SORU 13: Rabıtanın yanlış bir yol olduğunu iddia edenlere ne dersiniz?

 

Rabıta, bir ibadet değildir. Ancak Allah-u Zülcelal'in rızasını kazanmanın, O'na ulaşabilmenin ve yakın olabilmenin bir yoludur. Rabıta haktır ve Kur'an-ı Kerimde ve Hz. Peygamber sallallahu aley­hi ve sellem'in hadis-i şeriflerinde pek çok delilleri vardır.

Allah-u Zülcelal bir ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur:

"Ey iman edenler! Allah 'tan korkun ve sadıklarla beraber Olun " (Tevbe; 119)

Sadıklarla beraber olmak iki kısımdır:

1-Cismani yani zahiri beraberlik: Sadıkların meclislerine devam ederek onlardan ilim ve fazilet almaktır. İlimsiz hiçbir şey olmaz. İnsan istikamet üzere yaşamayı ilim öğrenerek elde edebilir. Onun için ashab-ı kiramlar, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in etrafında pervane gibi dönerek, daima onunla beraber olmaya çalışırlardı.

2-Manevi beraberlik: Sadıkların gıyabında, daima onları düşünmek, fikren ve ruhen onlarla beraber olmak ve onların güzel halleri ile hallenmeye çalışmaktır.

Salih kimselerle zahiri ve manevi olarak beraber olmaya çalışanlar, ne kadar hata ve günah sahibi olsalar da, bu sâlihlerin nasihatleri ve duaları ile tevbekar olurlar.

Günah ve bid'at ehli insanlarla beraber olanlar ise, kendileri iyi bir halde olsalar bile, onlardan etkilenip bozulurlar. Onun için Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir hadis-i şerifte şöyle buyur­muştur:

"iyilerle dost olan, misk satanla beraber olan gibidir. Onun güzel kokusu diğerine bulaşır. Kötülerle dost olanda demirci çırağı ile beraber olan gibidir. Onun isi ve pis kokusu da diğerine bulaşır. " (EbuDavud)

Diğer hadis-i şeriflerde şöyle buyurmuştur:

"Kişi, arkadaşının dini üzerinedir. O halde, herkes kiminle arkadaşlık ettiğine baksın " (Tirmizi)

"Kişi sevdiği ile beraberdir." (Buhari)

Bu hadis-i şeriflerden de anlaşıldığı gibi, kişi kiminle beraber olursa yavaş-yavaş onlar gibi olmaya başlar. Onun için İnsan daima zahiri ve manevi olarak iyi kimselerle beraber olmaya çalışmalıdır.

Rabıta; kötü kimselerin dolayısı ile de şeytanın insana verdiği vesveselerden kurtulmanın bir yoludur. Çünkü:

"Şayet Rabbinin burhanını (delilini) görmeseydi." (Yusuf; 24) ayet-i kerimesinin tefsirinde müfessirlerin çoğunluğu, manevi tasar­ruf ve yardımın varlığını açık olarak söylemişlerdir. Celaleyn de, ayet-i kerime; "Yusuf aleyhisselam Züleyha'ya, birbirlerine meyl ettiği zaman, orada Yakub Aleyhiselam ellerini göğsüne vurmak suretiyle onun bütün şehvetini çıkarmıştır." olarak tefsir edilmektedir.

Burada rabıtanın menfaati olduğunu ve insanın daima bir evliya ile veyahutta bir peygamber hayali ile olmasının, rabıtaya işaretle, günahlardan muhafaza olunacağına işaret ediyor.

Bu âlimlerden Keşşaf kitabının yazarı Zemahşeri, Mutezile mezhebinden olduğu halde, bu ayet-i kerimede rabıtanın işaret edildiğini söylemiştir.

