PASTEUR'E YARDIM GÖNDEREN HALİFE

 

Pasteur, kuduz aşısını 1885 yılında uygulamaya koymuştur. Sultan Abdülhamid, haberdar olur olmaz İstanbul'da bir Kuduz Hastanesi (Dârü'l-Kelb Tedavihanesi) açılması için harekete geçmiş ve hastane iki yıl içerisinde inşa edilmiştir. Aynı zamanda "Evliya" lakabıyla tanınan ilk mikrobiyologlarımızdan Miralay Dr. Hüseyin Remzi Bey (1839-1896) -ki Türkçe tıp eğitiminin gerçekleştirilmesinde büyük emeği geçmiştir- 1886 yılında, kuduz aşısının bulunuşundan hemen bir yıl sonra Zoiros Paşa ve Veteriner Hüseyin Hulki beylerle birlikte Paris'e gönderilerek Pasteur Enstitüsü'nde çalışmış, döndükten sonra da Kuduz Hastanesi'nde görev yapmıştır. Pasteur'ün yanında yaptığı çalışmalar hemen semeresini vermiş ve Hüseyin Remzi Bey, 1888-89'da Kuduz Aşısı adlı bir kitap yazarak hem Paris'de gördüklerini anlatmış, hem de aşı hakkında ülkemizde ilk bilimsel bilgileri vermiştir.

 

Hüseyin Remzi Bey'in anlattıklarına göre Pasteur'le ilk görüşmeleri Abdülhamid'in Pasteur Enstitüsü adına gönderdiği 10 bin altın Frank para armağanı ve Pasteur'ün şahsına da Meçi Nişanı ve madalya ünlü bilim adamına takdim edilmiştir. Pasteur de Osmanlı misafirlerini gayet iyi karşılamıştır. Hüseyin Remzi Bey'in bu gerçekten de oldukça "erken" sayılabilecek çalışması, Süheyl Ünver'in verdiği bilgilere bakılırsa, Pasteur'ün damadı Rene Vallery-Radot'nun kitabından daha önce çıkmıştı ve bu yönüyle eser, Pasteur hakkında sağlığında çıkan "ilk inceleme" unvanını taşımaktadır. Kitap, aynı zamanda dönemin bilimsel ortamı, Pasteur ve ona karşı çıkanların görüşleri ve aşının uygulama şekilleri hakkında da bilgiler vermektedir.[1]

 

Suriye Katoliklerinden ve Saraya yakın çevreden Said Naum Duhani'nin verdiği bilgilerden Abdülhamid'in Pasteur ile bizzat  mektuplaştığını ve bu büyük tıp adamına "Mon Cher Monsieur  Pasteur" (Azizim Mösyö Pastör) diye hitap ettiğini öğreniyoruz. Aynı kaynağa göre "antipnömokoksik serum", Abdülhamid'in âlicenaplığına bir cemile olmak üzere "Amerikalı doktorlar tarafından "Abdülhamid serumu" diye adlandırılmış, hatta 194ı'de İstanbul'da gösterime giren Untamed adlı Paramount Pictures şirketinin filminde aktörlerden birisi bu serumun ismini "Sultan Abdulhamid's serum" diye telaffuz etmiştir.[2]

 

Tıp Tarihi Enstitüsü'nün Sultan Abdülhamid'in Pasteur Enstitüsü'ne gönderdiği üç kişilik ekipteki Zoiros Paşa'nın varislerinden satın aldığı evrak ve kitaplar arasında çıkan belgeler de konumuz açısından özel bir önem taşımaktadır. Belgeler içerisinde iki mektup dikkat çekicidir. Bunlar Pasteur'ün kendi el yazısı ile Zoiros Paşa'ya yazılmıştır, ayrıca Pasteur'ün kartvizitleri de Enstitü'de muhafaza edilmektedir. Pasteur'ün her iki "bilimsel" mektubu da Türk tababetinin Abdülhamid döneminde dünyadaki gelişmelerin ne kadar yakından, adeta sıcağı sıcağına takip edildiğini gösteren değerli belgeler olarak incelenmeyi beklemektedir. (Rahmetli Süheyl Ünver hocanın çok hoşlandığı o kültürel sürprizlerden birisi daha!)[3]

 

Bahsi kapatmadan önce belirtelim ki, Abdülhamid'in tababete olan alakası Pasteur'le sınırlı kalmamış, verem mikrobunu ve bir süre sonra da tüberkülin ilacını bulan Dr. Robert Koch'un da ilk kapısını çalanlar arasında Sultan'in gönderdiği Osmanlı doktorları yer almıştır. Bu defa Berlin'e, Koch'un yanına gönderilen heyette, genç yaşta ölen Mekteb-i Tıbbiye-i Askeriye öğretmenlerinden Hüseyin Hulki Bey de bulunmuştur. (Pasteur'ü ziyaret edenlerden biri de oydu hatırlarsanız.) Hüseyin Hulki Bey Berlin Hatıraları  (1889)  adlı  kitabında Koch’la konuşmalarını, Koch'un lepra (cüzzam) ile tüberküloz (verem) arasındaki ilişkiye dair sözlerini, Berlin'de ziyaret ettikleri çeşitli tıbbî merkezler ile tabipleri de anlatmaktadır.

