BİR CİHAN DEVLETİNİN BATIŞI

 

Tarihci Yılmaz Öztuna 1991′de yayınlanmış uzun bir yazısının ortasından itibaren şunları söylüyor:


Böylesine bir ortamda yetişen İkinci Abdülhamid, tarihin müstesna devlet adamlarından biridir. Dehasının çeşitli cepheleri vardır… Orta Afrika ile Orta Avrupa arasında uzanan bir İmparatorluğu, emperyalizmin en azgın döneminde 33 yıl ayakta tutan bir devlet adamının o derecede çeşitli hasımları bulunması tabiidir. İsrail’i kurdurmadığı için Yahudiler, Ermenistan’ı kurdurmadığı için Ermeniler, savaşla yendiği için Yunanlılar, devamlı politik kombinazonlarla hakan-halife tarafından atlatılmaktan başları dönen Batılılar, Asya’daki prestijinden ürken İngilizler, Sultan Abdülhamid’i devirmek için elbirliği ettiler.

Aslında hiç birisine düşman değildi. Sadece Hakan olarak Türk İmparatorluğunu ve Halife olarak İslâm’ı savunuyordu. Çok mahrem ve güven isteyen işlerinde büyük rütbeler vererek Ermeni, Yahudi, Rum tab’asını kullanması, hiç bir kavme karşı peşin hükümle malûl olmadığını açıklar.

Ama Türkler’den de çok muhalifi oldu. Bilhassa yüksek ögrenimdeki aydın gençlik, başta harbiyeliler ve tıbbiyeliler, padişahı devirmek için her şeyi yaptılar. İktidar istiyorlardı. Sultan Hamid rejiminin değil Meşrutiyet’ten, Tanzimat’tan bile geride olduğunu savunuyorlardı. Niçin böyle olduğunu düşünmüyorlardı.

Tevfik Fikret de, Mehmed Akif de ona muhalifti. Yalnız Yahya Kemal bu Türk’e yaramaz akıma kapılmamış, hakkında bir medhiye yazmıştır ama, o bile Osmanlı devletinden gidip Paris’de 9 yıl yaşamıştır.

Hakkında vagonlar dolusu iftira, isnat, yalan ve yanlış yazıldı. 1908′de iktidara gelen İttihadcılar, Midhat Paşa’yı hürriyet kahramanı ve Sultan Abdülhamid’i neredeyse vatan haini ilan ettiler.

Cumhuriyet döneminde aynı zihniyet devam etti.

1950′den sonra gerçeği gösteren yayınlar da başladı. En ilmisi, İsmail Hami Danişmend’in Kronoloji’sinin 4. cildidir. Bunun yanında ilmi olmayan, fakat Sultan Hamid’i savunan kitaplar yazıldı.

Ancak Sultan Abdülhamid’in itibarının gerçek iadesi, benim 1968′de yayınlanan Türkiye Tarihi’min 12. cildi ile oldu. Bir takım fikir yobazı mihraklar ne oluyor diye sarsıldılar. Ama kimse gık diyemedi. Zira kitabım 60,000 sattı. Yönetim kurulu başkanı Kazım Taşkent olan bir büyük banka tarafından bana ısmarlanmış ve yayınlanmıştı. Öyle gerici(!) damgası falan vurulamadı. Zira Sultan Abdülhamid’i evliya falan değil, dahi bir devlet adamı olarak sunmuştum.

Türkiye Tarihi’nin 11. cildi çıktığı zaman, Türk Tarih Kurumu’nun başkanı ve bir üyesi, genel yayın müdürü olduğum Hayat müessesesine gelerek, Kurum’a üye seçileceğimi bildirmişlerdi. 12′inci cild yayınlandı ve üyeliğim konusu kapandı. Ama bir milyon kişi ve üst düzeyde bütün politikacılar, Sultan Hamid’in ne olup ne olmadığını okumuş oldular.

Bugün hiç bir lider, Sultan Abdülhamid aleyhine açıkca konuşamaz. Anadolu’nun bütün illerinde oy kaybeder. Aydınlarımıza sıra gelmiştir. Onlar da tedkik ettikleri nispette aydınlanacaklardır. Belirli motifleri işleyip adeta slogan gibi kullanarak tarihcilik yapmak dönemi, Türkiye’de de ebediyyen kapanmıştır. Halkımız, Sultan Abdülhamid ismindeki hükümdarın, çok zor şartlarda, dedelerinin hukukunu, inanılması güç bir başarıyla savunduğunu anlamış, duymuş, hissetmiştir. Bu husustaki fikrini değiştirmeyecektir.

Yılmaz Öztuna yazısının devamında şunları söylüyor:

Milli bir devleti yönetmenin bile ne kadar maharet istediğini hergün daha iyi anlıyoruz. Yemen’e, Libya’ya, Makedonya’ya nahiye müdürü ve takım kumandanına kadar İstanbul’dan tayin yapan milliyetler mozayiki bir İmparatorluğun yönetimi için ne denli hüner sahibi olmak gerektiğini, akıl ve insaf sahipleri kabul ederler.

Bugün Türkiye’de artık Kızıl Sultan diyen kalmadı. Herkes, bu ünvanın padişaha, bugün Dogu Anadolu’yu oluşturan 6 Osmanlı Eyaleti üzerinde, bir Ermenistan kurdurmayıp, Ermeni isyanlarını bastırdığı için, bir Fransız tarihcisi tarafından yakıştırıldığını biliyor.

