu suçu irtikab eden kim­seler öldürülür."

Sahabilerin verdikleri sadakanın değerinin Allah katında başkalarının verdiği sadakaların değerlerinden daha üstün olmasının sebebi ise şüphe­siz ki onların bu sadakayı fakr-ü zaruretin getirdiği çok ağır şartlar altın­da vermiş olmalarının yanında büyük bir ihlas duygusu içerisinde vermiş olmalarıdır.

 

Hanefi mezhebine göre bir müdd 1/4 sa'dır.

Bir sa 3.334 kg. ettiğine göre bir müdd bu rakamın 1/4'dir.[5]

 

 

 

 Amr b. Ebî Kurre'den (rivayet olunmuştur); dedi ki: Huzeyfe Medayin'de idi ve Rasûlullah (s.a.)'ın öfke halinde sahabilerinden bazı kimseler için sarfetmiş olduğu sözleri (halka) aktardı. Bunları Huzeyfe'den dinleyenlerden bazıları da gider Selman'a haber verir ve Huzeyfe'den duyduklarını ona anlatırlardı. Selman da "Huzeyfe söylediği (sözün doğruluk derecesi) ni (benden) daha iyi bilir" derdi. Sonra da Huzeyfe'ye gelip:

 

"Senin sözlerini Selman'a anlattık. Seni ne tasdik etti ne de tekzib et­ti." derlerdi. Huzeyfe (bir gün) sebze tarlasında bulunan Selman'a varıp; "Ey Selman benim Rasûlullah (s.a.)'dan duyduklarımı tasdik etmekten seni engelleyen (sebep) nedir? dedi. Hz. Selman da (ona şöyle) cevap verdi:

 

"Gerçekten Rasûlullah (s.a.) (bazan) öfkelenirdi ve öfkeli iken sahabi­lerinden bazıları hakkında (bazı ağır) sözler söylerdi. Bazan da hoşnut olur ve hoşnutluk halinde sahabilerinden bazıları hakkında (sitayişkâr)sözler söylerdi. Artık sen (Hz. Peygamberden her duyduğun sözü nakletmeye) bir son vermiyor musun? (Eğer sen bu rivayetlerine devam edersen) Bazı kimseler (in kalbin)e bazı kimselerin sevgisini, bazı kimse­ler (in kalbin) de bazılarının nefretini aşılarsın ve neticede bazı anlaşmaz­lıkların ve bölünmelerin meydana gelmesine sebep olursun. Oysa sen Ra­sûlullah (s.a.)'ın bir hutbesinde:

 

"Ben, öfkeli iken Ümmetimden herhangi bir kimseye sitem ya da beddua edersem (bu bir insanlık halidir); çünkü ben de Adem oğulla­rından biriyim. (Binaenaleyh) onların öfkelendiği gibi (bazan) ben de öfkelenirim (fakat, Allah) beni alemlere sadece rahmet için gönder­miştir. (Bu sebeple ben rabbime: Ey Allah'ım, ben ancak bir beşerim, Müslümanlardan herhangi birisine, hakketmediği halde beddua ya da si­tem edersem) kıyamet gününde bunu onun için bir rahmet kıl (diye dua ettim. Rabbim de bu duamı kabul etti)" dediğini bilmektesin. Allah'a yemin olsun ki ya bu sözlerine son verirsin ya da (bunu) Ömer'e mektup­la bildireceğim."[6]

 

   Açıklama

 

Bu hadis-i şerif Peygamber (s.a.)'in ümmetine gösterdiği dikkat ve şefkati beyan etmektedir. Bu mev­zuda gelen rivayetlerin umumundan anlaşılıyor ki, Peygamber (s.a.)'in bedduası ve sitemi bunları haketmeyen birine yapılmışsa o kimse için rah­met ve keffaret olur. Yoksa hak edenler için böyle bir şey mevzu bahis olamaz. Peygamber (s.a.), kafirlerle münafıklara beddua etmiş, fakat bu onlara rahmet olmamıştır. Burada şu sual hatıra gelebilir: Bedduayı hak etmeyen kimseye Peygamber (s.a.) nasıl beddua eder? Bu suale ulema iki vecihle cevap vermişlerdir. Birinci veçhe göre bedduayı haketmemekten murad, kulun batında yani Allah indinde onu haketmemiş olmasıdır. Za­hire göre o kul bedduayı hak etmiştir. Peygamber (s.a.) şer'i bir emareye göre onun bedduayı hak ettiğine hüküm vermişir. Çünkü o zahirle hüküm vermeye memurdur. Sırları bilen yalnız Allah’dır. İkinci veçhe göre Rasûlullah (s.a.)'ın beddua etmesi, sitemde bulunması ve emsali şeyler kas­ten söylenmiş olmayıp, Arabların adetine göre niyyetsiz olarak dile gelen sözleridir. Muaviye hakkında:

 

"Allah onun karnını doyurmasın!"[7]

"Allah senin yaşını büyütmesin."[8] demesi hep bu kabildendir. Bunlardan duanın hakikati kastedilmemiştir. Maamafîh Peygamber (s.a.) bu sözlerden birinin icabet saatine rastlayarak kabul edileceğinden endişe duymuş ve Hak Teâlâ hazretlerine niyaz ederek bu sözlerin muhatabları hakkında rahmet, keffaret ve sevab olmasını dilemiştir. Şu da muhakkak­tır ki Rasûlullah (s.a.) bu gibi sözleri pek nadir söylemiştir. Kendisi kötü söz söylemez, kimseye lanet etmez, şahsı için kimseden intikam almazdı. Nitekim ashab Devs kabilesine beddua etmesini istedikleri halde, O:

 

"Ya Rab, Devs'e hidayet ver" diye dua etmiş. Kavmi kendisine nice eza ve cefalarda bulundukları halde:

 

"Allahim, kavmimi af buyur. Çünkü onlar bilmiyorlar." diye ni­yazda bulunmuştu.[9]

 

   Kaynak: Sünen-i Ebu Davud Tercüme ve Şerhi
 


[1] Buhari feadilu's-sahabe 5; Müslim, fedâil-u ashâbi"n-Nebiyy 221. 222; Tirmizî, menakıb 58; Ahmed b. Hanbel, 111. 11. İbn Mace. mukaddime 11.

Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 15/428-429. 

[2] Hud (l). 10.

[3] Bk. Mecmuatü Risâili İbn Âbidîn, 344.

[4] Bak. A.g.e. 345.

[5] Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 15/429-430.

[6] Buhari, davat 34: Müslim, birr, 88, 89,91,92,94; Darimi, rikak 52; Ahmed b. Hanbel. II. 390. 488. 496; II. 333. 384. 391. 400; V. 294. 437. 439; VI. 45.

Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 15/430-431. 

[7] Bak. Müslim, birr 96.

[8] Bk. Müslim, birr 95.

[9] Davudoğlu, Ahmed, Sahih-i Müslim Tercüme ve Şerhi, X, 560.

Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 15/431-432.

 

 

 

click tracking