İbadet Eden İnsan ve Kıyafet
Mahmud Rifat Kademoğlu
1998 - Nisan, Sayı: 146, Sayfa: 018

Ülkemizde bazen öne çıkarak krize dönüşen ve hep gündemde olan başörtüsü sorunu, Müslüman kimliğinin kamusal alanda tezahür etmesini kabul etmek istemeyenlerin yol açtıkları bir sorundur. Başörtüsü İslamın bir şiarıdır ve böyle olduğu için Müslüman giyim tarzını bütünüyle çağrıştıran bir simge rolü oynar. Bu yüzden de onu yadırgayan ve asla kabul etmek istemeyenler; aslında dinine riayette hassas Müslümanların giyim tarzına, Müslümanların özgün kıyafet kültürüne ve nihayet Müslüman kimliğinin bu suretle ortaya çıkarak toplumsal anlamda ifadesini bulmasına karşı tavır koymuş oluyorlar. Sorun da buradan kaynaklanıyor.

Gayri müslimler için Müslüman kıyafetinin belirgin bir üslup ve özellik taşıması, Müslüman kimliğinin ifadesi olarak tabii karşılanan bir vakıa oluşturduğu halde; İslama etnik ve toplumsal mensubiyeti olan, fakat yabancılaşmış kesimler buna hep tepki göstermişlerdir. Konu, Müslüman toplumların sahne olduğu kültürel bölünmüşlüğün manidar sonuçlarından biridir.

Şurası bilinir ki, insanoğlu giyim konusunda her zaman tercihlerde bulunur. Giyimin akla getirdiği ilk görev, belki onun doğa ve iklim şartlarına karşı korunma ve tedbir aracı olmasıdır. Fakat bunun ötesinde, daha önemli olarak giyim olgusunun insani ve sosyal bir anlamı ve boyutu vardır; insanlar giyimleriyle kendilerini ifade ederler. Giyim-kuşamlarıyla toplum içinde, kamusal alanda tavır belirlemiş ve mesaj vermiş olurlar. Her iki cins kendi cinsiyetlerini; değişik çağ ve dönemlerini idrak eden kuşaklar bunu, giyimleri ile de ortaya koyarlar. Mesleklerin ve meşreplerin kıyafette yansımaları vardır. Günümüzde o kadar (eskisi gibi) keskin hatlarla ayrılmış olmasa bile, söz gelimi sanatçıların, bürokratların, sporcuların kıyafetleri farkedilir. Kıyafet böylece, aynı zamanda toplumsal bir görev yüklenerek bir çeşit iletişim (bilişme-anlaşma) rolü oynar. Kişi, giyimiyle toplumsal mensubiyetini, belki statüsünü ve bütünleşmek istediği grubu belli eder. Giyim için seçilenler, takı kapsamındaki süs unsurları ve aksesuar mahiyetindeki kıyafet bütünleyicileri ve eklentileri; tek başlarına ya da bütünüyle, az-çok simgesel anlam yüklenir. Tarihte ve günümüzde bunun çarpıcı örneklerini göstermek mümkündür.

Herkes giyim-kuşamında ekonomik durumuna ve kendi şartlarına göre bazen geleneğe uyarak, bazen çevresinde etkinlik kazanan yeni anlayış ve akımların etkisi altında kalarak karmaşık unsurların rol oynadığı bir kültür ortamında şekillenen zevkine göre seçimlerde bulunur. Kısacası, giyim konusunda bireyin inisiyatifi ön planda gözükür, fakat bunun gayet karmaşık tarihi ve sosyal bir arka planı vardır.

Bu bağlamda, dindar insanlar bakımından, her iki cins için de; dini yaklaşımın düzenleyici (nâzım) bir rol yüklenerek insan giyinişine belirli bir üslup sağladığı görülmektedir. Bu, özellikle namazlarında muntazam olanlarda, ibadetlerine sıkı sıkıya riayetkar erkekler ve hanımlarda gözlemlenen bir vakıadır.

