Müsned-i Ahmed B. Hanbel

g)- SETR-İ AVRET.. 2

* Setr-i Avret Emrinin Sınırı Ve Uyluğun Avret Kabul Edilmesi. 2

* Diz Ve Göbeğin Avret Mahalline Dahil Olmama Konusu. 4

* Avret Mahallini Örtmek Allah Ve Rasûlü'nün Emridir. 6

* Hür Kadının Elleri Ve Yüzü Dışında Her Tarafı Avret Mahallidir Ve Kapatılmalıdır 8

* İhtiyaç Yokken Erkeklerin Namazda Omuzlarını Açmaları Doğru Değildir Ve Avret Mahallini Kapatan (Ridâ Ya Da Peştamal Türü) Tek Parça Elbise/Örtü İle Namaz Kılınabilir 9

* İki Parça Elbise/Kumaş İle Vücûdun Tamamını Örterek Namaz Kılmak Müstehabdır, Ancak Tek Parça Elbise/Kumaş İle Sadece Avret Mahallini Örterek Namaz Kılmak Da Caizdir 13

* Tek Parça Elbisede/Kumaşta Yasaklanan Örtünme Şekilleri. 15

Fıkhî Hükümler. 17


g)- SETR-İ AVRET

 

* Setr-i Avret Emrinin Sınırı Ve Uyluğun Avret Kabul Edilmesi

 

Setr-i avret; başkalarına gösterilmesi ayıp kabul edilen yerlerin/uzuvların örtülmesi, gösterilmemesidir. Allah Teâlâ ilk Peygamberden itibaren insan olma şerefinden dolayı bizlere bu yerlerin örtülmesini emretmiştir. Ancak bu emir hayvanlar için geçerli değildir, örtülmesi emredilen yerler iki kısımdır:

1- Avret-i Galiza (Açılması ve görülmesi çok kötü, iğrenç olan uzuvlar): Bunlar insanın ön ve arka cinsel organlarıdır ki mutlaka örtülmesi gerekir. Tuvalet, yıkanma ve tedavi gibi ihtiyaçlar dışında açılmaması tavsiye edilmekte, başkalarına götserilmesi de kesinlikle yasaklanmaktadır.

2- Avret-i Hafife (Açılması ve görülmesi ayıp sayılan uzuvlar): Erkekler için göbekten diz kapağına kadar olan kısımdır, kadınlar için de el ve yüz hariç bütün vücuttur. İhtiyaç olmadıkça buraların açılmaması tavsiye edilmiş, başkalarına gösterilmesi ise yasaklanmıştır.

§Mü'minlerin (eşleri ve evlenmesi ebediyen haram olan yakınları dışında) baş­kalarının avret yerlerine bakmaları, görmeye çalışmaları haramdır. Bize emredilen, gözlerimizi böyle iğrenç ve ayıp şeylerden korumaktır.

Allah Teâlâ buyurdu:

'Ey Âdemoğulları! Mescidlerin hepsinde bulunurken ziynetlerinizi (elbiselerinizi)[1] giyinin! Yiyin, için ve israf etmeyin! Şüphesiz Allah israf edenleri sevmez.' (Araf, 7/31)

Allah Teâlâ buyurdu:

'Mü'min erkeklere söyle, gözlerini (bakılması yasak olandan) çevirsinler ve mahrem yerlerini korusunlar/kapatsınlar!

Mü'min kadınlara da söyle, gözlerini (bakılması yasak olandan) çevirsinler, mahrem yerlerini korusunlar/kapatsınlar. Görülmesinde sakınca olmayan kısım hariç süslerini/güzelliklerini de gizlesinler ve başörtülerini yakalarının üzerine satsınlar!

Süslerini/güzelliklerini göstermesinler, ancak kocaları, babaları, kayınpederleri, oğulları, üvey oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşleri ya da kız kardeşlerinin oğulları, (tanıdık/yakın) kadınları, kendi köleleri, kendilerine bağlı cinsel istekten yoksun bulunan erkekler ya da kadınların mahrem yerlerinin farkında olmayan küçük çocuklar bu yasağın dışındadır. (Yürürken) süslerini belli edecek şekilde ayaklarını yere vurmasınlar.

Ve siz, ey mü'minler hepiniz topluca Allah'a tövbe edin ki

kurtuluşa eresiniz!' (Nur, 24/30-31)

Allah Teâlâ buyurdu:

'Cinsel arzu duymayacak kadar kocamış olan kadınlara süslerini açığa vurma niyeti taşımaksızın (dış) elbiselerini çıkarmada bir sakınca yoktur. Ancak bunların da iffetli hareket etmeleri kendileri için daha hayırlıdır. Allah (her şeyi) işiten ve bilendir/ (Nur, 24/60)

Allah Teâlâ buyurdu:

"Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve mü'minlerin kadınlarına (toplum içine çıktıklarında) dış elbiselerini almalarını, söyle! Bu onların (temiz kalarak) tanınmamaları ve rahatsız edilmemeleri açısından en uygun olanıdır.

(Unutmayın,) Allah affeden ve bağışlayandır." (Ahzâb, 33/59)[2]

 

363/1233- (Z.) HZ. Ali'den (Radıyallahü anh):[3]

Rasûlullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) bana şöyle dedi:

"Uyluğunu gösterme! Diri olsun ölü olsun kimsenin uyluğuna bakma!"[4]

 

364/1234- İbn Abbas'tan (Radıyallahü anhümâ):[5]

Rasûlullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) uyluğu açıkta olarak (duran) bir kişinin yanına geldi ve ona şöyle dedi:

"Uyluğunu ört! Erkeğin uyluğu kesinlikle avret mahallindendir."[6]

 

365/1235- Amr b. Şuayb babası yoluyla dedesinden (Radıyallahu nakleder:[7]

Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) dedi ki:

"Yedi yaşına varınca çocuklarınıza namaz kılmalarını emredin, on yaşına vardığında yine kılmazlarsa (hafifçe) vurabilirsiniz, bu yaşta çocukların yataklarını birbirinden ayırın!

Sizden birisi (cariyesini)[8] kölesiyle ya da işçisiyle evlendirdiğinde artık onun (cariyesinin) avret mahalline bakamaz! Onun göbekten aşağısı diz kapaklarına kadar olan kısmı kesinlikle avret mahallindendir."[9]

 

Açıklama

 

Çocuğun namaz eğitimi ile ilgili bir makale önceki cildde geçmişti.[10] Avret mahalli yasağı açısından evli olmayan cariye efendisine karısı gibidir, ancak evlendiği zaman başkasının cariyesi gibi olur, sadece hizmet eder ve avret mahalline bakmak yabancı cariyelerde olduğu gibi yasaktır. Cariyeler hür kadınlar gibi el ve yüz hariç bütün vücutlarını örtmek zorunda değillerdir. Çünkü onların hizmetleri ve farklı statüleri sebebiyle sorumlulukları azdır. Yetki kadar sorumluluk kaidesince onlara bazı kolaylıklar verilmiştir. Ancak bu durum fitneye sebep olursa hür kadınlar gibi kapanmaları emredilir.

Cariyelik köleliğin meşru olduğu toplumlarda kabul edilen bir vakıaydı ve bu kişiler toplumda düşük bir statüye sahipti. Peygamberimiz'in geldiği dönemde de kölelik bütün devletlerde hukuken geçerliydi. İslâm onlara birtakım statüler getirdi, haklarını korudu ve özgürlüklerini kazanmaları için farklı yollar izledi:

-Keffaretlerde önce köle âzâdı şart koşuldu,

-Köle âzâd etmede çok büyük sevap olduğu müjdesi verildi,

-Efendisinden çocuğu olan cariye yarı hürdür, çocuğu da tam hürdür ve bu cariye efendisinin ölümü ile hürriyetine kavuşur,

-Efendisi kölesine; ben Ölünce hürsün, dediği zaman o kişi yarı hürdür ve satılmaz, efendisi öldüğünde hür olur.

-Şakadan da olsa kölesini âzâd etmek geçerlidir, o köle artık hürdür ve efendisi sözünden dönemez,

-Ayrıca kölelerin hür olma durumları kendilerine bırakılmıştır; âzâd olmak isteyen köle efendisiyle anlaşır ve kendi değerindeki parayı kazanmak için çalışır. Devlet de kendisine yardım eder ve o köleye zekat verilir.

İslâm'ın ilk başta köleliği tümüyle yasaklaması büyük zorluklara/problemlere yol açardı: Onlarca ve yüzlerce kölesi olan efendilerin maddi zararı ve muhalefetleri, kölelerin hür bir hayatta yaşamalarının zamana bağlı olması, bir anda sokağa bırakılan bu insanların oluşturacağı toplumsal problemler ve o gün bütün dünyada olan hukukî statü gibi sebeplerden dolayı İslâm bu problemin halledilmesini zamana yaydı.

Köleliğin ana sebebi savaşlar ve esirlerdir. İslâm yukarıdaki uygulamalarla köleliği azaltmak ve yok etmek istiyordu. Çünkü kölelik İslâm'ın problemi olmayıp, cahiliye toplumlarında var olan bir vakıaydı. Ancak köleliğin bütün dünyadaki yaygınlığı ve İslâm devletlerinde saltanat sisteminin hakim olması gibi sebeplerden dolayı bu hedefler asırlardır gerçekleşemedi. Sonunda dünya toplumlarının konsensüsü ile İnsan Haklan Evrensel Beyannamesi yayınlanarak kölelik bütün dünyada yasaklandı ve hukukî statüsü iptal edildi. Umarız ki cahiliye eliyle hukukî bir statü kazanan kölelik sistemi tekrar başlamaz.[11]

 

366/1236- Zür'a b. Müslim b. Cerhed el Heslemi (r.a.) :[12]

Hz. Peygamber (Salllallahu aleyhi ve sellem) Cerhed'i mescidde üzerinde cübbe olup uyluğu açılmış olarak gördü ve ona şöyle dedi: "Uyluk avrettendir (kapatman gerekir),"

îkinci tarikle gelen bu rivayetin benzeri Abdullah b. Cerhed el-Eslemî'den nakledildi ki Abdullah bizzat babasının şu sözünü işittiğini bildirdi:

Rasûlullah'ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle dediğini işittim: "Müslüman bir kişinin uyluğu avrettir (örtülmesi gerekir)."

§ÜçüncÜ tarikle gelen benzer rivayet onun, babası Cerhed'den naklidir: Babası Cerhed dedi ki:

Ben uyluğum açık olarak dururken Rasûlullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) yanıma uğradı ve şöyle dedi:

"Uyluğunu kapat! Şüphesiz o avret mahallindendir."[13]

 

367/1237- Hz Peygamber'in hanım tarafından akrabası[14] Muhammed b. Cahş'tan (Radıyallahü anhümâ):[15]

Mescidin avlusunda ayaklarını toplayıp karnına yapıştırarak oturan[16], uyluğunun bir bölümü de açıkta kalmış olan Ma'mer'in[17] yanına Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) geldi ve ona dedi ki:

"Ey Ma'mer! Uyluğunu kapat! Şüphesiz uyluk avret mahallidir."

§Aynı râviden (Muhammed b. Cahş'tan) ikinci tarikle gelen rivayet: Ben Hz. Peygamber'le beraberken Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) uylukları açılmış olan Ma'mer'in yanına uğradı ve ona şöyle dedi: "Ey Ma'mer! Uyluklarını kapat! Şüphesiz uyluklar avret mahallidir."[18]

 

* Diz Ve Göbeğin Avret Mahalline Dahil Olmama Konusu

 

368/1238- Enes anlatı (Radıyallahu anh):[19]

Rasûlullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) Hayber harbini yaptı ve orada alaca­karanlık vaktinde sabah namazını kıldık. Rasûlullah bineğine bindi, Ebû Talha da bindi, ben de Ebû Talha'nın terkisindeydim. Hz. Peygamber Hayber yoluna (bineğini) sürdü, dizlerim Hz. Peygamber'in uyluklarına[20] değdi ve Hz. Peygamber'in elbisesi uylukları[21] tarafından sıyrıldı/açıldı, ben Rasûlullahın uyluklarının beyazlığını (hâlâ) görür (gibiyim).[22]

 

Açıklama

 

Erkeklerde göbek ile diz kapağı arasının avret mahalli olduğunda ittifak vardır. Göbek ve dizin avret mahalline dahil olması konusunda ihtilaf edildi:

Hanefî'lere göre erkek için diz avrettir, ancak göbek avret mahalli değildir. Bununla ilgili 'Göbekten aşağısı, dizleri geçinceye kadar (kapatılır)[23] ve Diz avret mahallindendirt[24] rivayetleri bulunmaktadır.[25]

Cumhura göre göbek ve diz avret mahalline dahil değildir.[26]

§Yukandaki hadisi delil getirerek Bazı Hanefîler ve Mâlikîler uyluğun muğallaza (ağır) olan avret mahalline dahil olmadığını, muhaffefe (hafif) olduğunu belirttiler. Ancak burada peygamberimizin uyluğu Enes'in çarpmasıyla açılmıştır ve istek dışı bir olaydır. Ayrıca 367/1237. hadiste geçtiği gibi Peygamberimiz uyluğun avret yeri olduğunu belirtiyor ve kapatılmasını emrediyor.

Hanefî, Şafiî ve Hanbelîlere göre ise uyluk avret mahalline dahildir ve kapatılmalıdır. Hanbelîlerden gelen diğer içtihada göre uyluk avret-i muhaffefedir. Ancak bu konuda cumhurun delili kuvvetlidir ve ihtiyatlı olmak gerekir.[27]

 

369/1239- Mü'mirilerin annesi Hz. Âişe’den (Radıyallahu anha):[28]

Rasûlullah (elbisesinden) uyluğu sıyrılmış/açılmış olarak oturuyordu.[29] Hz. Ebû Bekir huzuruna girmek için izin istedi, o hâldeyken izin verdi. Sonra Hz. Ömer gelmek için izin istedi, o hâldeyken izin verdi. Sonra Hz. Osman için izin istedi, Rasûlullah (hemen toplanıp) üstünü elbisesiyle örttü. Onlar kalkıp (gidince) Peygamberimiz'e dedim ki:

"Ey Allah'ın Rasûlü! Ebû Bekir ve Ömer gelmek için izin istediler, sen hâlini bozmaksızın o ikisine izin verdin. (Ancak) Osman gelmek için izin istediğinde (hemen toplanıp) üstünü elbisenle örttün." Bunun üzerine

Rasûlullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) ŞÖyle dedi:

"Ey Âişe! Ben böyle kişiden (nasıl) haya etmeyeyim/çekinmeyeyim, vallahi melekler (bile) ondan haya ediyor."[30]

 

Açıklama

 

Bazı âlimler bu hadisi de uyluğun avret olmamasına delil getirmektedirler, ancak aşağıdaki sebepler ile bu rivayeti doğru anlamak gerekir:

1- Bu olay Rasûlullah'ın bir fiilini nakleder, sözü ile fiili tearuz ettiğinde sözü kabul edilir.

2- Bir hükümde haram ve helâl olması konusunda naslarda tearuz varsa haram olması tercih edilir.