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuştur ki:

"Salihlerin anıldığı yere rahmet iner." (Keşfü'l-Hafa, 2/70-1772)

İmam Gazali'nin de dediği gibi, ilahi rahmetin inmesi için salihlerin sadece anılmış olması yetmez. Ancak bu anma ile birlikte, gönülden onlara benzeme arzusu uyanırsa böyle bir aksiyon, rahmet sebebi olur. Bu da rabıtaya işarettir.

İmam Buhari'nin zikrettiği şekilde, Hz, Ebu Bekir radıyallahu anh, kaza-i haceti anında bile Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in hayali gözünün önünden gitmediği İçin, bu halden rahatsız olmuş, bu durumu Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e bildirdiği zaman Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve Sellem: "O ben
değilim, bu benim hayalimdir.
" buyurduğu, bunun sevgiden dolayı
olduğunu ve bir sakıncasının olmadığını hacetini yapabileceğini söylemiştir.

Burada dikkat edilmelidir ki, Hz. Ebu Bekir radıyallahu anh her zaman Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in hayalini göz önüne getirirdi. Hatta o hale gelmişti ki Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in hayali kaza-ı hacet anında bile göz önünden gitmiyordu. Ayrıca Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ona: "Hayal etmeyiniz." diye buyurmamıştır.

Görüldüğü gibi, Allah'ın sevdiği bir insanı düşünmek şirk olsaydı Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Hz. Ebu Bekir radıyallahu anh'a hayalini gözünde canlandırmayı yasaklardı. Hz. Ebu Bekir radıyallahu anh'a bu sebeple düşmanlık eden varsa, bu onun Allah-u Zülcelal'in rahmetinden uzaklaşmasına alamettir.

Yine rivayete göre, Hz. Hasan'ın dayısı Hind bin Ebi Hale'den Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in hilyesini ve özelliklerini sormasıdır. Hz. Hasan'ın: "Onun özelliklerini dikkate alıp kalbi bir bağ kurmak için onu bana tasvir etmeni istiyorum." (Buhari, Müslim) sözü fiilen rabıtaya işarettir.

Burada dikkat edilmelidir ki, Hz. Hasan kalbi bir bağ kurmak için dayısından Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'i tasvir etmesini istemiştir. Zaten rabıta da bundan başka bir şey değildir.

Mevlana Celaleddin-i Rumi şöyle demiştir:

"Yalancı vasıtalar kul ile Allah-u Zülcelal arasında perde olurlar. Ancak enbiya ve evliyaya rabıta yapmak böyle değildir. Bilakis o rabıta perdeleri yırtıcı, alaka ve sebepleri kesicidir."

Hanefi İmamlarından Taceddin el-Hanefı (rh.a), Taciye adlı risalesinde, Allah-u Zülcelal'e ulaşan yolları anlatırken şöyle demiştir:

"Üçüncü yol müşahede makamına ulaşmış ve zati sıfatlar üzerinde tahakkuk etmiş olan salih bir kimseye yapılan rabıtadır. Zira bu sıfatlarla sıfatlanmış salih kişiyi görmek:

"Onlar o kimselerdir ki, görüldükleri zaman Allah hatırlanır. " (İbn-i Mace, ibn-i ebi'd-Dünya) mealindeki hadisi şerif gereğince kalpte Allah 'in zikrine karşı sevgi meydana getirir. Böyle bir salih kimsenin sohbetinde bulunmak ise:

 

"Onlar Allah ile sohbet kuranlardır" (Buharı) mealindeki hadisi şerifin gereğince Allah-u Zülcelal ile kalbi beraberliğin oluşmasını sağlar.

Yani rabıta hakkında daha bir çok deliller vardır. Fakat bu kadarı ile iktifa ediyoruz. Allah-u Zülcelal'in rızasını samimi olarak arayanlar için bu kadarı yeterlidir.

 

 

Kaynak: Seyda Muhammed Konyevi K.S

Hanefi ve Şafi Mezhebine Göre Asrımız Meselelerine Fetvalar

 

Tasavvuf

 

free web stats