YAKIN TARİHTE OLANLAR

Sol derin devletin oyuncağı oldu
Sağcıların çocukları İmam Hatib'e gidecek, sağa ucuz oy deposu olacaktı, İmam olacaktı. Solcuların, özellikle de Alevilerin çocukları Köy Enstitüsü'ne gidip, sola ucuz oy deposu olacaktı, öğretmen olacaktı..

Bu ikisi kavga edince de devlet hakem olacaktı.. Sağ-sol, Alevi-Sünni kavgasının arkasındaki gerçek nedir dersiniz? Sakın bunun adı kontrollü bunalım stratejisi olmasın..
Hani şu “Bursa Nutku” ya da “Türk aleminin en büyük düşmanı “ kimdi sahi! Ya da, Atatürk mason localarını kapattı ise, Atatürkçülük adına yapılan darbelerde CHP bile kapatılırken, nasıl oldu da, tek kapatılmayan örgüt mason locaları oldu ve üstüne üstlük, ara rejim hükümetlerinin bakanlarının nasıl üçte ikisi masonlar arasından seçildi?..

İmamların eli ile toplumun kalbi ve din dönüştürülecek, öğretmenler eli ile akıl ve hayat dönüştürülecekti. Böylece TSE damgalı, rejimin kapı kulu yeni nesiller yetiştirilecekti..

Türk modernleşmesinin usûl esası budur..

Tanzimatla başlayan Osmanlı modernleşmesinin Türk versiyonunun 1945'den sonra aldığı yeni şekil budur.. Demokrat Parti de bunu 3 aşağı, 5 yukarı aynen sürdürdü..

CHP döneminde Köy Enstitüleri revaçta idi, 50'den sonra iktidar değişikliğine bağlı olarak İmam okulları..

Tek partinin ilk döneminde, başlangıçta dine dayalı bir siyaset ön görülmüş ve Ankara hükümeti/Heyeti temsiliye adına İstanbul'a “Halife ve Hakan Efendimiz” diye mektuplar gönderilse de, daha sonra evdeki hesap değişti.. Önce din ekonomik, sosyal, siyasal hayattan dönüştürülmeye çalışıldı, olmayınca dinde reforma gitmek istendi, o da olmayınca, olan oldu. Bugünkü garip yapı ortaya çıktı..

Zaten başından beri bir ölçü tutturulamamıştı.. Sovyet kolhozu ile, Balkanlardaki Yahudi kibutzlarından yola çıkarak Kürt Milliyetçiliğinin Esaslarını yazmak için, daha sonra İsrail için cemaat sosyolojisinin esin kaynağı olan Emil Durkhaim’in sosyolojik tahlillerinden yola koyulan Ziya Gökalp, Rıza Nur’un tehdit ve şantajları ile “Türk Milliyetçiliğinin Esasları”nı yazdı.. Gökalp’in “Ulus” tanımını Gaspralı İsmail'den alıp, 3 Tarzı Siyaset adı altında İstanbul'da tartışmaya başlayan Yusuf Akçuralı'nın “Türkleşmek, İslâmlaşmak, Muasırlaşmak” şeklinde özetlenecek programını “Türk milletindenim, İslâm ümmetindenim, Garp medeniyetindenim” diye yeniden yapılandırıldı..

Dini tümden hayattan dışlama fikrinin mimarı Yahudi asıllı, Kemalist kadro içinde laiklik fikrinin yılmaz savunucusu, dini “irtica”, dindarı “mürteci” diye suçlayan akımın piri, asıl adı Moiz Kohen olup, kendini Tekin Alp diye tanımlayan kişi oldu.. Dinde Reform Projesi de onun eseri idi. Daha sonra sonra bu fikrin yılmaz savunucusu Osman Nuri Çerman oldu. 60 ihtilalinde Çerman yeniden ortaya çıkınca, özellikle ezanın Türkçeleştirilmesinden işe başlanması fikrinin savunanlar arasında kimler vardı biliyor musunuz; o zamanlar gençlik liderleri arasında bulunan CHP'li Altan Öymen, daha sonra Hürriyet Gazetesi Başyazarı olan Oktay Ekşi, İslâm'ı “irtica” olarak niteleyenlerin başında gelen ve şeriat karşıtlığı ile tanınan Turan Dursun'a ilham kaynağı olan İlhan Arsel ve birkaç CHP'li daha..