3- Müslim ve EbÛ Ya'lâ rivayetlerinde[31] uylukları açık olarak ya da incikleri açık olarak şeklinde râviden kaynaklanan bir şüphe mevcuttur. İncik icma ile avret mahallinden değildir. Şüphe lafzı olan nas diğer çok açık naslar karşısında zayıf düşer ve alınmaz. Ayrıca Müslim'in diğer rivayetinde Peygamberimiz'in bir kuyuya ayağını sarkıttığını ve sadece inciklerini açtığını nakledilir.[32]

 

370/1240- Umeyr b. İshak'tan:[33]

Ben Hasan b. Ali ile beraberdim, Ebû Hureyre (Radiyallahu anhum) bizimle karşılaştı ve:

'Rasûlullah'ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) öperken gördüğüm yeri bana göster ben de öpeyim' dedi.

(Hz. Hasan) gömleği açtı[34] ve Ebû Hüreyre onun göbeğini öptü.

NOT: Burada RasÛlullah aşkıyla yapılan bir hareket mevcuttur, bu konuda ihtiyatlı olmak ve mümkün olduğu kadar göbeği de kapatmak efdaldir. Ayrıca Hz. Hasan efendimiz çocuk yaşta olduğu için göbeğini Öpmekte bir beis yoktur.[35]

 

* Avret Mahallini Örtmek Allah Ve Rasûlü'nün Emridir

 

371/1241- Behz b. Hakim babası yoluyla dedesi (Muâviye b. Hayde el-Kuşeyrî)den (Radtyallahu anh) nakletti:[36]

Ben RaSÛlullah'a (Sallallahu aleyhi ve sellem):

'Ey Allah'ın Rasûlü! Avret mahallimizden kapatmamız gereken ve gerekmeyenler nelerdir?' deyince şöyle buyurdu:

"Eşin ve sahip olduğun cariyen dışında (ki kişilere karşı) avret mahallinin (hepsini) koru/gösterme!"

'Ey Allah'ın Rasûlü! Topluluk birbirine yakınsa?'[37]

"Avret mahallini kimsenin görmemesini sağlayabilirsen (öyle yap), kimse görmesin!"

'Birimiz yalnız başına duruyorsa?'

"Allah kendisinden haya edilmeye daha lâyıktır,"

§Bir rivayetteki ziyade: Hz. ne koydu.

Hz. Peygamber (kapanmaya işaret olsun diye)[38] elini kaldırdı ve önüne koydu.[39]

 

Açıklama

 

Avret, açıldığı zaman İnsanın utanacağı yerlerdir.[40] Avret mahalli erkek için göbek ile diz kapağı arası ve kadın için de el ve yüz hariç bütün vücuttur. Burada sahabi avret mahalli olan kısmından ne kadarı açılabilir, diye sorunca Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) bu yerlerin tümüyle kapatılması gerektiğini, ancak eşi ve sahip olduğu cariyenin bu yasağın dışında olduğunu vurgulamaktadır.[41]

Yakın akraba ile ya da kadın kadına veya erkek erkeğe oturmalarda da mümkün olduğu kadar insan avret mahallini örtmeye dikkat etmelidir. Hattâ yalnız başına bulunduğunda yanında kimse olmasa bile hayalı hareket etmek Müslüman'ın siretindendir. Çünkü orada her ne kadar başkası bulunmasa da Allah kendisinden haya edilmeye başkasından daha layıktır. Rasûlullah şöyle buyurmaktadır:

"Çıplak durmaktan sakının! Şüphesiz sizinle beraber olan ve tuvalet ya da kişinin eşiyle beraber olması dışında ondan ayrılmayan (melekler) bulunmaktadır. Onlara karşı hayalı davranın ve saygılı olun!"[42]

Tuvalet ya da cima gibi bir ihtiyaç hâli dışında insanın evinde de avret mahalli kapalı olarak durması tavsiye edilmektedir.

Rasûlullah insanları ahlâkî yönden eğitmekte, yalnız başlarına olduklarında bile dikkatli ve düzenli olmalarım tavsiye etmektedir.[43]

 

372/1242- Ebu Saîd el-Hudrî'den (Radiyuallahu anh):[44]

Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle dedi:

"Bir erkek başka bir erkeğin avret mahalline bakmasın! Bir kadın da başka bir kadının avret mahalline bakmasın!

Bir erkek başka bir erkekle aynı yorgan içinde[45] yatmasın! Bir kadın da başka bir kadınla aynı yorgan içinde yatmasın!"

NOT: Metinde geçen kelimesinin lafız anlamı, aynı yorgan altında o erkeğin yanına sokulmasın/yaklaşmasın, şeklindedir. Bu konuda ihtilaf edildi:

Bazı âlimler aynı yorgan içinde yatmak haramdır, şeklinde anlarlarken, bazıları da aynı yorgan ile zaruret varsa yatabilirler, ancak giyinik olmalı ve birbirlerine yaklaşmamadırlar, dediler. Bu konuda ihtiyatlı olan aynı yorgan içinde erkek erkeğe ya da kadın kadına da olsa beraber yatmamaktır.[46]

 

373/1243- Enes b. Mâlik'ten (Radıyallaha anh):[47]

Rasulullah (Sallallahü aleyhi ve sellem) dedi ki:

"İmran'ın oğlu Musa (Aleyhisselâm) suya gireceğinde, avret mahallini su örtmedikçe[48] elbisesini çıkartmazdı."[49]

 

374/1244- Hz. Âişe annnemizden (Radıyallahu anhâ):[50]

Şöyle dedi:

'Ben Hz. Peygamber'in (Sallallahu aleyhi ve sellem) cinsel uzvuna hiç bakmadım.

(Ya da) ben Hz. Peygamber'in cinsel uzvunu hiç görmedim.'[51]

 

* Hür Kadının Elleri Ve Yüzü Dışında Her Tarafı Avret Mahallidir Ve Kapatılmalıdır

 

375/1245- Hz. Âişe annnemizden (Radıyallahu anhâ):[52]

Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) dedi ki:

"Hayız görebilen (buluğ çağına eren) bir kızın[53] namazı ancak baş­örtüsü ile kabul olur."

NOT: Bu hadisten anlaşılan mutlak mana hür ya da cariye olsun bir kadın namaz kılacağında mutlaka başını örtmelidir. Burada hayız görmeye başlayan demektir.

ki bu kelime bulûğ çağından kinayedir. Bu hadisi Arap dili ve edebiyatı bilmeyen bazı cahillerin anladığı gibi, yani hayızlı kadının namaz kılması şeklinde anlamak büyük yanlıştır, bu şekilde anlayış hayızlı/nifaslı hâldeyken namaz kılma yasağını açıklayan diğer hadislere aykırıdır. İslâm âlimleri bu hadisi bulûğ çağına giren olarak anlamışlardır, farklı anlayan yoktur.[54]

 

376/1246- Muhammed (b. Şîrîn) anlattı:[55]

Hz. Âişe annemiz (Radıyallahu anhâ) Ümmü[56] Talhati't-Talehât[57] (olarak bilinen) Safîyye'nin evine geldi[58] ve orada hayız gördükleri (bulûğa erdikleri) hâlde başörtüsüz namaz kılan kızlar gördü. Bunun üzerine Hz. Âişe annemiz şöyle dedi:

'Onlardan hiçbir kız/cariye başörtüsü takınaksızın böyle namaz kılmasın! (Bir rivayette: (Hz. Âişe;) Senin kızlarının ya da bir kısmının buluğ çağına erdiklerini görüyorum). O da: Evet, dedi. (Hz. Âişe;) Onlardan hiçbir kız/cariye baş­örtüsü takınmaksızın böyle namaz kılmasın!)

Bir keresinde Rasûlullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) himayemde bir cariye varken gelmişti, bana izarını verdi ve dedi ki:

"Bunu bölerek şu cariye ile Ümmü Seleme'nin yanındaki kızlar arasında paylaştır. Sanıyorum ki bunlar kesinlikle hayız görecek yaşa geldiler (ya da bu iki kız kesinlikle hayız görecek yaşa geldiler)."'[59]

 

Açıklama

 

Namaz kılacak olan kadınların başını örtmesi gerekir. Bazı âlimler bu rivayetlerden yola çıkarak avret mahalli konusunda hür ve cariyenin aynı olduğunu belirttiler ki Hasan el-Basrî ve Zahirîlerin görüşü budur. Cumhura göre hür ve cariyenin avret mahallindeki sınırlar biraz farklıdır;

Mâlikîler ve Şafiîlere göre hür kadının yüz ve bileklere kadar eller hariç her tarafının kapanması gerekir.

Hanefîlere göre yüz ve eller dışında ayaklar da avret mahallinden sayılmaz.

Hanbelîlere göre yüz dışında bütün bedenin kapanması gerekir, el konusunda onların iki görüşü vardır. Bu ihtilafın sebebi 'Görünen kısım hariç ziynetlerini/ziynet yerlerini göstermesinler/örtsünler" ayetindeki istisna istemeden açılan kısım mı yoksa el ve yüz gibi âdeten görülen yerler midir? Ayrıca hacda bu uzuvların açık olması avret olmadığını gösterir.[60]

§Cariyenin avret mahalli cumhura göre erkek gibi göbek ile diz kapağı arasıdır, ayrıca karnı ve sırtını da örtmelidir. Ancak fitne doğacaksa hür kadınlar gibi örtünür.

Namazda avret mahalli konusunda cumhura göre başı açık kılabilir, Hasan el-Basrî'ye göre cariyeler de namazda hür kadınlar gibi örtünmelidir.

Hanefîlere göre yukarıda sayılan avret yerlerini örtmeleri yeterlidir.

Mâlikîler hürlerde olduğu gibi cariyenin avret mahallinin iki kısma ayrıldığını; Ön ve arka cinsel organının muğallaza olduğu, buralar açık olarak kılınırsa bu namazın mutlaka iade ya da kaza edilmesi, bu yerler dışında yukarıda sayılanların muhaffefe olduğu, buralar açık kılınırsa vakit içinde iadesinin müstehab olduğunu belirtmişlerdir.

Bu konuda Şafiiîlerden gelen iki görüş vardır:

a-Hür kadınlar gibi örtünmelidir,

b-Yukarıda sayılan avret mahalleri de örtünse yeterlidir.

Hanbelilere göre başı açık kılabilir, ancak diğer yerlerinin açık kılınması konusunda farklı ictihadları bulunmaktadır:

a-Erkekler gibi göbek ile diz kapağı arasını kapatmaları yeterlidir.

b-Sadece başı, kollan ve dize kadar ayaklan açık olabilir.[61]

375/1245. hadisin umûm ifade edip hür ya da cariye olsun bütün Müslüman kadınlara şamil olup olmaması konusunda ihtilaf vardır.[62]

 

* İhtiyaç Yokken Erkeklerin Namazda Omuzlarını Açmaları Doğru Değildir Ve Avret Mahallini Kapatan (Ridâ Ya Da Peştamal Türü) Tek Parça Elbise/Örtü İle Namaz Kılınabilir

 

Rasûlullah döneminde insanların farklı giysileri vardı ve İslâm bunlara fazla müdahale etmedi, ancak giysiden amacın avret mahallinin kapatılması olduğunu belirtti. Çünkü bu farziyet ifade eden bir emirdir, buna uymamak haramdır. Bir erkek tek parça elbise, meselâ izar (peştamal) ya da ridâ ile namaz kılabilir. Ancak imkânı olanlar için geniş bir örtü/elbise ya da iki parça olması ve bütün vücûdu kapatması tavsiye edilmiştir. O dönemin ekonomik şartlarını da göz önünde bulundurursak burada İslâm'ın sağladığı kolaylığı ve nasıl bir hayat dini olduğunu daha iyi anlarız. Bu bölümde geçen ve o dönemde kullanılan giysilerden bazıları:

1- Ridâ: Vücûdun üst kısmını örten ya da dışarısı için kullanılan örtü. Boyundan itibaren göbeğe ya da ayaklara kadar uzanabilir. Türkçe'de örtü, bürgü ve kaftan şeklinde kullanılmaktadır.[63]

2- lzar: Vücûdun alt kısmını örten, göbekten dizlere ya da ayaklara kadar uzanan örtüdür. Buna Türkçe'de peştamal ya da futa denir.[64]

§Rİdâ ve izar ihrama benzeyen örtülerdir.

3- Kamîs: Boğazdan bele, dizlere ya da ayağa kadar uzanan giysidir. Türkçe'de uzun ya da kısa gömlek anlamındadır.[65]

4- Serâvîl: Göbekten ayağa kadar kısmı örten pantolon ya da şalvardır. Çoğulu serâvîlât'tır. Sibeveyh (v.180/796) bu kelimenin müfret olduğunu belirtti, ancak bazı dilcilere göre bu kelime sirvâl kelimesinin cem'idir (çoğuludur).[66] Rivayetlerin hemen hemen hepsinde bu kelime serâvîl, bazen de cem'İ serâvilât[67] olarak geçmekte, sadece bazılarında mese­lâ, Deylemî'nin (v.509/1115) bir rivayetinde[68] olduğu gibi sirvâl olarak zikredilmektedir.

5- Kaba: Yenleri dar ve gömlek şeklinde bir giysi; üstlük, cübbe ve kaftan manalarında kullanılmaktadır.[69]

§Bu isimlerin toplu hâlde geçtiği Hz. Ömer'in sözü için bk. Müsned Trc. H.no: 386/1256

6- Dir': Kadının giydiği uzun gömlek, entari?"[70]

§Metİnlerde geçen lafzı tek parça elbise ya da örtü manasına gelmektedir. Başlıkta bu ikisini vererek iki mana da vurgulanmış oldu. Ancak rivayetlerde dikişli ya da dikişsiz olması belirlenmişçe elbise ya da örtüden birisi tercih edildi. Mutlak olan rivayetlerde her ikisi de alındı.[71]

 

377/1247- Ebû Hüreyre'den (Radıyallahu anh):[72]

RaSÛlullah (Sallaliahü aleyhi ve sellem) dedi kî:

"Bir erkek omuzlarını kapatmaksızın tek parça örtü (ridâ) ile namaz kılmaz."[73]

 

378/1248- Ebû Hüreyre'den (Radıyallahu anh):[74]

Rasulullah (Sallallahü aleyhi ve sellem) dedi ki:

"Biriniz tek parça örtü (ridâ) içinde namaz kılarsa iki (üst) ucunu çaprazlama boğazında bağlasın!"[75]

 

Açıklama

 

Önemli olan avret mahallinin örtülmesidir ve bu şarta uyulduğu sürece tek parça elbiseyle namaz kılmak mekruh değildir. Eğer böyle olsaydı tek parça elbiseden başka bulamayana da mekruh olurdu. Ancak imkânı olan için iki parça elbise ile vücûdun üst ve altını örterek namaz kılmak müstehabdır.[76]

Tek parça örtüden kasıt ridâ ya da izar (peştamal) olabilir. Eğer bu Örtü geniş ise vücûdun tümüne sarılır ve düşmemesi İçin de boğaza bağlanır. Ancak dar ise sadece izar (peştamal) olarak kullanılır.[77]

Cumhura göre boğaza bağlanması müstehabdır, ancak İmam Ahmed b. Hanbel'e göre omuzdan bağlamaya gücü yetene bu vacibdir, bunu yapmazsa mekruhtur, ama namazın iadesi gerekmez.[78]

 

379/1249- Hâlid b. Üseyd'in mevlâsı Abdurrahman b. Keysan'dan (Radıyallahü anhüm):[79]

Babam (Keysan)'ın anlattığına göre kendisi Rasûlullah'ı ridası olmaksızın sadece izarlı (peştamallı) olarak Metabih'ten[80] çıkıp (Benî Mutî'a ait) kuyuya geldiğini gördü. Rasûlullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) kuyunun yanında namaz kılan kullar görünce izarını açıp boynuna kadar çekerek ona iyice büründü[81] ve iki rekat namaz kıldı, öğle mi yoksa ikindi miydi, tam bilemiyorum.