Din insanlara örtünmeyi buyurmuş; edebin soyluluğuna ve icaplarına dikkati çekmiş; marufu telkin ile iman ve takvaya yaraşanı tavsiye etmiştir. Muharrematı ve ibadet fıkhını bütünleyen ve bu konuları tamamlayıcı mahiyette olan genel esasları vaz etmiştir. Bunun ötesinde, giyim-kuşamın şekli özellikleri dinin doğrudan konusu olmamış ve tesettürün nasıl bir giyim tarzı ve üslubu ile gerçekleştirileceği meselesi inananların zevki selimine, beşeri ve toplumsal inisiyatife açık; ona ait bir alan olarak kalmıştır.

Kıyafet konusu bir kültür olgusudur. Müslümanların ve İslam toplumunun kendisine özgü medeni ve kültürel kimliğinin tezahür ettiği belli başlı sahalardan ve görünümlerden birini oluşturmaktadır.

Giyim-kuşamın şekli, tarzı ve üslubu elbette "din" değildir. Ancak Müslüman kimliğinin somut bir ifadesi olmak itibariyle, kültür ve medeniyet bağlamında Müslümanın giyim tarzı "dini" bir oluşum hüviyetinde şekillenir. Bu vakıayı dinden soyutlayarak anlamaya ve açıklamaya imkan yoktur. Nasıl ki, bir İslam mimarisinden, bir İslam şehircilik ve iskan anlayışından, bir İslam yazı sanatından, bir İslam tezyini sanat geleneğinden söz ediliyorsa; tamamen medeni ve kültürel bir vakıa olarak Müslüman giyim tarzından da söz edilir. Bu konu da elbette Müslümanın kendi özgün tercihini ve tarzını ortaya koyduğu ve kendini ifade ettiği önemli bir sahadır.

Kültürün herhangi bir dalında kişilikten söz edilebiliyorsa, aynı kişiliğin, elbette kıyafet konusunda da ifadesi ve yansıması olacaktır ve vardır. Bu yüzden de giyim konusunun din ile hiçbir ilgisi olmayacağı şeklindeki düşünce doğru değildir. Evet, Müslümanın giyim tarzı din değildir, ama bu onun Müslüman kimliğinin bir ifadesi olduğunu; bu anlamda "dini" bir değer taşıdığını ve dinle yakından ilgili olduğunu inkar anlamına da gelmez. Önyargılarla ve kaba mülahazalarla Müslüman giyimini dışlamaya ya da küçümsemeye kimsenin hakı yoktur.

İnsanlar dinlerini yaşarken onu; toplumsal planda, sosyal bir olgu halinde idrak eder, dini yaşayışlarını medeni ve kültürel anlamda bir geleneğe dönüştürerek sürdürürler. Müslüman giyimi de bu anlamda bir gelenektir ve bunun hiçbir değer taşımadığını sanmak büyük hatadır; geçersiz bir saplantıdan ibarettir.


***

Müslümanın yaşayışı Allah'a kulluk esası etrafında şekillenir. Onun hayat pratiğinin merkezinde ibadet kavramı vardır. Kendi özgün kültürünü; bütün kurum ve geleneklerini oluşturan ve anlamlandıran esas budur. Giyim-kuşam da bunun somut göstergelerinden biridir. Müslüman kıyafeti, ibadet eden insan kıyafetidir.

Olağanüstü bir mahiyet arzeden ve insana ömrü boyunca belki bir defa nasip olan haccın çok özel durumu hariç tutulursa, Müslümanın ibadeti için ayrı (ibadete mahsus) bir kıyafet öngörülmemiştir. Onun namazı günlük yaşayışının bir parçası, hatta hayatının mihveridir. Böyle olunca günlük giyiminin namaza uygun olması esastır; Müslümanın mutat kıyafeti namaza elverişli olan ve nihayet ona yaraşan bir kıyafet olmak gerekir. O her zaman namaza uygun, ibadete ve onun psikolojisine müsait bir kıyafete sahip olmak durumundadır.