Bu arada Kemalizmi “Türk’ün dini” olarak tanımlama fikri de CHP’li Tekin Alp’e aitti.. Bu konuda o kadar ileri gittiler ki, CHP'nin önemli şairlerinden Behçet Kemal Çağlar, Atatürk’e mevlid bile yazdı. Keşke CHP bu mevlidi okutsa 10 Kasım'larda parti örgütlerinde(!). Türk Dil Kurumu sözlüğüne “Türk’ün dini Kemalizmdir” diye yazdılar.. Hatta biri de çıkıp, “Türk’ün yeni Amentüsü”nü bile yazdı.. Bu olmayınca Lazaro Franco’nun büyük maddi destekleri ile kurulan Türkocakları, (ki, ilk dönemde Türkocakları'nın girişinde Yahudi asıllı bir işadamı olan Lazaro Franco'ya şükran plaketi ve bu zatın resmi bulunuyordu..) Türk-İslâm sentezinin fikri merkezlerinden biri olarak ortaya çıktı. Ama ne garip ki, mesela Türk Dil Kurultayının en önemli isimlerinden biri de Agop Dilaçar isimli Ermeni asıllı bir yurttaş idi.. Ayların adı boşuna mı Şubat, Mart, Nisan, Mayıs, Haziran, Temmuz, Ağustos, Eylül oldu. Çoğu İbranice bu kelimelerin.. Bir kısmı Ermeni ve Rum Ortodoxların İbranilerle ortak kullandığı isimler..

Bu projenin en gerisinde ise Lozan'ın arkasındaki isim, Türkiye'de Arap düşmanı Türk milliyetçiliğinin babası olup, daha sonra Mısır'a gidip yerleşen ve orada da Türk düşmanı Arap milliyetçiliğinin babası olan Hayim Nahum Efendi vardı.. Hayim Nahum Efendinin maddi ve manevi mirasının temsilcisi kişiler şimdi hangi holding, hangi media ve hangi siyaset baronlarının içinde hiç düşündünüz mü?

Ne garip değil mi, Nasır’ın, milliyetçi Baas hareketinin önemli ismi Hıristiyan asıllı Mişel Eflak’tı..

Yine ne garip değil mi, Arap milliyetçilerinin hepsi solcu, Türk milliyetçilerinin hepsi sağcı. Öyle olunca Filistin davasına solcular sahip çıkıyor diye, bizler yıllarca Filistin davasına hep soğuk baktık!. Türk askeri, soğuk savaş döneminde NATO ülkelerinin silahları ile donatılmış, sınır boyumuzdaki Arap ülkeleri ise Varşova Paktı silahları ile. Ve aramıza tel örgüler yetmemiş, mayın döşemişler..

Komşu çocuklarını birbirine kırdırdılar. Güya biri vatanı Amerikan emperyalizminden kurtarıyordu, öteki Rus emperyalizminden. Sonunda bizi adına soğuk savaş denilen, ilan edilmemiş 3. Dünya Savaşına gönüllü asker yazdılar. Bizim kanlarımız ve gözyaşlarımız üzerine kendilerine iktidar ve servet ürettiler.

Türkiye niye ve nasıl bir cumhuriyet sorusunun cevabı, Suudi Arabistan nasıl ve neden krallık sorusunun cevabı ile aynı. Mısır ya da Irak neden öyle ise biz onun için böyleyiz.. Bugün de ABD BOP projesi çerçevesinde 23 ülkenin rejim, sınır ve iktidarlarını değiştirmek istemiyor mu? Kadife devrim neyin nesi? Uyum yasaları neyin nesi?