§Aynı râviden ikinci yolla gelen rivayet:

Babam Keysan'a 'RasÛlullah'tan neye ulaştın?' diye sorunca şöyle dedi: 'öğle ya da ikindiydi, ben Rasûlullah'ı (Mekke'deki vadide bulunan)[82] Benî Mutî'a ait yüksek kuyunun yanında bir parça örtüye bürünmüş olarak namaz kılarken gördüm, iki rekat kıldı.[83]

 

Açıklama

 

Rasûlullah sade ve halkı gibi yaşayan bir lider ve peygamberdi. Halkı gibi aç kalmış, karnına taş bağlamıştı, onlar gibi bazen iki parça elbise ile, bazen de tek parça elbise ile hayatini devam ettirmiş, namazını kılmıştı. Kısaca onların çektiği sıkıntıyı fazlasıyla kendisi de çekiyordu, lüks bir hayatı yoktu. Bu da onun ne kadar mükemmel bir lider olduğunu göstermektedir. Bu nedenle kendisiyle beraber yaşayan her insanın yüreği onun için yanıyordu.

RasÛlullah'ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) giysilerinden birkaç örnek:

1- Bazen izar (peştamal) giyer ve göbeğinden itibaren vücudunun alt tarafını örterdi, bu izar ayaklarına kadar inerdi. O dönem her insanın iki parça elbisesi yoktu ve iklim şartları da buna müsaitti.[84]

2- 0nun uzun bir ridası (örtüsü) vardı. Vücudunun üstünden altına kadar her tarafını örterdi. Hadramevt yapımı çizgili ridası ile heyetleri karşılardı.[85]

3- Pamuktan mamul gömleği vardı, bunun boyu kısa ve beline kadar uzanırdı, yenleri ise kısaydı ve bileklerine kadar gelirdi.[86]

4- 0nun kalın ve Necran yapımı bir hırkası vardı.[87]

5- Yemen yapımı kalın bir izarı vardı.[88]

6- Yenleri dar ve Şam yapımı bir cübbesi vardı.[89]

7- Ridası bir dinarlık idi.[90]

8- Beyaz renk elbiseyi çok severdi.[91]

9- Ancak kızıl, sarı ve yeşil renkte elbiseler de giymişti.[92]

10- Necran yapımı, kalın ve yeşil bir bürdesi (hırkası) vardı.[93]

11- Rasûlullah elbise konusunda çok kanaatkardı ve yeni elbise giydiğinde şöyle derdi:

"Allah'ım! Hamd sana, sen beni giydirdin. Senden bu elbisenin hayrını ve yapılma gayesinin de hayrını isterim. Bu elbisenin şerrinden ve yapılma gayesinin şerrinden de sana sığınırım."

Bir keresinde de şöyle demişti:

"Beni giydiren, bu elbiseyle avret yerlerimi kapatan ve onunla hayatımı güzelleştiren Allah'a hamd olsun.[94]

 

380/1250- Saîd b. Haris anlattı:[95]

Câbir b. Abdullah'ın (Radıyallahü anh) yanına girdik, kendisi tek parça örtüye (peştamale) bürünmüş olarak namaz kılıyordu, ridası da kendisine (o kadar) yakındı ki elini uzatsa alırdı. Selâm verince böyle namaz kılmasının sebebini sorduk. Dedi ki:

'Rasûlullah'ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) Câbir'e verdiği ruhsatı yaymaları sebebiye sizin gibi cahiller[96] beni görsün diye (böyle kılıyorum).'

Câbir anlatmaya şöyle devam etti:

'Yolculuklarının birisinde Rasûlullah'la beraberdik, gece tek parça örtü ile namaz kılarken yanına gittim, benim üzerimde de tek parça (dar) bir Örtü vardı, ona bürünmüştüm.[97] Sonra onun yanına gelip durdum. Rasülullah bana şöyle dedi:

"Bu bürünme de ne böyle? Eğer tek parça örtün olduğu hâlde namaz kılmak istersen ve bu örtü geniş ise bütün vücudunu ört, ama dar ise sadece izar (peştamal) olarak sar!'"[98]

 

381/1251- Abdullah b. Muhammed b. Akîl'den:[99]

Câbİr b. Abdullah'a (Radiyallahü anh):

'Rasûlullah'ı (Sallallahu aleyhi ve sellem) namaz kılarken gördüğün gibi bize namaz kıldır!' dedim. Câbir üzerinde göğsünün altında başlanmış tek parça örtü (peştamal) olduğu hâlde bize namaz kıldırdı.[100]

 

382/1252- Sehl b. Sa'd es-Sâidî'den (Radıyallahü anh):[101]

Namazda Rasûlullah'ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) arkasında öyle kişiler gördüm ki darlığından/azlığından dolayı (tek parça örtü olan) izarlarını (n üst tarafını çocuklar gibi boyunlarına bağlamışlardı. Bir kişi[102] şöyle dedi (o gün):

/Ey kadınlar topluluğu! Erkekler (secdeden) kalkıncaya kadar başlarınızı kaldırmayın!'

§Diğer rivayette ise şöyle geçmektedir:

'Kadınlara şöyle denildi: Erkekler tam doğrulup oturuncaya kadar sakın başlarınızı kaldırmayın!'[103]

 

Açıklama

 

Erkekler için efdal olan iki parça elbise/örtü olup vücûdun üst ve alt kısmının örtülmesi ve bu şekilde namaz kılınmasıdır. Ancak sadece izar (peştamal) olursa gö­bek ile diz kapaklarının arasını örtmek şartıyla caizdir. Bir de bu rivayetlerde boyna bağlanması emredildi ki kalkıp otururken izar düşmesin. Çünkü Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) döneminde kadınlar erkeklerin arkasında namaz kılarlardı ve arada bir perde yoktu. Buradaki tavsiye kadınların başlarını biraz geç kaldırmalarıdır, çünkü erken kaldırırlarsa izan dar olan bazı kişilerin avret mahallerini görme tehlikesi oluşur. Kumaşın az ve fakirliğin yaygın olduğu o dönemde buna (yani tek parça örtü ile namaza) ruhsat verilmişti. Ancak iki parça ya da geniş örtüsü/elbisesi olanlara vücûdun örtülmesi emredilmektedir.[104] Bunlardan İslâm'ın kolaylık dini olduğunu anlıyoruz, ancak imkân varsa bu kolaylığı istismar etmemek .en güzelidir. Ayrıca bu kolaylıklardan İslâm'ın her ortam ve şartta yaşanabileceği görülmektedir. İslâm'da bu alt limit çok önemlidir ve doğru anlaşılması gerekir.[105]

 

383/1253- Ümmü Hânî (Radiyallahu anhâ) anlattı:[106]

Kendisi Fetih günü Mekke'de Rasülullah'ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) iki ucunu çaprazlama (boynuna) bağlayarak tek parça örtü ile sekiz rekat namaz kıldığını gördü.

§Diğer rivayette: Duhayi sekiz rekat olarak kıldı, şeklinde geçmektedir.[107]

 

* İki Parça Elbise/Kumaş İle Vücûdun Tamamını Örterek Namaz Kılmak Müstehabdır, Ancak Tek Parça Elbise/Kumaş İle Sadece Avret Mahallini Örterek Namaz Kılmak Da Caizdir

 

384/1254- (Z.) Ebû Nadra, Übey b. Kâ'b'ın (Radtyallahu anh) şöyle dediğini nakletti:[108]

Tek parça elbise/örtü içinde namaz kılmak Rasûlullah'la (Sallallahu aleyhi ve sellem) beraber yapageldiğimiz bir âdetti. Bundan dolayı da bize bir ayıplama gelmezdi.

§İbnMes'ûd (Radıyallahu anh) dedi ki:

'Bu o dönemdeydi. Çünkü elbiseler/örtüler azdı. Ama Allah bolluk/ zenginlik verirse iki parça elbise/örtü ile (vücûdun tamamını) örterek namaz kılmak daha temiz bir harekettir.'[109]

 

385/1255- Abdullah b. Abbas (Radiyallahü anhumâ):[110]

Bir gece Rasûlullah'ı (Sallallahu aleyhi ve sellem) boynuna kadar büründüğü[111] hâlde[112] Hadramevt[113] yapımı çizgili örtüsü içinde namaz kılarken gördüm, üzerinde başka bir (dış elbisesi) yoktu.[114]

 

386/1256- Ebû Hüreyre'den (Radıyallahu anh):[115]

Bir kişi Rasulullah' a (Sallallahu aleyhi ve sellem):

'Bizden birisi tek parça örtü/elbise içinde namaz kılabilir mi?' deyince Rasûlullah:

"Hepiniz iki parça örtü/elbise bulabilecek mi?" dedi.

§İkinci tarikle gelen rivayetteki ek: Adam:

'Ey Allah'ın Rasûlü! Birimiz tek parça örtü/elbise ile namaz kılabilir mi?' deyince Rasûlullah şöyle dedi:

"Hepinizin iki parça örtüsü/elbisesi var mı?"

§Ebû Hüreyre ekledi:

'EbÛ Hüreyre'yi örtüleri/elbiseleri askıdayken tek parça elbise ile namaz kılacak biri olarak mı biliyorsun?'[116]

 

Açıklama

 

Burada Ebû Hüreyre tek parça elbiseyle namaz kılmanın caiz olduğunu ancak iki parça elbisesi varsa bunun efdal olduğunu vurgulamaktadır. Hz. Ömer'in şu sözü de konuyu açıklamaktadır:

'Allah bir kolaylık gösterdiğinde siz de kolaylık gösterin! Bir kişi elbisesini tam (yani iki parça) bulduğunda;

İzar (peştamal) ve rida (bürgü) ile,

izar ve gömlek ile,

izar ve kaba (yenleri dar üstlük) ile,

pantolon (şalvar) ve rida ile,

pantolon ve gömlek ile,

pantolon ve kaba ile,

tübbân (dizlere kadar kısa pantolon) ve kaba ile namaz kılabilir.’[117]

§Önemli olan avret mahallini ve vücûdun üst kısmını örtmektir.[118]

 

387/1257- Nâfı'den:[119]

Abdullah b. Ömer (Radıyallahu anhumâ) şöyle derdi:

Kişinin ancak tek parça Örtüsü varsa onu izar (peştamal) olarak kullansın ve namazım kılsın! Ben Ömer b. Hattab'ın böyle dediğim işittim. Hz. Ömer[120] derdi:

'Örtü tek parça olduğunda Yahudilerin yaptığı gibi üstünüze bürümeyin!'

Nâfi' ekledi:

'Onun bu sözü Rasûlullah'a (Sallallahu aleyhi ve sellem) isnad ettiğini size söylesem umarım yalan söylememiş olurum,'

NOT: Nâfi' burada 'Örtü tek parça olduğunda Yahudilerin yaptığı gibi üstünüze bürümeyin sözünün merfu (Rasûlullah'ın sözü) olma ihtimali üzerinde durmaktadır. Belki bu konuda zannı galibi olduğu için başka tarikle gelen rivayetinde, Rasûlullah dedi ki diye merfu olarak nakletmİştir.. Sâlim'den gelen diğer rivayete göre Hz. Ömer böyle namaz kılan birisini görmüş ve yukarıda geçen sözlerle uyarmıştı. İmam Tahavî (v.321/933) Sâlim'in rivayetinin alınması gerektiğini, zira onun daha kuvvetli ve hıfzı daha sağlam bir râvi olduğunu belirtmektedir.[121]

 

388/1258- Câbir'den (Radıyallahü anh):[122]

Rasûlullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) tek parça örtüyle boynuna kadar bürünerek[123] namaz kıldı. Topluluktan birisi Ebu'z-Zübeyr'e: 'Farz namazı mı (kıldı)[124]' deyince o: 'Farz namazı da ve farz olmayan (nafile) namazı da (kıldı)' diye cevap verdi.[125]

 

389/1259- Seleme b. Ekva' (Radyaiiahaanh) anlattı:[126]

Ben dedim ki:

'Ey Allah'ın Rasûlü! Ben avda olduğumda ancak üzerimdeki (uzun) bir gömlek ile namaz kılıyorum.' Rasûlullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:

"Onun (uçlarını/yakasını)[127] İlikle/kapat, dikenden başka (ilikleyecek) bir şey bulamazsan bile (onunla kapat)!"

NOT: Bumda emredilen hüküm bol gömlek için geçerlidir ki rükû ya da secdeye giderken avret mahalli gözükmesin. Ama altında pantolon bulunan ya da avret mahalli gözükme ihtimali olmayan gömleğin yakalarını İlikleme ile ilgili bir emir değildir.[128]

 

* Tek Parça Elbisede/Kumaşta Yasaklanan Örtünme Şekilleri

 

390/1260- Ebû Hüreyre'den (Radıyallahu anh):[129]

Rasûlullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) iki (çeşit)[130] örtünmeyi yasakladı: Sammâ (yani kolları örtünün içinde kalacak/hareket edemeyecek) şekilde[131] sıkı bürünmeyi ve kişinin tek parça örtüsü (olduğu hâlde) ihtibâ şeklinde (dizlerini dikerek) oturması ve avret mahallinin açılmasına dikkat etmemesidir.

Peygamberimiz ayrıca mülâmese, münâbeze, muhâkale ve müzâbene satışlarını da yasakladı.[132]

 

Açıklama

 

Rivayette geçen örtünme ve oturma şekillerindeki yasak avret mahallinin açıl­masından kaynaklanmaktadır:

Birinci şekli sammâdır ki örtüye tümüyle bürünür; kollarını hareket ettiremeyecek şekilde vücûduna sarar ve ellerini kullanacağı zaman mecburen alttan dışarı çı­karması gerekir» tabiî, bu hareketi de avret mahallinin açılmasına sebep olacaktır. Sammâ kelimesi sağırlıktan gelmektedir, dışarıyla irtibatı olmayan şeyler için kullanılır.[133]

İkincisi ihtibâdır ki dizleri karna yapıştırarak oturmadır ve tek parça örtüye bürünen mutlaka avret mahallinin kapanmasına dikkat etmelidir.[134] Bu hadiste de dikkatsiz oturuş yasaklanmaktadır; böyle oturmaya alışan insanlar mutlaka bol ve iki parça elbise giymeli ki vücûdun Üst ve altını örtsün, avret mahallinin görünme tehlikesi olmasın.