Ziyaretleri sırasında Dr. Koch, Türk heyetini 20 metre genişliğinde sade ve 4 sandalye ve 4 ayaklı bir masadan başka mobilya bulunmayan bir odada karşılamış, kapıya kadar gelerek heyettekilerin ellerini ayrı ayrı sıkmış, hatta sandalyelerden birini bizzat taşıyarak heyete verdiği değeri belli etmiştir. Dr. Koch, Abdülhamid'in ihsan ettiği birinci rütbe Osmanlı nişanı takdim edilince teşekkür etmiş ve ilacın İstanbul'daki lepra hastaları üzerinde tecrübe edilmesini ve neticelerin kendisine bildirilmesini istemiştir. Hüseyin Hulki Bey de Dr. Koch'a, deri ve frengi kliniğine lepralıların müracaat ettiğini, ilacın bu hastalar üzerinde denenerek neticelerinin kendisine bildirileceğini ifade etmiştir.[4]

 

Abdülhamid döneminin Türk basını açısından olduğu kadar Türk kitap yayıncılığı açısından da en verimli yıllar olduğu Ber-nard Lewis tarafından 'bile' ortaya konulmuş bulunmaktadır. Buna göre Abdülhamid iktidarının ilk 14 yılında (1876-1890) basılan 4 bin kitaptan sadece 200 kadarı dinle ilgili olup 1000 civarında bilim ve fenle ilgili ve ondan biraz daha fazla edebi kitap neşredilmiştir. Geri kalan yayınlar ya kanun, tüzük, yönetmelik gibi resmi yayınlardır ya da dilbilgisi, sözlük ve okuma kitaplarıdır. Edebî eserler, Abdülhamid dönemi yayıncılığında ilk sırayı işgal etmekte, onun hemen ardından popülerleştirilmiş bilimsel kitaplar gelmektedir. Edebiyat ve bilim... Abdülhamid döneminde dikkatleri politikadan çelmelenen Türk aydınının yöneldiği bu iki alan, İkinci Meşrutiyet döneminin, hatta Cumhuriyet'in ilk yıllarının Türk aydınında oluşacak kültürel karakterin müjdecisi gibidir.

 

Abdülhamid'in devrin edebiyatçıları ile ilişkileri Namık Kemal'den ibaret değildir. Aynı zamanda Mizancı Murad, Ahmed Midhat Efendi ve Muallim Naci gibi kendisiyle çalışmayı kabul eden dönemin zirve edibleri de vardır. Bunlardan Muallim Naci, vefatından 2 yıl önce, 1892'de Sultan Abdülhamid tarafından vak'anüvis tayin edilmiş ve eski padişahların tarihini yazmaya memur edilmiştir. Tamamlanamamış ve henüz ele alınıp işlenmemiş bulunan bu notlar Ankara'da Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nde ve İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi'nde bulunmaktadır.[5]

 

Mustafa ARMAĞAN

Abdülhamid’in Kurtlarla Dansı



[1] Aykut Kazancıgil, Osmanlılar'da Bilim ve Teknoloji, 2. baskı, İstanbul, 2000, Ufuk Kitapları, s. 286-287; ayrıca bkz. Aydın Talay, Eserleri ve Hizmetleriyle Sultan Abdülhamid, İstanbul 1991, Risale Yayınları, s. 267-268 ve Hazırlayanlar: Gülbün Mesara, Aykut Kazancıgil, Ahmed Güner Sayar, A. Süheyl Ünver Bibliyografyası, İstanbul 1998, İşaret Yayınları, s. 166.

 

[2] Said Naum Duhani, "Beyoğlu Pera iken: 5- Diğer simalar", Hayat Tarih Mecmuası, Sayı: 7, Ağustos 1968, s. 35-36. Duhani, Pasteur'ün güvendiği yardımcılarından Dr. M. Nicolle'ü İstanbul'a gönderdiğini ve maaşlı olarak yıllarca Osmanlı hastanelerinde çalıştığını bildiriyor.

 

[3] Süheyl Ünver, "İstanbul'da Louis Pasteur'ün iki mühim mektubu ve kartvizitleri", İÜ Tıp fakültesi Mecmuası, sayı: 2 (1964), s. 99-104'den zikreden: Mesara, Kazancıgil, sayar, age, s. 296.

 

[4] Süheyl Ünver, "Dr. Hüseyin Hulki Almanya'da", Dirim, sayı: 3 (1950), s. 105-107'den zikreden: Mesara, Kazancıgil, Sayar, age, s. 185.

 

[5] Süheyl Ünver, "Muallim Naci zamanlarının birer müzesi olan Bursa türbelerinde", Türk Yurdu, sayı: 289 (1960), s. 45-46'dan zikreden: Mesara, Kazancıgil, Sayar, age, s. 261.

 


 
TARİH

 

click tracking