(İslamın, bu yaklaşımı ile, ibadethanelerinde -en azından rahipler için- özel kıyafet geleneğine sahip olan dinlerden hayli farklı oluşu dikkati çekmektedir.)

Diğer taraftan inanan insanın mutat, günlük yaşayışı; ibadetine uygun ve paralel olmak gerekir. Onun yaşayışı, ibadetinin adetâ devamı gibidir. Bu anlamda onun hayat tarzı, ibadetini teyid eden ve onu "ameli salih" çizgisinde fiil, eylem ve davranışlarla destekleyen ve bütünleyen bir doğrultuda olmak gerekir. İşte Müslümanın günlük hayatı ile ibadetinde aynı giyim ve kılık içinde bulunuşu hep bu esası hatırlatan ve kuvvetlendiren bir unsur ve psikolojik bakımdan bunu hazırlayan sembolik değeri önemli bir temel oluşturur. İbadet için özel kıyafet öngörülse idi; bu yoldaki çaba, en azından sembolik olarak (olayın algılanışı yönünden) kesintiye uğrama riskine maruz kalır, zedelenir ve bir yerde din normal insan yaşayışının dışına çekilmiş olurdu. Oysa İslam, bireysel ve toplumsal alanlarda, ibadeti insan hayatına odak yapmayı ve insan hayatının her sahasında (bütününde) Allah'a kulluk anlayışı ve pratiğini hakim kılmayı öngörmektedir.

Bu esası temel alan bir yaklaşımla inanan insanın, sosyal planda kendisi için benimsediği, beğendiği ve özendiği kıyafet, onun aynı zamanda ibadetinde de tercih edeceği kıyafettir. Bu, toplum içinde onu rahatlatan ve saygın kılan; severek seçtiği kılık-kıyafettir. Belki kayda değer harcamalarına da konu olmuş bulunan bu seçimini sadece insanlar nezdinde değil -özellikle- Rabbinin huzurunda da taşımalıdır. Kendini toplum içinde ne ile ve nasıl bir kılık-kıyafet içinde ifade ediyor, giyim bağlamında ne ile insanlık onur ve prestijini koruyup yüksek tuttuğunu düşünüyorsa, bu sunumunu mescidde de -özellikle ve evleviyetle orada da- sürdürmelidir. Zira o, mescidde ve onun dışında ayrı değer hükümlerine bağlı ve tâbi değildir. Gerçek muhatabı her yerde Rabbidir, bu yüzden mescid dışında sanki başka bir muhataptan (insanlardan) prestij beklentisine girmişçesine farklı bir kılık edinmemeli; iki yüzlü davranmamalıdır.

Arâf sûresi 31. âyetinde mealen "Ey Ademoğulları, her mescid huzurunda zînetinizi tutunun..." buyurulmuştur. Burada bütün mescid ve camilerde; namazın fiilen eda olunduğu her mekânda ve nihayet "Bütün yeryüzü bana mescid yapıldı" beyanında bulunan Resûlullah'ın (s.a.v) işaretindeki vecih itibariyle belki her yerde; inanan insanların (sanki namaz öncesinde abdest alma yükümlülüğünü andırır şekilde) kılık kıyafetlerine çekidüzen vermeleri ve kendileri için "zînet" sayılan her ne ise onunla donanıp hazırlanmaları öngörülmüştür. Bu suretle örtünmeye elverişli, derli-toplu, temiz ve hoş bir giysi; belki güzel koku ve örfe uygun (saç bakımı vs gibi konularda) şahsi tuvalet akla gelmektedir. Bütün bunlar ibadetin insan için taşıdığı seçkin yeri vurgulamak, hatırlatmak ve onu bu yolda hazırlamak içindir. Hem kişinin psikolojisi ve hem de toplum bakımından bunun önemi büyüktür. İnsanların özenip bezenerek ibadete hazırlanmalarından daha yerinde ve güzel ne olabilir? Zira ibadetin yüksek önemi ve onun ulvîyeti ancak böylece algılanır ve layık olduğu müstesna yerin gönüllerde kökleşmesi ancak bu suretle mümkündür.