§Bu rivayette ayrıca cahiliyede yapılan bazı satış türleri de yasaklanmaktadır, çünkü bunlarda aldatma/aldanma ve faiz tehlikesi vardır. Bu satışlar şunlardı:

1- Mülâmese: Müşteri hangi mala değerse onda satış bitmiş ve bağlayıcı hâle gelmiş olacak kabul edilirdi.

2- Münâbeze: Bayi hangi malı atarsa onda satış bitmiş ve bağlayıcı hâle gelmiş sayılırdı.

3- Muhâkale: Toplanmış (kuru) buğday karşılığında başaktaki buğ­dayları tahmini ölçekle takas etmektir.

4- Müzâbene: Toplanmış (kuru) hurma karşılığında ağaçtaki taze hur­maları tahmini ölçekle takas etmektir.[135]

 

391/1261- Câbir b. Abdullah'tan (Radıyallahu anh):[136]

Allah'ın Peygamberi (Sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle dedi:

"Tek parça kumaş İçinde sammâ şeklinde örtünmeyin!

Hiçbiriniz sol eliyle yemesin!

Tek sandalet/terlik İle yürümesin!

Tek parça örtüsü (olduğu hâlde) ihtibâ şeklinde oturmasın!"[137]

 

Açıklama

 

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) burada dört önemli şeye dikkat çekmiştir:

1- Tek parça kumaş ile sammâ örtünüşü: Bununla ilgili açıklama önceki hadiste geçmişti.

2- Sol elle yemek, (Bu el ile temizlik yapıldığı için yıkanması unutulmuş olabilir, bundan dolayı, sol elin yemekte kullanımı yasaklanmıştır, ancak bir şeyi kesmede ya da bölmede sağ ele yardımcı olabilir, sol elle yiyen gayr-ı müslimlere benzeme söz konusudur.)

3- Tek sandaletle/terlikle yürümeye çalışmak. (Burada başkalarına karşı gülünç duruma düşme söz konusudur.)

4- Tek parça Örtüsü olduğu hâlde ihtibâ oturuşu. (İhtibânın anlamı önceki ha­disin açıklamasında geçmişti. Tek parça örtüye bürünen kişinin dizlerini dik oturuşunda da avret mahallinin açılma tehlikesi vardır.)

§Bu uyarılardan şunu anlıyoruz: Bir Müslüman vakarını her an korumalı ve kendisini küçük düşürecek iş ve davranışlardan kaçınmalıdır. Bu yeme-içme konusunda olduğu gibi giyim ve yürüme gibi davranışlarda da olabilir. Bizleri böyle eğiten ve şahsiyetli bir hayatı öğreten Peygamberler gönderdiği için Allah'a ne kadar şükretsek azdır.[138]

 

Fıkhî Hükümler

 

Müctehid imamlar gelen nasların durumu nedeniyle bazı konularda ittifak, bazılarında ihtilaf ettiler:

 

A- İttifak Edilen Konular.

1- Namaz kılarken ve başkalarının yanında bulunurken avret yerinin Örtülmesi farzdır, açılması haramdır ve namazın da bozulmasına sebeptir.

2- Erkeğin avret mahalli göbek ile diz kapağı arasıdır ve kapatılmalıdır.

3- Hür kadının yüzü ve elleri hariç her tarafı avret sayılır ve kapatılmalıdır.

4- Bir kişi, eşi dışında kimsenin avret yerine bakamaz, haramdır. Zaruret hâli bunun dışındadır. Ebediyyen evlenmesi yasak olan yakın akrabalarının yanındayken baş ve kollar gibi avret-i hafıfeler için ruhsat verilmektedir, meselâ, bir kadın, kardeşi veya babası yanında rahat davranabilir, onların yanında başı, kolları açık dolaşabilir. Ancak orada yabancı bir erkek bulunmayacak ya da görme ihtimali olmayacak. Erkek de avret mahallini aynı şekilde koruyacak, göstermeyecektir.

5- Giyilmesi haram olan (meselâ erkekler İçin ipek gibi) bir elbise ile namaz kılmak da haramdır.

6- Erkeklerin kadınlara benzemesi ve kadınların da erkeklere benzemesi haramdır, îki cinsin giyimi, konuşması, hâl ve hareketleri farklı olmalıdır.

7- Alış veriş, şahitlik ya da tıbbî konular gibi ihtiyaç anında yabancı kadına bakmak caizdir. Bu durumda şehvetli bakış haramdır.

8- Bir erkek başka erkekle ya da bir kadın başka kadınla aynı yorgan/yaygı içinde yatamazlar, haramdır.

9- Çarşı hamamlarına gidilmemesi tavsiye edilir. Ancak kadın ve erkeğin ayrı olduğu hamamlarda avret mahalli olan göbek ile diz kapağı arasının kapatılması şartıyla yıkanılabilir. Bu konuda hadislerde geçen tehditleri/uyarıları unutmamak ve ihtiyaç olmadıkça buralara gitmemek gerekir.[139]

 

B- İhtilaf Edilen Konular.

Avret mahallini örtme konusunda âlimler yer, şahıs ve şartlara göre ihtilaf ettiler:

 1-Namaz kılacak olan kadınların başını örtmesi gerekir. Bazı âlimler bu rivayetlerden yola çıkarak avret mahalli konusunda hür ve cariyenin aynı olduğunu belirttiler ki Hasan el-Basrî ve Zahirîlerin görüşü budur. Cumhura göre hür ve cariyenin avret mahallindeki sınırlar biraz farklıdır:

a- Mâlikîler ve Şafiîlere göre hür bir kadının yüz ve bileklere kadar elleri hariç her tarafının kapanması gerekir.

Hanefîlere göre yüz ve eller dışında ayaklar da avret mahallinden sayılmaz.

Hanbelîlere göre yüz dışında bütün bedeninin kapanması gerekir, el konusunda onların iki görüşü vardır. Bu ihtilafın sebebi "Görünen kısım hariç zinetlerini/zinet yerlerini göstermesinler/örtsünler' ayetindeki istisna istemeden açılan kısım mı yoksa el ve yüz gibi âdeten görülen yerler midir? Ayrıca hacda bu uzuvların açık olması avret olmadığını gösterir.[140]

b- Cariyenin avret mahalli cumhura göre erkek gibi göbek ile diz kapağı arasıdır, ayrıca karnı ve sırtını da örtmelidir.

Namazda avret mahalli konusunda cumhura göre başı açık kılabilir, Hasan el-Basrî'ye göre cariyelerde namazda hür kadınlar gibi örtünmelidir.

Hanefîlere göre yukarıda sayılan avret yerlerini Örtmeleri gerekir.

Mâlikiler hürlerde olduğu gibi cariyenin avret mahallinin iki kısma ayrıldığını; Ön ve arka cinsel organının muğallaza olduğu, buralar açık olarak kılınırsa bu namazın mutlaka iade ya da kaza edilmesi, bu yerler dışında yukarıda sayılanların muhaffefe olduğu, buralar açık kılınırsa vakit içinde İadesinin müstehab belirtmişlerdir.

Bu konuda Şafiiîlerden gelen iki görüş vardır:

a- Cariye hür kadınlar gibi örtünmelidir,

b- Yukarıda sayılan avret mahalleri de örtünse yeterlidir.

Hanbelilere göre başı açık kılabilir, ancak diğer yerlerinin açık kılınması konusunda farklı ictihadları bulunmaktadır:

a- Erkekler gibi göbek ile diz kapağı arasını kapatmaları yeterlidir.

b- Sadece başı, kolları ve dize kadar ayakları açık olabilir.[141]

375/1245. hadisin umûm ifade edip hür ya da cariye olsun bütün Müslüman kadınlara şamil olup olmaması konusunda ihtilaf vardır.[142]

2- Namazda setr-i avretin hükmü:

Cumhura göre setr-İ avret namazın sıhhat şartlarındandır. Bazı Mâlikîler bu konuda bilerek örtmeyen ile unutanın farklı olduğunu söylediler. Bilerek bu şart terk edilirse namaz batıl olur, İmam Mâlik'e göre vaktinde iadesi gerekir.[143]

Hanefîlerde avret-i muğallaza ve hafife şeklinde ikiye ayrılır, Muğallaza ön ve arka cinsel organlardır, hafife olan avret mahalli de diğer kısımlardır. Namazda muğallaza olan kısımda dirhem miktarı (el ayası) kadar ve hafifede de V* kadar yer açılırsa namaz bozulur.[144]

Mâlikîlere göre avret mahalli Hanefîlerde olduğu gibi ikiye ayrılır: Muğallaza olan kısmı açıldığında namaz bozulur ve vakit içinde iadesi, buna gücü yetmezse sonra kazası gerekir. Hafife olan yerler açılırsa namaz bozulmaz, ancak vakit içerisinde iadesi müstehabdır.[145]

Şafiîlere göre buralarda bir yer az da olsa açılır ve örtmeye gücü yettiği hâlde Örtmezse namazı bozulur.[146]

3- Avret mahalline bakma konusunda âlimlerin görüşü:

a- Bir erkek başka bir erkeğin avret mahalline bakamaz, haramdır.

b- Bir kadın başka bir kadının avret mahalline bakamaz, haramdır.

c- Erkek ve kadınlar birbirlerinin avret mahalline bakamaz, haramdır.

d- Eşinin avret mahalline bakması kişiye mubahtır, ancak cinsel organına bakılmasında ihtilaf edildi: Bazı âlimler mekruh, bazıları haram, üçüncü kısımdakiler ise erkeğe haram, kadına mekruh olduğunu söylediler.

e- Cariye başkasıyla evli değilse avret mahalli efendisine karı-kocanın birbirlerine olan durumu gibidir. Ancak cariye Müslüman ya da Ehİ-i kitab olmayıp kendileriyle evlenilmesi yasak olan din/inanç sahiplerinden ise efendisine de yabancı cariyeler gibidir.

f- Bir erkeğin mahrem olan yakın akrabalarına, o kadınların da bu erkeğe bakışı göbek ile diz kapağı arası dışındaki yerlere helaldir. Bazı âlimler bunlar helal değildir, ancak yanlarında çalışırken açılan yerler müstesna, dediler.

g- Erkeğin erkeğe avret mahalli göbek ile diz kapağı arasıdır.

h- Kadının kadına avret mahalli göbek ile diz kapağı arasıdır.

4- İhtiyaç anında erkeğin kimsenin olmadığı bir yerde avret mahallini açması caiz­dir, ihtiyaç yoksa bazı âlimlere göre tahrimen mekruh, bazılarına göre de haramdır.[147]

5- Giyilmesi haram olan bir elbise (meselâ erkekler için ipek elbise) ile namaz kılmak haramdır, bu konuda farklı bir görüş yoktur. Başka elbise bulamayan bîr kişi bunları giyerek namaz kılabilir mi, konusunda müctehidlerin görüşü:

Başka elbise bulunmadığında bu haram elbise ile namaz kılınabilir ve vakit İçerisinde başka elbise bulunsa da namazın iadesi gerekmez, bu namazın vakit içinde iadesinin mendup olduğunu söyleyen âlimler de vardır.[148]

6- Çoğunluğa göre başka elbise bulamayan bir kişi necis olan bir elbise ile namaz kılabilir ve vakit içinde temiz elbise bulsa bile iade etmez.[149]


 

[1] Müşriklerin bir bölümü cahiliye döneminde Kabe'yi çıplak olarak tavaf ediyorlardı; gündüz erkekler, gece de kadınlar bu şekilde orada bulunurdu. Bunu dünya süslerinden uzak olarak Allah'a yakınlaştıklarını iddia ederek yapıyorlardı. Şüphesiz bu şeytanın onlara bir vesvesesiydi ve hiçbir Peygamber ümmetine böyle ibadeti emretmemişti. Şurası unutulma­malıdır ki Peygamberlerin ibadet şeklillerinde ahlâkî renk çok önemlidir. Kur'ân bu ayetle onların yanlış davranışlarını düzeltmekte, ayrıca diğer nimetlerden de israf etmeden yarar­lanabileceklerini belirtmektedir. Kİm Peygamber'in getirdiği dışında kendi kafasına göre din oluşturmaya çalışırsa şeytanın oyuncağı olur ve cahiliye döneminde olduğu gibi gayr-i ahlâki ve gülünç durumlara düşer. (Bu ayetle ilgili rivayetler İçin bk. Buharı, Hac, 91; Müslim, Hac, 152; İbn Kesir, Tefsir, n/201)

[2] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/342-343.

[3] Sened:

Hasen: Müsned, 1/146, H.no:1248; Ebû Dâvûd, Cenâiz, 28, H.no:3140 C*'j&%)\ Hammâm, 1, H.no:4015 (Ebû Dâvûd hadisten sonra: 'V,& *j ^j^Jı üi" (Bu hadiste münkertik vardır) der); İbn Mâce, Cenâiz, 8, H.no:1460; Dârekumî, 1/225; 11/86; Öezzâr, 11/274-275, H.no:694-695; Ebû Ya'lâ, 1/277, H.no:331; Hâkim, IV/200, H.no:7362 (Hâkim ve Zehebî hadisin herhangi bir illetine işaret etmezler); Beyhakî, es-Sünenü'l-kübrâ, 11/228; III/388; ŞuabÜ'l-îmân, VI/153, H.no:7760;Makdisî, Muhtara, VII/43, H.no:2437 (sahih).

Bennâ, hadisi Bezzâr ve Hâkim'e de nisbet eder ve İbn Maîn'in de belirttiği gibi Habîb b. Ebû Sâbit'in, Âsim b. Damre'den hadis işitmediği ve aralarında sika olmayan bir râvinin bulunması sebebiyle hadisin illetli olduğunu belirtir. Bk. Bülûğu'l-emânî, 111/50. İbn Hacer "Ebû Hâtim'in: 'İbn Cüreyc, Habib'den, Habib de Âsım'dan hadis işitmedi' sözünü nakleder. Bk. ed-Dirâye fi tahrîci ehâdîsi'İ-Hidâye, 11/227; Ahmed Muhammed Şâkir ise hadisin isnadının sahih olduğunu söyler ve şunları ekler: "Ebû Hâtim'in Ilel'inde (2/270) "Hasan b. Zekvan, Amr b. Hâlid el-Vâsıtî'den, o da Habib'den nakleder. Hasan ve Amr'ın her ikisi de zayıftır" denilmektedir. Hadisin isnadında tenkid edilecek bir yön yoktur, isnadı sahihtir." Ömer b. Ali el-Endelûsî de der ki: "İbnü'l-Kattân Ahkâmü'n-nazar isimli eserinde râvîlerinin hepsinin sika olduklarını, aradaki İnkıtanın da Dârekutnî'nİn rivayeti ile gide­rildiğini söyler." Bk. Tuhfetü'l-muhtâc, 11/14-15. Hadisin değerlendirmesi İçin bk. Zeylaî, Nasbu 'r-râye, IV/244.