Aklından geçirmediği İmparatorluk tahtına, genç yaşta arslanlar gibi amcasının öldürülmesi ve hayatla dopdolu ağabeyinin (bu cinayet ve annesi Pertevniyal Sultan’a çok çirkin işkenceler yapılması sebebiyle) çıldırması ile bir kaç aylık bir olaylar silsilesi neticesinde yükseliveren Sultan Abdülhamid, tarihte gelip geçmiş bütün devlet adamları ve dahiler gibi hatalar da yaptı, kusurları da vardı. Ama tarih, meziyete ve başarıya ağırlıklı puan verir.

Sultan Abdülhamid tahttan indirilmese idi ve saltanatı ölümüne kadar zamanına göre demokratik şartlar içinde devam edebilseydi, ne Balkan Savaşı olurdu, ne de Birinci Cihan Savaşı’na girerdik. Bu hususta tarihciler arasında, ittifaka yakın fikir birliği vardır. Biz de İmparatorluğumuzu, İngiltere ve Fransa gibi, kendi irademizle ve şartlarımızla, 1950′lerde tasfiye ederdik.

Bugün İkinci Abdülhamid, Türkiye kadar, İslâm ülkelerinde ve Batı’da da çok ilgilenilen tarih konularından biridir. Yönettiği ülkeler üzerinde bugün Türkiye cumhuriyeti dışında 19 bağımsız devletin toprağı var. Bir asrın üçte biri gibi bir zaman parçası içinde geleceklerine hükmetmiş bir kişiyi bir çok millet, merakla inceliyor. Aktüalitesini, popülaritesini, bugün de devam ettiriyor.

33 yıllık bir hükümdarlik… Otuz buçuk yıllık bir şahsi yönetim… İktidardan çekildikten sonra 82 ve öldükten 73 yıl sonra hala herkesin adını bildiği insan… Doğrusu bugün her politikacının imreneceği unsurlar. Uzun iktidarı ve ustaca kullandığı yöntemler, sonradan pek çok politikacıyı imrendirmiştir. Üç kıt’a üzerinde on milyon kilometre kareye yakın topraklara ve yüz milyonlarca Müslüman’a fiilen veya manen hükmetmesi, çok devlet adamını büyülemiştir.

Bayındırlık ve eğitim politikası… Taltif ve atifet kadar mücazat siyasetindeki denge… Kitleleri hayran etmiştir. Düşman, dişlerini gıcırdatmış, fakat bu politikanın kudretini inkâr edememiştir. Günümüzün KGB ve CIA’i olan BIS (British Intelligence Service) kadar, Tasnak ve Hıncak komitelerinin, milletlerarası Siyonizmin, la-merkeziyye ve adem-i merkeziyyet maskaralıklarının nice oyunlarını önlemiştir. Koloniyalizmin en azmış devrinde Türkiye’ye 30 yıllık bir mesafe kazandırmıştır.

İttihadcılar için “Devlet’i 10 yıl idare edebilirlerse, bir asır idare ettik diye sevinsinler” keramete benzer cümlesini söyliyerek tahttan ayrıldı. Bu bilgelik, 33 yıllık engin bir İmparatorluk tecrübesinden kaynaklanıyordu.

Denebilir ki Sultan Abdülhamid, İslâm dünyasında ve tarihinde, jenlerinde İmparatorluk yönetimi yeteneğini taşıyan son şahsiyetti.

10 Şubat 1918′de İstanbul’da Beylerbeyi Sarayı’nda öldü. 75 yaşını 4 ay ve 9 gün geçiyordu. Birinci Cihan Savaşı denen en büyük trajedinin son yılı idi. İstanbul sokaklarında açlıktan sinek gibi düşen insanların cesedlerini çöpcüler topluyorlardı…

İkinci Abdülhamid çağı, şüphesiz Kanuni çağı değildir. O, İmparatorluğu Yavuz Sultan Selim’in bıraktığı düzenle devralmadı. 93 felaketine batmış, Hüseyin Avni’lerin, Midhat’ların dejenere ettikleri Tanzimat sistemi içinde, çağın gerisinde kalmış bir Devlet’e varis oldu. Dikkatle inceleyiniz, devrindeki kötülüklerin çoğu, şahsından kaynaklanmaz, bu geri kalmışlığın, bir çok yetersizliğin eseridir. Ama Sultan Abdülhamid elinden geleni yaptı. Ufak tefek kusurlarını silip süpürecek bir dirayet gösterdi. …

Nelere alet olduklarını yıkıntının eşiğinde anlayan vatansever İttihadcıların, cenazedeki resimlerine bakınız, Enver’ler, Talat’lar, Cemal’ler, tabutunu, başları önlerine eğik takip ettiler. Cihana hükmetmiş bir hanedanın anlı şanlı şehzadeleri ile beraber… Zaten cenaze, tahtta bulunurken ölmüş bir hakan-halife’ye mahsus İmparatorluk protokolü ile kaldırıldı.

Mahşeri kalabalıktan yükselen halkımızın en içten feryatları, hıçkırıklar ve gözyaşları, gerçekte Cennet-mekan için değildi. Bir daha hiç avdet etmiyecek o haşmetler, o şevketler, o debdebeler, o satvetler içindi. Daha açık ifade edeyim: Bir büyük millet, iki bin beş yüz yıllık gayretinin eseri olan Cihan Devleti’nin batışı için ağlıyordu…

(YILMAZ ÖZTUNA)

 


 
TARİH

 

click tracking