Yeri gelmişken burada manidar bir örneğe kısaca değinmek gerekiyor. Eskilerin siper-i şems (veya şems-i siper) dedikleri kenarlıkları bulunan şapka gibi başlıkların İslam dünyasında genel kabul görmeyişinin bir sebebi de onun namaza, özellikle de secdeye elverişli olmayışıdır. Müslümanlar onu namazda kullanamadığı için günlük yaşayışında da benimseyememiştir. Bu da Müslümanlarca; insan hayatının her alanı için giyim üslûbundaki tabii bütünlüğe müdahale etmeyen ve ibadet için özel bir öngörüsü olmayan ilâhi hikmetin doğru anlaşıldığını ve uygulandığını gösteren bir vakıadır. (Namaza mahsus takke kullanıp bunu cami dışında taşımamak ise sonradan oluşmuş bir alışkanlıktan ibarettir.)

Müslüman giyimi fıkhi bir kavram olan tesettür ile temellenir. Örtünme, şüphesiz, cinselliğin bir esasa bağlanması ve cinsler arasında ahlaki düzenin sağlanması ile ilgili bir disiplindir. Kadim ahlakta, İslamda; insan cinselliği aile hayatına hasredilmiş ve bunun dışında caiz ve hoş görülmemiştir. Bu yüzden toplum hayatında hemen hiçbir ayırım yapılmaksızın cinslerin birlikteliğini mümkün ve geçerli kılan serbestlik ve müsamahanın, İslam açısından kabul edilemez olduğu ortadadır. Bir tarafta aile kavramı ve onu bütünleyen hukuki ve ahlaki esaslar ve diğer tarafta bunları yok sayan veya tanımayan kadın erkek birlikteliği; olmayacak bir çelişkidir. İşte örtünme bu çelişkiye müsaade etmeme iradesinin bir ifadesi olarak, cinselliğin; aile hayatına hasredilmesinin, meşru ve özel alanına çekilmesinin ve topluma kapatılmasının etkili bir aracıdır. Fıkhi anlamda örtünme kuralları bu yazının konusu değildir. Şu kadarını belirtelim ki, örtünme, kıyafetin vücut hatlarını belli etmemek üzere bol olmasını ve içini gösteren (belli eden) şeffaf malzemeden imal edilmiş olmamasını gerektirir. Maksat giyimin cinsel çağrışım aracı haline dönüştürülmemesi ve tam aksine, göze hitap eden cinselliğin farkedilmesinin engellenmesidir.

İnanan ve ibadet eden insanın giyimi; inancı ve Allah'a kulluğu, kısaca İslamı çağrıştırır. Bir yerde dinin sanki somut plana yansımış bir tür ifadesidir. Bu sebeple Müslümanın, bugün pop kültüründe yaygın olduğu gibi üzeri resim, yazı ve grafik unsurlarla bezenmiş, sembolik figürler taşıyan giyim eşyalarından özellikle kaçınması gerekir. İnsan dikkatini beşeri ve dünyevi imajlara, hatta turistik anılara çeken, bu yolda takıntı ifade eden mesajları bizzat üzerinde taşımak; ibadet eden insanın şuuruna yakışmaz. Ne kadar yaygın ve ekonomik olursa olsun seküler pop kültürünü yansıtan giysiler uygun bir seçimin, zevki selimin kabul edeceği şeyler değildir.


***

İslam bizim dinimizdir. Onu bütünüyle yaşamamıza ve olduğu gibi ifade etmemize engel olunması düşünülemez. Onu dışlamak ve yasaklamak için ısrarlı tertiplere kalkışanlar, bunun kendilerine başarı getirmediğini er geç göreceklerdir.

                                                                           Kaynak: Altınoluk Dergisi

  Tesettürün Önemi

 

site stats