Hadisin şâhidleri:

a-İbn Abbas'tan (Radıyallahü anhümâ) şahidi için bir sonraki 364/1234. hadise bk.

b-Abdullah b. Amr b. Âs'tan (Radıyallahü anhümâ) şahidi için 365/1235. hadise bk.

c-Cerhed el-Eslemîden (Radıyallahü anh) şahidi İçin 366/1236. hadise bk.

d-Muhammed b. Abdullah b. Cahş'tan (Radıyallahü anh) şahidi için 367/1237. hadise bk.

Hadis şâhidleri İle hasen İİ ğayrihî seviyesine yükselir.

Şuayb el-Arnavut ve ekibi hadisin sahih li ğayrihe yükselebileceğini belirtirler. Bk. H.no:1249.

[4] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/344.

[5] Sened:

Hasen: Müsned, 1/275, H.no:2493; Tirmizî, Edeb, 40, H.no:2796-2798 (Hadis hasen-gariptir. Bu konuda Hz. Ali ve Muhammed b. Abdullah b. Cahş'tan nakil vardır. Hem Abdullah b. Cahş hem de oğlu Muhammed sahâbîdir); Taberânî, el-Mu'cemü'l-kebîr, XI/84, H.no:lIU9; Buhârî de muallâk olarak bu hadise yer verir:

Buhârî, Salât, 12;

Ahmed Muhammed Şâkir hadisin tahririnde şunlan dile getirir: "Ebû Yahya el-Kattât'm isminde ihtilâf edilmiştir. Buhârî et-Târîhu'l-kebîr'in<le Zâzân ismi ile verir. Bu zât sikadır. Çünkü Buhârî râviyi cerh etmedi ve ed-Duafö'da zikretmedi. Yahya b. Main sika sayar. Nesâî de: "pek kuvvetli değildir", Ahmed b. Hanbel İse: "İsrail kendisinden birçok münker rivayet nakletti" der. Biz onun sika oluşunu tercih ediyoruz." Hadisin değerlendirmesi için bk. Zeylaî, Nasbu'r-râye, IV/244.

Hz. Ali'den (Radıyaltahü anh) şahidi için bir Önceki 363/1233. hadise bk.

[6] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/344-345.

[7] Sened:

Sahih: Müsned, 11/187, H.no:6756; Benzer rivayet (11/180, H.no:6689) daha Önce zikredildi. Bk. 84/954. hadis. İbn Ebî Şeybe, 1/304, H.no:3482 (îbn Ebî Şeybe bu hadisi Ahmed b. Hanbel'in hocası Vekî'den aynı senedle almıştır); Ebû Dâvûd, Salât, 26, H.no:495-496; Dârekutnî, 1/230; Hâkim, Müstedrek, 1/311, H.no:708 (Hâkim, Yahya b. Main'den: "Amr b. Şuayb sikadır" sözünü nakleder ve "Bu rivayetin mürsel oluşu dile getirilmektedir. Çünkü Amr b. Şuayb b. Muhammed b. Abdullah b. Amr b. Âs, dedesi Abdullah b. Amr'dan (Radtyallahii anh) hadis işitmemiştir" der); Beyhakî, Şuabü'l-tmân, VI/398, H.no:8650; es-Sünenü'l-kübrâ, 11/228-229; 111/84; (Beyhakî'nin bir rivayetinde ziyâdeli şekli ile ve "emredin" yerine, "öğretin" emri; "dövün" yerine, "edeplçndirin" emri zikredilmiştir. Bk. es-Sünenü'l-kübrâ, 11/229); Ebû Nuaym, Hüye, X/26.

Şâhidleri ve daha geniş bir tahrici için bk. 84/954. hadis.

[8] Bennâ, age., IU/83.

[9] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/345-346.

[10] Bk. Müsned Trc.C.III- Çocuk ve Namaz makalesi.

[11] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/346.

[12] Sened:

Hasen: Müsned, III/478, H.no:15870; İkinci rivayet: HI/478, H.no:15873; Üçüncü rivayet: UI/478, H.no:I5872; Benzer rivayetler İçin bk. III/479, H.no:15876; m/479, H.no:15875; III/479, H.no:15874; HI/478, H.no:15869; Ilİ/478, H.'no:İ5871 (mevkuf olarak); EbÛ Dâvûd, Hammâm, 1, H.no:4014; Tİrmizî, Edeb, 40, H.no:2795 (Tirmİzî: "Hadis hasendir, fakat ben isnadının muttasıl olduğunu zannetmiyorum" der), 2796 (hasen), 2797; Dârimî, İsti'zân, 22, H.no:2653 (Senedde Ebu'n-Nadr'ın hocası Zür'a b. Abd^ırrahman b. Cerhed el-Eslemî, o da Suffa ashabından biri olan babası Abdurrahman'dan nakleder); Taberânî, el-Mu'cemü'l-kebîr, 11/271, 273, H.no:2138-2142, 2148. Heysemî, hadisin Ebû Dâvûd ve Tirmizî tarafından da nakledildiğini, senedinde zayıf olan Abdurrahman b. Ebu'z-Zinad'ın bulunduğunu belirtir. Bk. Mecma', 11/52.

Cerhed b. Huveylid, Suffa öğrencilerinden biridir. Yezİd'in halifeliğinin son yılla­rında vefat etmiştir.

[13] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/347-348.

[14] Metinde geçen haten kelimesi Arapça'da kişinin hanımı tarafından akrabası için kullanılır, kayın peder, kayın valide ya da kayın birader gibi. (Bk. Râzî, Muhtâru's-Sıhâh, 169), Buradaki kişi dedesine nİsbet edilmiş aslında ismi Muhammed b. Abdullah b. Cahş'tır. (Bennâ, age., M/84) Muhammed b. Abdullah b. Cahş sahabenin küçüklerindendir ve Zeyneb validemiz onun halasıdır, (tbn Hacer, Takribu 't-Tehzîb, 471,487)

[15] sened:

Sahih: Müsned, V/290, H.no:22393; İkinci rivayet: V/290, H.no:22394; Buhârî, Salât, 12 (muallâk olarak); Heysemî, hadisin Ahmed b. Hanbel ve Taberânî tarafından nakledİİdiğini, Ahmed b. Hanbel'in râvilerinin sika olduklarını belirtir. Bk. Mecma', 11/52. Seneddeki sahâbî Heysemî'nin bu eserinde Muhammed b. Abdullah b. Cahş olarak verilir.

Bennâ, hadisi Buhârî'nin et-Târîhu'1-kebîr'ine ve Hâkim'e de nisbet eder ve İbn Hacer'den şu biigileri aktanr: "EbÛ Kesîr dışındaki rHvihri sahih hadis ricâlindendir EbÛ Kesîr'den birçok kimse nakilde faulunmu?. fakat ben açık bir ta'dile rastlamadım. Hadisi İbn Kân. de aym senedie nakleder. Muhammed b. Cahş hadisi başlangıçtan sonuna kadar sene­dinde Muhammed lenn birbirinden naklettiği hadis olduğu için Muhammenlerin müselseSa'SÎSa^ yazdım"Bennâ Şevkânrninde» dediğini belirtir.Bk. Büulşğuul-emani, III/50.

[16] Metinde geçen ihtıbâ ayaklarını toplayıp karnına yapıştırması ve bir kumaşla ayak­larım sırtından itibaren bağlamasıdır. Bazen kumaş yerine elleriyle de dizlerini tutar. Bu o dönemde âdet olan rahat bir oturuş şekliydi. (lbnü'1-Esîr, Nihâye, V335)

[17] Bu kişi Ma'mer b. Abdullah b. Nâfi' b. Nadle'dir. Sahabenin yaşı büyük olanlarından ve Habeşistan'a hicret edenlerdendir. (Ibn Hacer, Takribu't-Tehzib, 541; Bennâ, age., 541)

[18] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/348-349.

[19] Sened:

Sahih: Müsned, 111/101-102, H.no:11931; Buhârİ, Salât. 12; Müslim, Hac, 462; Nesâî, Mevâkît, 26, H.no:545; Nikâh, 79, H.no:3378.

Hadis Müsned'İn sülâsiyyâtından biridir. Uzun bir rivayet olmasına rağmen Bennâ ha­disin konu ile ilgili kısmını almıştır. Hadisin diğer bölümü şu şekildedir:

Bu kısım Siyer bölümünün Hayber Savaşı başlığı altında zikredilecektir.

[20] Başka yoldan gelen aynı rivayette kelimesi müfret (tekil) olarak geçmektedir. Bk. Müslim, Nikah, 1365.

[21] Uyluk, dizin üst kısımlarıdır.

[22] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/349-350.

[23] Bu lafızla fıkıh kitaplarında gelen rivayet garibdir ve hadis kaynaklarında bulunmamak­tadır. Bk. Zeylaî, Nasbu'r-raye, 1/297.

[24] DârekutnU 1/230 (Zayıf); Deylemî, 11/284, H.no: 2313.

[25] Merğınânî, Hidâye, 1/43.

[26] Şîrâzî, Münezzeh, 1/64; îbn RÜşd, Bidayetü'l-müctehid, 1/83; tbn Kudâme, Muğnî, 1/616-617; DesÛkî, Haşiye, 1212-213.

[27] Tahavî, Şerhu meâni'l-âsâr, 1/474; Şîrâzî, age., 1/64; Merğınânî, age., 1/43; İbn Kudâme, age., 1/615-616; DesÛkî, age., 1/214.

İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/350.

[28] Sened:

Sahih: Müsned, VI/62, H.no:242ll; Benzer rivayetler için bk. VI/155, H.no:25094-25095; VI/167, H.no:25215; Hadis Hz. Osman'ın müsnedinde (ona İsnad edilen hadisler arasında da) zikredilir. Bk. 1/71, H.no:514; Müslim, Fezâilü's-sahâbe, 26-27.

Ubeydullah b. Seyyar meçhul sayılsa da diğer rivayetlerde mütâbii bulunmaktadır.

[29] Bir rivayette uzanmıştı. Bk. Müslim, Fezâilü's-sahâbe, 2401-2402; Ebû Ya'lâ, VIII/240.

[30] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/350-351.

[31] Müslim, Fezâilü's-sahâbe, 2401; Ebû Ya 'lât VIII/240.

[32] Müslim, Fezâilü's-sahâbe, 2403 (29).

İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/351.

[33] Sened:

Sahih: Müsned, 11/255, H.no:7455; Mükerrer için bk. 11/493, H.no: 10348; Benzer rivayetler İçin bk. 11/427, H.n<x 9478 (Mükerrer: 11/488, H.no: 10275):

İbn Hıbbân, XU/405, H.no:5593; XV/420, H.no:6965;Taberânî, el-Mu'cemü'l-kebîr, 111/31, H.no:2580; 111/94, H.no:2764; Hâkim, III/I84, H.no:4785:

(Hâkim hadisin sahih olduğunu söyler, Zehebî de buna muvafakat eder); Beyhakî, es-Stinenü'l-kübrâ,lV232.

Umeyr b. tshak'ı İbn Adiy'in dışında herkes sika kabul eder.

Bennâ, hadisi Hâkim'e nisbet eder ve Umeyr'in dışında (Muhammed isimli) bir râvinin tarîki ile naklettiği söyler. Bk. Bülûğu'l-emânt, 111/86. Ahmed Muhammed Şâkir de hadisin sahih olduğunu söyler. Hâkim'in isnadında Muhammed ismine yer vermesinin bir hata olduğunu belirtir. Fakat doğrusunun İshak'ın künyesinin "Ebû Muhammed" olabile­ceğini, bu durumda başındaki "Ebû" lafzının ise düşme ihtimalinin bulunabileceğini belirtir. Heysemî, hadisin Ahmed b. Hanbel ve Taberânî tarafından nakledildiğini, Ahmed b. Hanbel'in Umeyr b. tshak'ın dışındaki râvilerinİn sahih hadis ricali olduklarını, Umeyr'in ise sika olduğunu belirtir. Bk. Mecma', IX/177. Hadisin değerlendirmesi için bk. Zeylaî, Nasbu 'r-râye, IV/242.

[34] Bazı Müsned nüshalarında şeklinde geçmektedir. Sindî bunu; gömleğinin bir kenarını açtı, şeklinde açıkladı. (Bk. Müsned, Thk. Şuayb et-Arnavut, XII/427)

[35] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/351-352.

[36] Sened:

Hasen: Müsned, V/4, H.no:19923; Ahmed b. Hanbel hocası İsmail b. İbrahim (v.193/809) ile birlikte hadis dinlediği diğer hocası Yahya b. Saîd (v.198/813) kanalı ile naklettiği rivayet de bu şekildedir. Fakat hocası Abdürrezzak b. Hemmâm (v.211/826)-Ma'mer b. Râşid (v.154/771) kanalı ve bir başka hocası Yûnus b. Muhammed b. Müslim (v.207/822)- Hammad b. Zeyd (v.179/795) kanalı ile gelen ziyadeli rivayet için bk. V73-4, H.no:19917-19919; Ebû Dâvûd, Hammâm, 2, H.no:4017; Tirmizî, Edeb, 22, H.no:2769 (hasen); 39, H.no:2794 (hasen); İbn Mâce, Nikâh, 28, H.no:1920; Taberânî, el-Mu'cemü't-kebîr, XIX/413, H.no:992.

Behz b. Hakîm b. Muâviye b. Hayde el-Kuseyrî ve babası sadûk kabul edilir.

[37] Yani birbirlerinin yakın akrabası (baba, dede, oğlan ve kız gibi) ya da benzerleri (kadın kadına ya da erkek erkeğe) olarak oturduklarında (Bk. Ebû Dâvûd, Hammâm, 3; Tirmizî, Edeb, 22; İbn Mâce, Nikah, 28; Bennâ, 111/87)

[38] Bennâ, age., 111/87.

[39] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/352-353.

[40] İbnu'1-Esîr, Nihâye, HI/319.

[41] Mübârekpûrî, Tuhfetü'l-ahvezî, VIH/43.

[42] Tirmizî, Edeb, 42, H.no:2800.

[43] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/353-354.

[44] Sened:

Sahih; Müsned, 111/63, H.no:11544; Müslim, Hayz, 74 (Müslim ikinci bir rivayetinde " h/-îfp'ı lafzı ile nakleder); Ebû D&vüd, Hammâm, 2, H.no:4018 (Müslim'in ikinci riva­yetinde olan lafızlarla); Tîrmîzî, Edeb, 38, H.no:2793 (hasen-sahih-garib); Nesâî, Mesâcid, 32, H.no:723; İbn Mâcet Taharet, 137, H.no:661 (Hadisin sadece birinci bölümünü nakleder); Taberânî, el-Mu'cemü'l-kebîr, VI/36, H.no:5438; el-Mu'cemü'l-evsat, IV/87, III, H.no:3680, 3692; Beyhakî, es-Sünenü'l-kübrâ, VII/98.

[45] Ya da "...aynı yatakta yatmasın!"

[46] Azİmâbâdî, Avnü'1-Ma 'bûd, XI/40.

İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/354.