Kongreye giderken aniden disiplin kuruluna sevkedilern Ankara Çankaya İlçe Başkanı Mustafa Yıldırım’ın anlattıklarına bakar mısınız? Genel Sekreter Sav ve Ankara İl Başkanı Yaşar Çatak’ı suçlayan Yıldırım şunları söyledi: “Disiplin suçu işleyecek hiçbir şey yapmadım. 5 yıldır sayın genel sekreterimle siyaset yapıyorum. Onun çok zor dönemlerinde yanında yer aldım. Kongre süreci başlayınca ben hakkaniyet ilkesi doğrultusunda görev yapacağımı belirttim. Bana kendileri bazı isimler verdiler ve bunlara dosya vererek mahalle delegeleri seçimlerini yaptırtmamı istediler. Ben tabanla siyaset yapıyorum. Partimizin emekçi üyeleri var. Delegelik kimin hakkı ise öyle olsun istiyorum. Ama bu verdikleri isimler sandıkları kurmadan evlerde listeleri yapıyorlar. Ben bu tekliflerini kabul etmedim ve elimden geldiği kadar seçimleri yaptırttım. Bunun üzerine gece yarısı operasyonu ile sayın genel sekreterimizin talimatı ile beni Disiplin Kurulu’na verdiler. Sonuna kadar Baykalcıyım.” Baykalcısı böyle. İşmardan anlamıyor.. Aile şirketine dönen, parti liderlerinin adeta mülk edindikleri partilerin genel yapısı bu.. Bu şekilde parlamento iradesini, iktidarı kontrol edebiliyorsunuz. Gerektiğinde “açık oy, gizli tasnif”yolu bile denendi bu ülkede.. Tek partide bile adaylar tek elden belirlendi.. Parti liderleri partilerinde “tek adam” oldular. “Monark” yani “Tek Adam” Monarşilerde olmaz mı idi ya hu!. Hepsi, sadece genel başkan değil, partilerinin ideoloğu olarak “yüce önder” yani “führer” konumuna yükseldiler.. Yıldırım sanki bu gerçeğin farkında değilmiş gibi..
Demirel neden ve nasıl sağın lideri oldu ise dün ve hangi güçler buna karar verdi ise, media bu süreçte ne yaptı ise, CHP bugün, onun için böyle.. Derin güçler CHP'yi de sahipsiz bırakmak istemiyor. Onun için İlhan Kesici orada. Onun için Demirel CHP lehine lobi yapıyor. Emekli paşalar CHP için seferber olmuş durumda.. Çünkü sistemin ruhu CHP'nin şahsı manevisinde mündemiç. Onun için bu işler böyle.. Mustafa Yıldırım'ın bilmediği, anlamadığı derin gerçek bu. İlhan Kesici'yi taban istedi de mi getirdiler?.. Baykal halkın nabzını tutmak için mi Anadolu'da, yoksa ikna için mi? Taban siyaseti imiş, tabanın sesi imiş. Geç bir kalem efendim.. Demokrasi ve rejim, cumhuriyet, halka bırakılamayacak kadar önemlidir.. CHP de öyle.. Ve zaten bunu pek küçük bir azınlık dışında fazla kişi de bilmiyor olsa gerek.

Hani derler ya, “ol mahiler ki, derya içredirler de deryayı bilmezler.” Gözünüze kibriti çok yaklaştırdığınızda arkasında bir ormanı kaybediyorsunuz.. İrtica, şeriat, laiklikle gözleri bağlanmış, korku ve panik içindeki kitlelerin gerçeği görmesi pek kolay olmuyor.. Sahi şeriat, irtica, laiklik ve terör yaygarasının arkasında kimler var dersiniz?


16 Kasım 2007 Cuma
(Abdurrahman Dilipak, Vakit)
 


 
TARİH

 

click tracking