"SEVR ANDLAŞMASI"  DİYE BİR ANDLAŞMA VAR MI?

Sevr yok, Misak-ı Milli ve Lozan var.. Sevr önerilen ve dayatılan bir andlaşma taslağı idi.. Ama sonuçlanmadan yırtılıp atıldı.. Batının Sevr önerisine Osmanlı Meclis-i Mebusanı’nın cevabı Misak-ı Milli idi. Millet Meclisi’nin onayladığı belge ise Lozan’dı.. Gerçekte ise ne Misak-ı Milli ve ne de Lozan milli vicdanı tatmin eden belgeler değildi.. Yanlış bir şekilde, biraz da Osmanlı’yı aşağılamak için Sevr ile ilgili olarak birileri tarafından hep andlaşma dendi.. Sevr Batının bize biçtiği bir kefendi.. Belki de Batılılar Sevr’i gösterip, bizi Lozan’a razı ettiler! Daha doğrusu, Çanakkale’yi anlamadan, “Liman Von Sanders’in şifresi”ni çözmeden bir imparatorluğu nasıl kaybettiğimizi anlayamazsınız.. Lozan’ın şifresini çözmeden de bir cumhuriyetin nasıl kurulduğunu anlamak mümkün değil.


Sevr andlaşması diye bir anlaşma yok.. Tamamlanmamış bir süreç var. Misak-ı Milli, Meclis-i Mebusan’ın Sevr’e cevabıdır. Daha doğrusu Sevr’le bir ölüm gösterilmiş, Mondros’la gözümüz korkutulmuş, Misak-ı Milli ile hastalığa razı edilmişiz. Lozan’la da Misak-ı Milli’den daha geri bir statüyü kabul etmek zorunda bırakılmışız.. Bana göre bu süreç, sonu başından belli bir oyundu!


Deniliyor ki, Çanakkale’de 400-450.000 insan hayatını kaybetti. Bunun dörtte üçü Müslüman.. İngiliz subay ve astsubayların dışındakilerin büyük çoğunluğu, Hilafeti, Alman işgalinden kurtarmak(!) için Mısır ve Hindistan’dan getirilen Müslümanlardı! Çanakkale’deki Osmanlı askerleri ise, Hilafeti İngiliz tehdidinden kurtarmak için cepheye sürülen medrese talebelerinden oluşuyordu.. Gerçekte ise Çanakkale bir Alman İngiliz savaşı idi. Bu savaşla biz, Almanların safında Rusya ve İngiltere’ye karşı 1. Dünya savaşına girdik. Ve bütün Osmanlı yurdunu kaybettik. Anadolu işgal edildi. Bu savaşın genel komutanı da Liman Von Sanders’ti. Şimdi, bize bu savaşı bir zafer gibi takdim ediyorlar. Çanakkale geçilmezmiş. Peki Mondros müterakesi ne oluyor?


“Çanakkale’nin sırrı”nı ve “Ermeni meselesinin sırrı”nı çözmeden bugünü yeniden inşa etmemiz mümkün değil.. “Türkler Ermenileri kesti, Ermenileri Türkleri kesti” lafları bu işin hep tek taraflı propoganda malzemeleri. Gerçeği konuşmak ve yazmaksa hâlâ suç.
Sevr denilen ne ona bir bakalım. Hani bugün yeniden hortlatılacağından söz ediliyor ya! Sevr bir anlaşma değil dayatma. Tekrar söylüyorum, ölümü gösterip hastalığa razı etme takdiği” Sevr planı 24 Nisan 1920′de San Remo Konferansı’nda kararlaştırıldı. 11 Mayıs 1920′de de tetkik edilmek üzere bir niyet mektubu, bir plan olarak İstanbul Hükümeti’ne verilmişti. İstanbul’a boyun eğdirmek ve planı kabule zorlamak için Yunanistan 23.6.1920′de Anadolu’da İngiliz gemilerinin desteğinde karaya çıktı.. Fiili bir işgal ve istila başladı..


Şûra-yı devlet, 22 Temmuz 1920′de “zayıf bir mevcudiyeti, mahva tercih edilmeğe değer” şeklinde bir mütelaa ile, filli işgalin tanınmasının muvafık olacağına karar verdi. Damat Ferit Paşa tarafından görevlendirilen Reşat Halis Bey, Hadi Paşa ve Rıza Tevfik Bey(Bölükbaşı) Sevr Antlaşması teklifinin kabulu için 10 Ağustos 1920′de görüş birliğine vardılar.. Ancak Meclis münfesih durumda olması, Ankara’da yeni bir hükümet teşkili sebebi ile Sevr teklifi ortada kaldı.. Ankara hükümeti Sevr’i reddetti. Daha işin başında 28 Ocak 1920′de son Osmanlı Mebuslar Meclisi’nin gizli oturumunda oybirliği ile kabul edilen, Kurtuluş Savaşı ve bağımsız devlet olma fikrinin dillendirildiği 6 maddelik Misak-ı Milli, Sevr’in hiçbir şekilde kabul edilmeyeceğini gösteren tarihi bir belge niteliğindedir. Kaldı ki, Sevr’i dayatan ülkelerin kendi aralarında da bu konuda görüş birliği yoktu..


Özetle söylemek gerekirse, “Sevr antlaşması” diye bir anlaşma yoktur ve hiçbir zaman da olmamıştır. Sevr dayatması vardır. O da reddedilmiş ve zaten bunu dayatanlar da Sevr’i bir ölüm olarak gösterip, hastalığa razı etme amacı gütmüşler ve bunda da başarılı olmuşlardır..


Şimdi bakıyorum, herkes Sevr’den söz ediyor, ama kimsenin Sevr’in maddeleri, ortaya çıkışı ve sonucu üzerine kafa yormuyor.. Hatta biraz sapla saman da birbirine karıştırılıyor. Hatta Sevr karşıtları biraz da oyuna getirilerek, Anadolu’nun yerli/yerleşik unsurlarının Batının kucağına itilmesini sağlayıcı bir yol izleniyor.. Anadolu’nun müdafasını Batıya karşı yapacaksanız, kendi içinizdeki unsurları Batıya karşı tahkim etmemiz gerekmiyor mu? Fatih’in yaptığının tam tersini yaparak Fatih’in mirasını nasıl koruyabiliriz?. Misyoner tartışmaları, Ermeni-Ortodoks korkutmacası ile bir yere varmak mümkün değil. Gerçeklerle yüzleşmek ve nerede duracağımızı, sürdürülen ihanet kampanyalarına kimlerle birlikte nasıl karşı koyacağımızın hesabını iyi yapmamız gerek.
İttihat Terakki cuntacılarının yalanlarını siyasi anlamda istinatgah yapanların varacakları yer, bölünmeden başka bir yer olamayacaktır. Sevr andlaşması diye bir andlaşma hiçbir zaman olmadı, olmamalı.. Bunun için de sanırım bugünkü mandacıların lobiciliğinden ve onlara karşı çıkmak adına fobicilikten kurtulmamız gerek. Selâm ve dua ile.


Abdurrahman DİLİPAK - VAKİT


 

 


 
TARİH

 

click tracking