[47] Sened:

Sahih: Müsned, III/362, H.no:13699; Heysemî, Ahmed b. Hanbel tarafından rivayet edilen bu hadisin râvîlerinin sika olduklarını, fakat Ali b. Zeyd ile delil getirilip getirilmeyeceğinde İhtilafın bulunduğunu belirtir, Bk.Mecma \ 1/269.

Ebû Hüreyre'den (RadıyallahU anh) şahidi için bk. 11/514-515, H.no:10626; 11/535, H.no: 10856; 11/392, H.no:9067; Buharı, Gusl, 20; Ehâdîsü'l-Enbiyâ, 28; Tefsîr, 11; Müslim, Hayz, 75; Tirmitf, Tefsîr, 33/24, H.no:3221.

Buhâri, Gusl, 20: "tsrâiloğullan çıplak ve birbirlerine bakarak yıkanırlardı. Musa (Aleyhisselâm) ise (haya ve edebinden dolayı) tek başına yıkanırdı, tsrâiloğullan: "Vallahi, Musa'yı bizimle beraber yıkanmaktan engelleyen mutlaka kasığının çıkık olmasıdır" diyerek (ona eza verirlerdi). (Mûsâ) bir seferinde yıkanmaya gitmiş, elbiselerini de bir taşın üstüne koymuştu. Taş elbisesini alıp götürdü. Musa (Aleyhisselâm) da: "Aman taş elbisemi bırak" diyerek taşın peşine düştü. Neticede tsrâiloğullan Musa'ya baktılar ve: "Vallahi, Musa'da bir kusur yokmuş" dediler. Elbisesini aldı ve taşa vurmaya başladı." Ebû Hüreyre: "Vallahi, taşa vurulan o darbelerden altı veya yedisinin izi hâlâ durmaktadır."

Buhâri, Tefsîr,l I: "Musa (Aleyhisselâm) çok hayalı biriydi. Bu durumu Allah Teâlâ-nın şu sözü doğrulamaktadır: "Ey imân edenler! Musa'ya eziyet verenler gibi olmayın. Çünkü Allah onu (İsrâİloğullanmn) sözlerinden temize çıkardı. Allah katında onun değerli bir yeri vardı." (Ahzâb 33/69)"

Bu rivayet 440/748. hadiste zikredilmişti.

[48] Yani derine girmedikçe.

[49] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/354-355.

[50] sened:

Zayıf: Müsned, VI/63, H.no:24225; Benzer rivayet için bk. VV190, H.no:25444; îbn Ebî Şeybe, 1/100, H.no:1130; İbn Sa'd, Tabakât, 1/384; VIII/193; Tirmizî, Şemail, H.no:344 (İbn Hacer el-Heytemî, Eşrafii'l-vesâil ilâ fehmi'ş-Şemâil, s.521); İbn Mâce, Taharet, 137, H.no:662; Nikâh, 28, H.no:1922; Beyhakî, es-Sünenü'l-kübrâ, VII/94; Bûsırî, senedindeki Hz. Aİşe'nin âzâdlığının isimlendirilmemesi sebebiyle hadisin isnadını zayıf sayar. Taberânî'nİn el-Mu'cemü's-sağÇr isimli eserinde Bereke b. Muhammed kanalı ile de nakledildiğini, fakat bu râvinin Dârekutnî tarafından: "yalancıdır, hadis uydurur". Hâkim tarafından: "mevzu / uydur­ma hadisler nakleder", tbn Adiy tarafından da: "sair hadisleri batıldır" cümleleri ile tenkide tabi tutulduğunu belirtir. Bk.Misbâhu'z-zİicâce, 1/85; 11/109.

Müsnedi tahric eden Hamza Ahmed ez-Zeyn 25444. hadiste: "Hz. Aİşe'nin âzâdlığı Ebû Yunus'un mechullüğü sebebiyle hadis zayıftır" derken, 24225. hadis İçin "isnadı sahih­tir" demiştir. Bu senedde de aynı şahsın yer almış olmasına rağmen böyle bir yargıya varılmış olması herhalde bir dalgınlık eseridir.

Hz. Aİşe'nin âzâdhğı ile ilgili rivayetlerin değerlendirmelerine baktığımızda şu sonuç­larla karşılaşabiliriz: Heysemî: "Onu tanımıyorum" der (Bk. Mecma', V/174); Bûsırî: "müphem" sayar (age., 1/85; 11/109); Beyhakî'nin rivayetinde: "Ebû Amr" künyesi ile zikredilir (es- Sünenü'l-kübrâ, IV/272); Abdürrezzak'ın rivayetinde: 'Talha'nın kızı" şeklinde geçer (Musannef, VI/444, H.no: 11598). Ayrıca Hz. Âİşe'nin âzâdlığının mirası konusunda Kasım b. Muhammed b. Ebûbekir, Abdullah b. ez-Zübeyr'e miras davası İçin müracaat eder. İbnü'z-Zübeyr de Abdullah b. Abdurrahman b. Ebûbekir lehine hükmeder. (Muhammed, Hz. Âişe'nin ba­ba bir kardeşi, Abdurrahman İse öz kardeşidir) Bk. Abdürrezzak, IX/32-33; Beyhakî, es-Sünenü'l-kübrû, X/305. İbn Ebî Şeybe'nin Musannef inde Ebû Amr'm imamlık yaptığı bilgisi de verilir:

Bk. İbn Ebî Şeybe, 11/31, H.no:6112; Abdürrezzâk, Musannef, 11/393, H.no:3824 (Kölenin imamlığı konusunda); Şafiî, Müsned, s.54. Ztyâd b. Umeyra es-Sadefî İsimli bir râvi de Hz. Âişe'nin âzâdlığı olarak tanıtılır. Bk. İbn Ebî Hatim, ei-Cerh, III/540, Trc.no:2442; İbn Hıbbân ise Ziyâd b. Umeyra es-Sayrafî isimli râvînin Hz. Âişe'nin âzâdlığından hadis naklet­tiğinden bahseder. Bk. Sikât, VI/327, Trc.no:7947; İbn Mâkûlâ ise Ziyâd b. Umeyra es-Sadefî'nin Hz. Âişe'nin âzâdlığından hadis aldığından bahseder. Bk. İkmâl, VI/279.

Hz. Âişe'nin âzâdlığı olarak zikredilen kişiler

a-Ebû Amr Zekvan: Buhârî ve Müslim ricalinden olan bu zat Kurrariin en fasihlerin­den olup sika biridir. Harre olayiannda vefat etti. Bk. Zehebî, Kâşif, Trc.no: 1490; el-Mukîenâ fiserdi'l'künâ, 1/428, Trc.no:4618; İbn Hacer, Takrîb, Trc.no:1842; Buhârî, et-Târîhu'l-kebîr, III/261,Trc.no:896.

b-Ebû Yunus; Müslim ricalinden olup sika biridir. Bk. Zehebî, Kâşif, Trc.no:6907; İbn Hacer, Takrîb, Trc.no:8458. Bu râvi ile ilgili rivayet için bk. 129/999. hadis.

c-Ebû Hafsa: Bk. Nesâî, Küsûf, 13, H.no:1479; es-Sünenü'l-kübrâ, 1/574, H.no:1866; Zehebî, Kâşif, Trc.no:5687; el-Muktenâ, 1/196, Trc.no: 1716; İbn Hacer, Takrîb, Trc.no:8058 (makbul biridir). Buhârî, el-Künâ, s.26, H.no:207.

d-Abdullah b. Sa'd: Bk. Buhârî, el-Edebü'l-müfred, s.82, H.no:207; et-Târîhu'l-kebîr, V/106, Trc.no:309. EbÛ Hüreyre'nin talebesidir.

e-Ebû Mudille: Zehebî: "Sika sayılmıştır" der. Bk. Kâşif, Trc.no:6821; el-Muktenâ, 11/68, Trc.no:5654; İbn Hacer, Takrîb, Trc.no:8349 (makbul biridir). İsmi Ubeyduliah'tır. Tirmİzî hadislerinin hasen olduğunu söyler. Bk. Sünen, Deavât, 9, H.no:3592.

f-Abduİlah b. Ferrûh: İbn Ebî Hatim onun meçhul biri olduğunu söyler. Bk. Cerh, VI/137,Trc.no:638.

Hz. Âişe'nin âzâdlığının mütabii de bulunmaktadır. Zehebî ve İbn Hacer, meçhul sayılan Zeyd b. Hasan el-Mısrî*yi tanıtırlarken aralarında İmam Mâlik'in de bulunduğu bir sened zinciri ile şu rivayete yer verirler:

Zehebî, Mîzân, Vliyi 12, Trc.no:408; İbn Hacer, Mîzân, 11/504, H.no:2024. Bu rivayet de zayıftır.

[51] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/355-356.

[52] Sened:

Hasen: Müsned, VI/150, H.no:25045; Benzer rivayetler için bk. VI/218, H.no:25709-25710; VI/259, H.no:26104; Ebû Dâvûd, Salât, 84, H,no:641; Tirmizi Salât, 160, H.no:377 (Bu konuda Abdullah b. Amr'dan da nakil vardır. Hz. Âişe'nin hadisi ise basendir); İbn Mâce, Taharet, 132, H.no:655; İbn Huzeyme, 1/380, H.no;775. Ayrıca bir sonraki 375/1245. hadise bk.

[53] Bazı rivayetlerde şeklinde ya da şeklinde sıfat olarak gelmiştir. (Bk. İbn Huzeyme, Sahih, 1/380; İbn Hibban, Sahih, IV/612)

[54] Azimâbâdî, Avnü'l-Ma'bÛd, 11/243; MübârekpÛrî, Tuhfetü'l-ahvezî, 11/314; Münâvî, Feyzu’l-Kadir, VI/416.

İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/356-357.

[55] sened:

Sahih: Müsned, VI/96, H.no:24527; Diğer rivayet için bk. VI/238, H.no:25894; Ebû Dâvûd, Salât, 84, H.no:642; An Afdc*. Taharet, 132, H.no;654; Beyhakî, es-Sünenü'l-kübrâ, 11/223.

Bennâ hadisin isnadındaki râvilerin Buharı ve Müslim'in Sahih'lerinde geçen ricalden olduğunu söyler. Bk. BUlûğu'l-emânî, 111/90.

Ayrıca bir önceki 376/1246. hadise bk.

[56] Ümmü Talhati't-Talehât olarak bilinen bu kadının ismi Safiyye bt. Haris b. Talha'dır. Bk Zehebl Kâşif, 11/511.

[57] Talhatü't-Talehât ya da Ebu'l-Mutarrif el-Basri olarak bilinen zat Talha b. Abdullah b. Halef b. Es'ad b. Âmir el-Huzâî'dir. Bk. İbn Hacer, Takribu 't-Tehzib, 282, H.no: 3022

Talhatü't-Talehât''in manası Talhalar'ın Talha'sı demektir. Talhalar'dan kasıt Talha isimli cömert kişilerdir,jm\ar şu kişilerdir:

Talha b. Ubeydullah et-Teynıî, Talha b. Ömer b. Ubeydullah, Talha b. Abdullah b. Avf, Talha b. Hasan b. Ali ve bu zat Talha b. Abdullah b. Halef b. Es'ad b. Âmir'dir. Bunların İçinde en cömerdi olduğu için Talha b. Abdullah'a Talhalar'ın Talha'sı denmiştir. Bk. İbn Hacer, Tehzibü't-Tehzib, V/17.

[58] Hz. Âişe annemiz Cemel vak'asından sonra Basra'da Abdullah b. Halefin evinde bulunan Safiye'niıı yanına uğradı. Bk. Bennâ, age., M/89.

[59] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/357-358.

[60] Sehnûn. Müdevvene, 1/95; Şîrâzî, age., 1/64; Merğınânî, age., 1/43: İbn Kudâme, age., 1/632; Desükuage.. 1/212-213.

[61] liram Şafiî, (jmm, V/109; Sehnûn, age., 1/94-95; Şîrâzî, age., 1/64; Merğınânî, age., 1/43, 44: Hm Rüşd, Bidayetü'l-müctehid, 1/83; İbn Kudâme, age., 1/637, 639; DesÛkî, age., 1/213.

[62] Sehnmı, age., 1/94; İbn Rüşd, age., 1/84; İbn Kudâme, age., 1/639.

İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/358-359.

[63] Ibııü'i-Esîr, Nihâye, 11/217, Karahisarî, Ahterİ-i kebir, 1/429; Şemseddin Sami, Kamus-ı Türkî, 661.

[64] F-tiuzîlbâbâdî, el-Kamusu'l-muhît, 437; Mutarrİzî, Muğrib, 1/38; Semseddİn Sami, age,, 92.

[65] Şemsüddin Sami, age., 1083.

[66] Razi, Muhrâru's-Sıhâh, 296.

[67] Bk. Wensinck, el-Mu'cemu'l-müfehres, serâvîl/serâvîlât maddesi.

[68] Deylemî, Firdevs, 1/28.

[69] İbn Hacer, Fethu'l-Bârt, X/269; Semseddin Sami, age., 1047.

[70] Râzî, age., 203; Semseddin Sami, age., 606.

[71] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/359-360.

[72] sened:

Sahih: Müsned, 11/243, H.no:7305; Buhâri, Salât, 5; A/ws/im, Salât, 277; Ebû Dâvûd, Salât, 77, H.no:626; Nesâî, Kıble, 18, H.no:767; Dârimî, Salât, 99, H.no: 1378.

Hadisin Ebû Hüreyre'den bir başka rivayeti ve şâhidleri için bir sonraki 378/1248. hadisin tahricine bk.

[73] Metindeki ek: Bir keresinde de kelimesi ile söyledi (ki bu da omuz manasına gelmektedir).

İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/360.

[74] sened:

Sahih: Müsned, Ü/266, H.no:7597; Benzer rivayetler için bk. D/255, H.no:7459; D/520, H.no: 10695; D/427, H.no:9480; ü/319, H.no:8234:

Buhâri, Salât, 5; E£Û DâvÛrf, Salât, 77, H.no:627; Âto<Sf,Kibîe, 18, H.no:767; Dârimî, Salât, 99, H.no:1378; Abdürrezzâk, 1/353, H.no:1374; An Huzeyme, 1/376, H.no:765.

Heysemî'nin Taberânrnin Evsat'ına nisbet ettiği Ebû Hüreyre rivayeti mealen şöyledir: "Rasûlutlah bUründüğU bir elbise içinde bize namaz kıldırdı. Elbisenin İki ucu birbirine ulaşmıyordu. Rasululİah onu bağladı." Heysemî bu rivayetin senedinde biyografisini bulamadığı bir râvinin varlığından bahseder. Bk. Mecma', 11/50.

Bu konuda Ebû Hüreyre'den nakledilen diğer rivayetler için bk. 377/1247 ve 386/ 1256. hadisler.

Hadisin şâhidleri:

a-(Ek) Enes b, Mâlik1 ten (Radıyallahü anh) şahidi:

, 111/239, H.no:İ3444; III/257, H.no:13637 (Mükerreri: IH/281, H.no:13923);

III/159, H.no:12554; Benzer rivayetler İçin bk. III/262, H!no:13696, 13698; Ilİ/216, H.no:13193; III/243. H.no:13490; IIV128, H.no:12324 (Mükerreri: III/I27, H.no:12220):

Tirmizî, Salât, 151, H.no:363 (hasen-sahih) (ij*ıî & ^ 'jk* *-ı.'> y). Heysemî Enes'ten

nakledilen hadisleri Bezzâr ve Ebû Ya'lâ'ya nisbet eder. Bir rivayetin râvilerinin sika sayıldığını, diğer rivayetin ise senedindeki râvilerin sahih hadis ricalinden olduklarını ifade eder. Bk. age., 11/49. Enes b. Mâlİk'İn bu konudaki rivayetlerinden biri de Ümmü'1-Fadl bt. Hâris'ten naklettiğidir. Bu rivayet İçin (o) şıkkına bk.

b-(Ek) Ebû Seleme b. Abdurrahman'ın Hz. Peygamber'İ gören bir sahâbîden (Radıyallahü anh) şâhİdİ:

, III/462, H.no:15744 {Mükerrerleri: IV/17, H.no: 16162; V/366, H.no:22996); Heysemî, Ahmed b. Hanbel'in râvilerinin sahih hadis ricali olduklarını belirtir. Bk. age., H/49. c-(Ek) Ömer b. Ebö Seleme'den (Radıyallahü anh) şahidi:

, IV/27, H.no:16287; IV/26, H.no:16281 (Ll ff ^ ^); IV/27, H.no:16288;

IV/26, H.no:16285; Afâ/ilt, Cemâat, 29; Buhâri, Salât, 4; Müslim, Salât 278-280; ££Û Dâvûrf, Salât, 77, H.no:628; İbn Mâce. ikâme, 69, H.no:1049; Taberânî, el-Mu'cemü'l-kebîr, IX/21, 24, H.no:8270, 8286;

d-(Ek) Abdullah b. Ebû Ümeyye'den (Radıyallahü anh) şahidi:

Müsned, IV/27, H.no; 16294; Heysemî, senedindeki râvilerinden Abdurrahman b. Ebu'z-Zinâd'ın zayıf olduğunu söyler. Fakat hadisin Taberânî tarafından nakledildiğine işaret ederek bu sözünü "tariklerinden birinde bulunan..." cümlesi ile kayıtlar. Bir diğer rivayette sİka-müdellis biri olan İbn İshak'ın bulunduğunu, bu zatın da an'ane ile naklettiğini İfade eder. Heysemî, İbn Abdilberr'in imam Müslim b. Haccac'ı senedinde hatalı bulur. Çünkü senede ismi geçen Urve b. Zübeyr değil, Abdullah b. Ebû Ümeyye'nin oğlu Urve'dir der. Ayrıca o Abdullah b. Ebû Ümeyye'nin yaşının küçüklüğünü bahane göstererek sahabeden oluşunu kabullenmez. Bk. age., ü/48-49.

Bu sahabi Abdullah b. Abdullah b. (Ebû Ümeyye) Muğîre el-Mahzûmî (Radtyaüahü anh) olarak da karşımıza çıkar:

Müsned, IV/27, H.no: 16293; Heysemî, senedindeki râvilerin sika olduklarını belirtir. Bk. age., 11/48. Heysemî bir önceki rivayetin değerlendirmesinde tbn tshak'tan ve onun an'ane yapmasından bahsetmişti. Demekki o sadece Taberânîdeki hadise vakıf olmuş, bu rivayeti gözden kaçırmış, tbn İshak bu rivayette tahdis sigası ile nakletmektedir.

e-Ebu'd-Derdâ'dan (Radtyallahü anh) şahidi:

An Af&w, Taharet, 83-84, H.no:541-542. "

f-(Ek) Ebû Saîd el-Hudri'den (Radıyallahü anh) şahidi:

Müsned, İÜ/59, H.no:11498; İÜ/52, H.no: 11431; 10/15, H.no:l 1058; DI/10, H.no:l 1014:

Müslim, Salât, 281-283; An A/-3ce, İkâme, 69, H.no:1048. Bu hadis Müsned'de şu sened ve metinle de geçer:

Müsned, III/356-357, H.no:14780; m/15, H.no:l 1058:

Benzeri: 111/54, H.no: 11457 (Bu rivayet Ali b. İshak - Abdullah b. Mübarek - İbn Lehi a ... senedi ile nakledilir); Heysemî, senedinde hakkında tenkid bulunan İbn Lehîâ'nın bulunduğunu belirtir. Bk. age., 11/48-49.

g-Câbir b. Abdullah'tan (Radıyallahü anh) şahidi için bk. 380/1250, 381/1251 ve 388/1258. hadisler

h-Keysan'dan (Radıyallahü anh) şahidi için bk.379/1249. hadis.

ı-Sehl b. Sa'd'dan (Radıyallahü anh) şahidi İçin bk.382/1252. hadis.

i-Übey b. Ka'b'dan (Radıyallahü anh) şahidi için bk.384/1254. hadis.

j-lbn Abbas'tan (Radtyallahü anhiimâ) şahidi için bk.385/1255. hadis.

k-İbn Ömer'den (Radıyallahü anhiimâ) şahidi için bk.387/1257. hadis.

1-Seleme b. Ekva'dan {Radıyallahü anh) şahidi için 389/1259. hadise bk.

rn-Ümmü Hânî'den (Radıyallahü anhâ) şahidi için 383/1253. hadise bk.

n-(Ek) ÜmmU Habîbe'den (Radıyallahü anhâ) şahidi:

Bk. Müsned, Vl/325, H.no:26640; Heysemî, senedindeki râviierin sika olduklarını belirtir. Ebû Ya'lâ ve Taberânrye nİsbet ettiği hadisi de ele alır ve Ebû Ya'lâ'nın isnadının hasen olduğunu söyler. Bk. age., 11/49.

o-Ümmü'1-Fadl bt. Haris't en (RudıyalUıtıii un hû) şahidi için bk. 578/1448. hadis.

p-(Ek) Hz. Âişe'den (Radıyallahü anhû) şâhİdt:

Bk. Müsned, VI/32, H.no:23926; Ebû Dâvûd, Salât, 79, H.no:63l; Bu rivayeti Heysemî Ahmed b. Hanbel'İn Huzeyfe'den de naklettiğini râviterinin ise sahih hadis ricalinden olduklarını söyler (Bk. age., 11/49):

Bk. (Ek) Müsned, V/402, H.no:23289;_V/403, H.no:23297. Ebû YaTffnın Hz. Âişe'den naklettiği rivayete Heysemî hasen; Hz. Âişe'nin bakıcısı/dadısı Ebû Abdurrah'man'ın Taberânînin Evsat'ında geçen rivayeti için de zayıf hükmü verir. Bk. age., 11/49-50;

Ayrıca Heysemî bu konuda şu sahâbrlerden de nakledilen hadislere yer verir: Esma bt. Ebû Bekir, Ammar, Ebû Cühayfe, Ubâde, Muâz, Ebû Ümâme, Abdullah b. Üneys, Abdullah b. Sercis, Hâlid b. Velid ve el-Feletân b. Asım el-Cermrden de rivayetler verir. Bk. age., U/48-51.

* Tek parça elbise giyilirken dikkat edilmesi gereken konu hakkında Ebû Hüreyre (390/1260) ve Câbir b. Abdullah (391/1261) hadislerine bk.

[75] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/360-363.

[76] Bununla ilgili rivayetler için bk. Tahavî, 1/378-380.

[77] Bu konudaki rivayet için bk. MUsned Trc. H.no: 380/1250.

[78] Tahavî, Şerhu meani'l-âsâr, 1/382; Şîrâzî, age., 1/64; İbn Ruşd, age., 1/83; İbn Kudâme, age., 1/619.

İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/363.

[79] Sened:

Hasen: Müsned, m/417, H.no:15384; İkinci rivayet: m/417, H.no:15385; İbn Mâce, İkâme, 69, H.no:1050-1051; Taberânî, el-Mu'cemü'l-kebîr, XIX/194, H.no:436.

Senedinde yer alan sahâbi Keysan b. Cerir'in oğlu Abdurrahman b. Keysan, İbn Hıbbân tarafından sika sayılmasına rağmen mestur kabul edilmiştir. Amr b. Kesîr b. Efiâh'ta ise bir beisin olmadığı Ebû Hatim tarafından ifade edilmiştir. İbn Hıbbân sika saymış, fakat Ali b. el-Medînî "Ma'rûf değildir/mechûldür" demiştir.

Bennâ, hadîsi tbn Hacer'in Ad^e'sinde sadece Ahmed b. Hanbel'e nisbet ettiğini ve hasen saydığını ifade eder. Bk. Bülûğu'l-emânî, 111/93.

Hadisin şâhidleri için bk. 378/1248. hadis.

[80] Mekke'de bir yer İsmidir. Bİr zamanlar orada yemek hazırlandığı ve damıtıldığı için de bu isim verilmiştir. (Bk. İbn Hişam, Sîret, 1/242; Taberî, Tarih, 1/371; Hamevî, Ahbâru Mekke, V/147)

[81] Teveşşuh: Ridânm sol ucunu sol kolun altından geçirip sağ omuza atmak ve sağ tarafını da sağ kolun altından geçirip sol omuza atmak ve bağlamaktır. (Bk. Münâvî, Feyzu'l-Kadîr,VU342)

[82] İbn Hacer, İsabe, V/627.

[83] Kılınan iki rekattan Rasûlullah'in yolculukta olduğu anlaşılmaktadır. Bk. Bennâ, age., İÜ/94.

İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/363-364.

[84] İbn Sa'd, Tabakât, 1/459.

[85] İbn Sa'd, age., 1/458.

[86] îbn Sa'd, age., 1/458; Tirmizî, Şemail. 102-103; Beğavî, el-Envârfi şemaili'n-Nebîyyi7-Muhtâr, 11/513.

[87] İbn Sa'd, age., 1/457.

[88] İbn Sa'd, age., 1/453.

[89] îbn Sa'd, age., 1/454,459; tbnÜ'l-Cevzî, Vefa, 576.

[90] İbn Sa'd, age., 1/461.

[91] İbn Sa'd, age., 1/449; Tirmizî, age., 115.

[92] îbn Sa'd, age., 1/451-452; îbnU'l-Cevzî, age., 582.

[93] Ebû Dâvûd, Tereccül, 18; Tirmizî, Edeb, 48.

[94] İbn Sa'd, age.. î/460; Beğavî, age., 11/531.

İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/364-365.

[95] Sened:

Sahih: Müsned, III/328, H.no:14455; Bu senedde yer alan Füleyh b. Süleyman b. Ebu'l-Muğîre (v. 168/784) sadûk, fakat çok hata yapan biridir. Hadisin mütâbaatı çoktun ni/335, H.no: 14529:III/326, H.no:14433 (v^i Jt-İ); ffl/356-357, H.no:14780; TII/357, H.no:14784; İÜ/391, H.no:15143; III/294, H.no:14068; IIJ/300, H.no:14Î37;'lIV312, H-no: 14280 (388/1258. hadis); IH/324, H.no:14406; III/293, H.no:14052; III/375, H.no:14963; III/379, H.no: 14994; HI/386, H.no:15076; III/387, H.no:15098; III/385, H.no:r5069 (Âsimb. Ubeydullah b.'Âsım b. Ömer b. Hattâb sebebiyle zayıftır):

Müslim, MüsâfirÛn, 196.

Buhari Salât, 3; Müslim, Salât, 281; Ebû Dâvûd, Salât, 80-81, H.no:633-634; İbn Mâce, İkâme, 44, H.no:974.

Aynca bir sonraki 381/1251 ve 388/1258. hadislere bk.

Hadisin şâhidleri için bk. 378/1248. hadis.

[96] Metinde geçen ahmak lafzı ile cahil ve doğru düşünemeyen kişi kastedilmektedir. Bk. Azimâbâdî, Avnü'l-Ma'bÛd, II/234.

[97] Râzî, Muhtâru's-Sıhâh, 347.

[98] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/365-367.

[99] Sened:

Hasen: Müsned, m/343. H.no:14630; Benzer rivayet: IH/352, H.no:U735:

Hadisin senedindeki Abdullah b. Muhammed b. Akîl, sadûktur, hadiste leyyindir. ömrünün son dönemlerinde ihtilât ettiği belirtilir.

Ayrıca bir önceki 380/1250 ve 388/1258. hadislere bk.

Hadisin şahidi eri için bk. 378/1248. hadis.

[100] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/367.

[101] Sened:

Sahih: Müsned, III/433, H.no:15499; Diğer rivayet için bk. V/331, H.no:22708; Salât, 6 (Buhârî'nin bab başlığı:

Ezan, 69; Amel, 14; Müslim, Salât, 133; Ebû Dâvûd, Salât, 78, H.no:630; Nesâî, Kıble, 16, H.no:764.

EbÛ Saîd el-Hudrî'den (Radıyallahü anh) şahidi: Müsned, III/3, H.no:10936 (uzun bir rivayetin sonunda); 111/16, H.no: 11063:

Bu şâhid için 193/501 ve 39/909. hadise bk. Hadisin tamamı cemaatle namazda safların düzgün tutulması ile ilgili başlıkta 1454/2324. hadiste zikredilecektir. Câbir'den (Radtyallahü anh) şahidi:

III/293, H.no:14055; m/387, H.no:I5099. Bu şâhid de 1456/2326. hadiste zikredilecektir.

Hadisin her iki şahidinin de senedinde Abdullah b. Muhammed b. Akîl vardır, bu zat sadûk biridir.

Saf tertibi ile ilgili olarak Ebû HUreyre'den {Radtyallahü anh) şahidi için bk. Müsned, D7367, H.no:8784; ü/247, H.no:7356; U/340, H.no:8467; ü/354, H.no:8629; fl/438, H.no: 9611 (Bu rivayet de "kadınların mescidden engellenmemesi" ile ilgili lafızlarla başlamaktadır); Müslim, Salât, 132; EbÛ Dâvûd, Salât, 97, H,no:678; Tirmi& Salât, 52, H.no:224 (hasen-sahih).

Hadisin tek elbiseyle namaz kılma ile ilgili şâhidleri İçin bk. 378/1248. hadis.

[102] Bu kişinin RasÛlullah olduğu belirtildi. Bk. İbn Hacer, Fethu'l-Bârî, Ü7236.

[103] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/367-368.

[104] Bk Müsned Trc. H.no: 380/1250.

[105] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/368-369.

[106] Sened:

Sahih: Müsned, VI/343, H.no:26783; Benzer rivayet:

VI/342, H.no:26776,26780-26781,26778-26779; VI/341, H.no:26766-26768,26771; Vl/343, H.no:26784, 26787-26788; VI/423, H.no:27252; VI/423-424, H.no:27253; VI/425, H.no:27261 (Bu rivayet üç ayrı konuyu da birleştirir: Yıkanırken gizlenme (443/751. hadise bk.), duha namazı ve tek elbise ile namaz), 27264-27265; VI/424, H.no:27259 (Bu rivayette dört rekat geçmektedir); Mâlik, Kasr, 27-28; Buhârî, Salât, 4; Taksîru's-Salât, 12; Müslim, Salâtü'l-müsâfırîn, 80-83; Dârimî, Salât, 151, H.no:İ461.

25-26/333-334. hadislerle karşılaştırınız. Ayrıca duha namazı ile ilgili bölümde de zikredilecektir.

Şâhidleri İçin bk. 378/1248. hadis.

[107] Bu rivayetin metni için bk. Müsned Trc. 383/125 nolu hadisin tahricİ.

İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/369.

[108] Sened:

Hasen: Müsned, V/141, H.no:21173; Heysemî, hadisin Ahmed b. Hanbel'in oğlu Abdullah ve Taberânî tarafından Zir b. Hubeyş'in Übey b. Ka'b ve İbn Mes'ûd'dan mevkuf olarak nakledildiğini, Ebû Nadre'nİn Übey b. Ka'b ve İbn Mes'ûd'dan hadis İşitmediğini-ifade eder. BkMecma ',11/49.

Senedindeki Ebû Nadre b. Bakıyye meçhuldür. Abdullah es-Sekafî sika olmasına rağmen ömrünün son üç yılını ihtilâtlı olarak geçirmiştir. Ebû Mes'ûd el-Cüreyrî de aynı şekilde vefatından önce ihtilâl etmiştir.

Hadisin şâhidleri için bk. 378/1248. hadis. Bu şâhidleri ile hasen li ğayrihî seviyesine yükselir.

[109] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/369-370.

[110] Sened:

Sahih: Müsned, 1/265, H.no: 2384; Benzer rivayetler:1/256, H.no:2320; 1/265, H.no:2385; 1/303, H.no:2760;l/32Ö, H.no:2940; 1/354, H.no:3327 (Bu benzer rivayetlerin hepsinin senedi zayıftır. Çünkü senedlerinde Hüseyin b. Abdullah b. Ubeydullah b. Abbas bulunmaktadır. Bu râvi zayıftır. Heysemî: "Ahmed b. Hanbel, Ebû Ya'lâ ve Taberânfnin Evsat ve Kebîr'inde nakledilen hadisin Ahmed b. Hanbel isnadı sahih hadis ricâlindendir" der. (Bk. Mecma', 11/48) Hâlbuki Hüseyin sahih hadis ricalinden biri değildir); Heysemî'nin Taberânî'nin Evsat'ına nisbet ettiği ve hasen hük­mü verdiği rivayet de şöyledir: "Rasûlullah yünlü bir elbiseye bürünmüş, elinde bir mızrakla. Üsâme b. Zeyd'e de dayanmış bir vaziyette yanımıza çıka geldi. Mızrağı Önüne diktirdi. Sonra ona doğru namaz kıldı." Bk; age.. 11/50; Beyhakî, es-Sünenü'l-kübrâ, 11/108.

Bennâ bu lâfızla başka bir kaynakta bulamadığını, ancak hadisin isnadının ceyyid olduğunu söyler. Bk. Bülûğu'l-emânî, 111/97.

[111] Teveşşuh kelimesinin anlamı için bk. 379/1249. hadisin dipnotu.

[112] Bazı rivayetlerde şeklindedir. Ayrıca şâhidleri için bk. Tahâvî, Şerhu Meâni'l-âsâr, 1/380-381.

[113] Hadramevt, Yemen'de bir yer ismidir ve bu kumaş orada dokunmuştur. (Bk. Bennâ, 111/97)

[114] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/370-371.

[115] sened:

Sahih: Mü'sned, 11/230, H.no:7149; İkinci rivayet: 11/238-239; H.no:7250; Benzer rivayetler için bk. ü/285, H.no:7817; D/345, H.nq:8530; H/495, H.no:}0368; D/498, H.no:lÖ412; H/499, H.no: 10433; Buharı, Salât, 9 ziyadesiyle; Mâlik, Cemâat, 30, 31:

Afto/ûn, Salât, 275-276; An, ikâme, 69, H.no: 1047; Dârimî, Salât, 99, H.no: 1377;Taberânî, el-Mu'cemü's-sağîr, 11/253, H.no: 1117. EK: Talk b. Ali'den (Radıyallahüanh) şahidi:

Müsned, IV/22, H.no: 16237, 16239; IV/23, H.no:16241 ("Bir gecede iki vitir namazı kılınmaz" hadisi ile birlikte nakledilen bu rivayetin senedinde Muhammed b. Câbİr bu­lunmaktadır. Bu râvi sebebiyle hadisin isnadı hasendir); Ebû Dâvûd, Salât, 77, H.no:629; Vitir, 9, H.no:1439; Nesâî, Kıyam, 29, H.no:1677; İbn Huzeyme, 11/156, H.no:l 101. Hadisin şâhidleri için bk. 378/1248. hadis.

[116] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/371-372.

[117] Bühatî, Salât, 9; İbn Hıbbân, Vl/75.

[118] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/372.

[119] Sened:

Sahih: Müsned, 1/16, H.no:96; Senedinde İbn îshak bulunmaktadır. O da tahdis sigası ile nakletmİştir. Ayrıca Ebû Davud'un rivâyetindeki Eyyûb es-Sahtİyânî bu zâtın mütâbiidir:

Beyhakî, es-Sünenü'l-kübrâ, 11/235-236. Bennâ hadisin isnadının ceyyid olduğunu söyler. Bk. Bulûğu'l-emânî, 111/97.

Rivayet Hz. Ömer ile oğlu Abdullah b. Ömer'in sözü olduğu İçin mevkuftur. NâtT, hadisin merfÜ oluşunda şüphe etmiştir. Burada verilen rivayet Müsned'de Hz. Ömer'in hadisleri arasında zikredilmiştir. İbn Ömer'in hadisleri arasında zikredilen rivayet ise şöyledir:

Bk. Müsned, 11/148, H.no:6356. Ahmed Muhammed Şâkir bu rivayetin tahricinde konu ile ilgili rivayetlerin her birini vererek hadisin merfû olduğunu benimsemiştir.

Heysemî İbn Ömer kanalı ile nakledilen bir rivayete yer vererek hadisi Bezzar'a nisbet eder ve isnadının çok zayıf olduğunu ifade eder. Bu rivayet mealen şöyledir: "Hz. Peygamber ayakta tek elbise içinde namaz kılarken kendisi onun yanına gider. Rivayetin devamında şöyle der: 'Ben namaz kılmak İçin sol tarafına durmuştum. Beni döndürdü ve sağ tarafına geçirdi'" Bk. Mecmu', 11/50.

Hadisin şâhidleri için bk. 378/1248. hadis.

[120] Sarih ismi geçen rivayet için bk. Ebû Dâvûd, Salât, 81, H.no: 635; Beyhakî, 11/236.

[121] Tahavi, Şerhu meâni'l-âsâr, 1/377-378.

İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/372-373.

[122] sened:

Sahih: Müsned, III/312, H.no: 14280; Benzer rivayetler için bk. 111/386, H.no: 15076; 111/59, H.no:11500 (Ebû Süfyân Talha b. Nâfı' sebebiyle hasendir); III/294, H.no:14068; III/300, H.no:141317; HI/356-357, H.no:14780; Mâlik, Salâtü'l-cemâa, 34:

Müslim, Salât, 281-283; £M Dâvâd, Salât, 80, H.no:633. Ayrıca bk.380-381/1250-1251. hadisler. Diğer şâhidleri için bk. 378/1248. hadis.

[123] Teveşşuh kelimesinin anlamı için bk. 379/1249. hadisin dipnotu.

[124] Bk Bennâ, 111/99; Başka tarikten gelen rivayette ise o kişi. 'Ben farz namazı (kıldığını) duyuyordum' deyince Câbir: 'Farz olan ve olmayan namazı (böyle kıldı) diye cevap verdi, şeklindedir. Bk. Ahmedb. Hanbel, III/386.

[125] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/373-374.

[126] Sened:

Sahih: Afiis^d, IV/49, H.no: 16474;'Benzer rivâyeüer için bk. IV/49, H.no':16472; IV/54, H.no: 16499; Ebû DâvÛd, Salât, 80, H.no:632; Nesâî, Kıble, 15, H.no:763; Taberânî, el-Mu'cemÜ'l-kebîr, VII/29, H.no:6279;

Bennâ, hadisi İmam Şafiî, İbn Huzeyme, İbn Hıbbân ve Tahâvî'ye de nisbet eder. Buhârî'nin de muallâk olarak Sahih'inde zikrettiğini, et-Târîhu'1-kebîr'de ise bunu mevsûl hâle getirdiğini ifade eder. Bk. Bülûğu'l-emânî, 111/98.

Buhârî bu hadisi muallak bir rivayet olarak Sahih'İne almış ve temriz sigası / meçhul bir fiil olan (yüzkeru/zikredilir ki) ile vermiş ve "isnadı su götürür" demiştir. Bk. Buhârî, Salât, 2.

Hadisin şâhidleri için bk. 378/1248. hadis.

[127] İbn Hacer, Fethu'l-Bârî, 1/466.

[128] İbn Hacer, age., 1/465.

İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/374-375.

[129] Sened:

Sahih: Müsned, İl/419, H.no:9398; Benzer rivayetler için bk. 11/319, H.no:8234 (Hemmâm, H.no:141):

11/380, H.no:8929 (Şu ziyade ile makleder:

11/432, H.no:9550; 11/464, H.no:9938,9940:

11/475, H.no:lbl04; 11/478, H.no:10143; lİ/49l, H.no:103l9:

1^496, H.no: 10390:

11/503, H.no:T0483:

11/510, H.no:10571:

11/529, H.no: 10790:

Malik, Libâs, 17; Buhârî, Libas, 21; Mevâkît, 30; BüyÛ', 62; Ebû Dâvûd, Libas, 22, H.no:4080; Tirmizî, Libas, 24, H.no:1758 (Hz. Ali, İbn Ömer, Âişe, EbÛ Saîd, Câbir ve Ebû Ümâme'den (Radtyallaha anhüm) şahidi vardır. Ebû Hüreyre rivayeti ise hasen-sahihtir); ibn Mâce, Libas, 3, H.no:3560; Dârimî, Salât, 99, H.no: 1378.

Hadisin şâhidleri:

a-(Ek) Ebû Saîd el-Hudrî'den (Radıyallahü anlı) şahidi:

Müsned, III/6, H.no:10964-10965; Benzer rivayetler İçin bk. 111/66, H.no:l 1574:

111/66, H.no:l 1575; 111/95, H.no:11843:

111/96, H.no:11849; III/13,H.no:11036; 111/46, H.no:11359-U360; Buhârî, BüyÛ', 63; Libas, 20; İsti';tân, 42; Müslim, BüyÛ', 3; H>Ö Dâviîrf, Savrn, 49, H.no:2417; Büyü', 24, H.no:3377; Nesâî, Büyü', 23-26, H.no:4506-4514; İbn Mâce, Libas, 3, H.no:3559; Dârimî, BUyû',28,H.no:2565.

b-İbn Ömer'den (Radıyallahü ankumâ) şahidi:

î, Büyü', 23-26, H.no:4506-4514; Taberânî, el-Mu 'cemi 'l-evsat, 1/296, H.no:982. C-Hz. Aişe'den (Radıyallahü anhâ) şahidi:

İbn Mâce, Libas, 3, H.no:3561.

d-Câbir'den (Radtyallalıü anh) şahidi için bir sonraki 391/1261. hadise bk.

[130] Bazı rivayetlerde lamın kesri ile, yani nevini (çeşidini) bildiren masdar şeklinde gelmiştir, örnekler İçin bu hadisin tahricine bk.

[131] Râzî, Muhtâru's-Sıhâh, 370.

[132] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/375-376.

[133] İbnü'1-Esîr, Nihâye, 111/54.

[134] İbnü'l-Esîr.age., 1/335.

[135] İbnü'l-Htlmâm, Fethu'l-Kadîr, VI/415-417.

İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/376-377.

[136] Sened:

Sahih: Müsned, III/357, H.no: İ4792; Benzer rivayetler için bk. ÜI/297-298, H.no: 14112:III/322, H.no:14389; III/327, H.no:14441; Ilİ/331. H.no:14482; Ilİ/349, H.no:147()6; III/293, H.no:14050, 14053; 111^99-300, H.no:14133; III/344, H.no:14640; III/331, H.no:14482 (Abdullah b. Muhammed b. Akil sebebiyle hasendir); m/362, H.no:14836.

A/â/iJt, Sıfetü'n-Nebî, 5; Müslim, Libas, 70; E&3 Dâvûd, Libas, 22, H.no:4081; Edeb, 31, H.no:4865; Ti'rmizt, Edeb, 20, H.no:2767; Nesâî, Zînet, 106-107, H.no:5337-5339.

Bazı rivayetlerde İse sadece sol elle yemek yemenin yasaklanışı vardır. Bk. Müsned, m/334, H.no:14522; HI/387, Rno: 15091; Müslim, Eşribe, 104; İbn Mâce, Efıme, 8, H.no: 3268.

Bazılarında da sadece tek ayakkabı ile dolaşmanın yasaklanışı yer alır. Bk. Müsned, III/326, H.no:14426; m/363, H.no:14833; III/367, H.no:14892;

Hadisin Ebû Hüreyre'den ve diğer sahabeden şahidi için bk. 390/1260. hadisin tahrici.

[137] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/377-378.

[138] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/378.

[139] Şîrâzî, Mühezzeb, 1/64; Merğınânî, Hidâye, 1/43-44; İbn Kudâme, Muğnî, 1/6/5-643; DesÛkî,/ttjıye,I/212/213.

[140] Sehnûn, Müdevvene, 1/95; Şîrâzî, age., 1/64; Merğınânî, age., 1/43; İbn Kudâme, age., 1/637; DesÛkî, age., 1/212-213.

[141] İmam Şafiî, Ümm, V/109; Sehnûn, age., 1/94-95; Şîrâzî, age., 1/64; Merğınânî, age., 1/43, 4; İbn Rüşd, Bidayetü'l-müctehid, 1/83; İbn Kudâme, age., 1/637, 639; Desûkî, age., 1/213.

[142] Sehnûn, age., 1/94; İbn Rüşd, age., 1/84; İbnJCudâme, age., 1/639.

[143] İ.Şafiî, age., V/109; Şîrâzî, age., 1/64; İbn Rüşd, age., 1/82; İbn Hacer, Fethu'l-Bâri, 1/466.

[144] İbn Nüceym, el-Bahru'r-râik, 1/285.

[145] SehnÛn, age.t 1/94.

[146] İ.Şafiî, age., V/109; Maverdî, el-Havi'l-kebîr, 11/169.

[147] Şîrâzî, age., 1764.

[148] Nevevi, MecmÛ1, III/178-180; İbn Kudâme, age., 1/626; DesÛkî, age,, 1/212.

[149] Merğınânî, age., 1/44; İbn Kudâme, age., 1/631; DesÛkî, age., 1/212.

İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 4/378-380.


Kaynak: Müsned-i Ahmed Bin Hanbel - Setri Avret

  Tesettürün Önemi

 

site stats